İlim Öğrenmenin Gerekliliği

  • 11 Mart 2018
  • 78 kez görüntülendi.

İlim Öğrenmenin Önemi Ve Fazileti Hakkında



Bir sağdan soldan duyma bilgilerle bilmişlik taslayabilir.Aslında bu duyduklarının belki biri doğru ise beşi yanlıştır ve bu yanlış üzerine de bir ömür geçirir.Merak edip de araştırma gereği duymadığı için ve yine aynı şekilde bir defa olsun bir bilene istişarede bulunmadığı için çocukluk devresinden ihtiyarlık çağına kadar bu yanlış üzerine yürür.Belki geçte olsa gerçekleri öğrenir ama öğrendiği zaman da çocukluk döneminde ve gençlik döneminde öğrendikleri belleğine kazındığı için yanlışı silip doğruyu oraya yazması imkansız olmasa da çok zor olacaktır.Kaldı ki bir yaşlılığın vermiş olduğu etkilerden dolayı hafızası zayıflayacağı içindir ki sürekli yeni öğrendiği şeyleri tekerrür etmeyecek olursa bu sefer yine bir zaman sonra yeni öğrendiği bildiği unutup eskiye dönüş yapacaktır ve sonunda öyle bir hal alacaktır ki bir insan yedisinde neyse yetmişinde de odur denecek konuma gelecektir ki bu sözünde anlamı zaten budur sanırım…!!!

“İlim ezberlenip insanlara sunulmak için değil,kendisiyle amel edilmek için var edilmiştir. Öğren,öğrendiğini uygula sonra da onu başkalarına öğret.Öğrenip öğrendikten sonra amel edersen ilmin senin adına konuşur (1)”

“Muaz b. Cebel (r.a) şöyle söylemiştir:İlim öğrenin!

Çünkü ;

  • Allah için ilim öğrenmek haşyet,
  • ilim talep etmek ibadet,
  • ilmi müzakere etmek tesbih,
  • ilmi arayıp bulmak cihat,
  • bilmeyene ilim öğretmek sadaka ve
  • ehli olana ilmi aktarmak Allah’a yakınlık vesilesidir.
  • İlim tek başına kalındığı zaman bir dost ve yalnızlık arkadaşıdır (2)”

İlim öğrenmenin faydaları pek çoktur ki bunlardan biriside farkındalılıktır.Cahil birisi yaptığı hatayı farketmez ama bilen birisi bir hata işlediği zaman vicdanen bir ağırlık hisseder ve vicdanen rahatsız olur.Nitekim bu konuda da “Muaz b. Cebel(r.a) şöyle söylemiştir:Akıllı kimse sabah akşam deniz kumları kadar günah işlese,onlardan selamet bulması ve kurtulması pek yakındır.Cahil kimse sabah akşam denizin kumları kadar iyilik yapsa,kazandıklarının zerresini bile elde edememesi pek yakındır.Bunun nasıl olduğu sorulunca şöyle cevap vermiştir:Çünkü akıllı olan adam hata işlediği zaman tövbeye ve kendisine verilmiş olan akılla bunu telafi eder.Cahil ise bina yaptıktan sonra onu yıkan kimseye benzer.Cahilliğinden dolayı güzel amelini ifsad eden şeyler yapar (3)”

“Sehl’e (r.a) şöyle bir soru sorulmuştur:Allah Teala’ya karşı işlenen masiyetler içinde cehaletten daha ağırı var mıdır? O da Evet dedi.Bu masiyetin ne olduğu soruduğunda ise şöyle dedi:Cehaletin cehaleti! Yani kulun cahil olmasına rağmen cahil olduğunu bilmemesi veya cehaletine rağmen kendini bilgili sanması neticesinde cehaletini dile getirmemesi ve buna rıza göstererek doğruyu öğrenmeye çalışmamasıdır.Böyle yapan kul,farzların farzı ve bütün farzların temeli olan ilim öğrenmeyi gözardı etmektedir.Bu durumdaki biri,muhtemeln bilgisizce fetva verecek ve şüpheli hususları dile getirecektir.O hakikat sandığı bu şüpheleri insanlara anlatacak ve kendisi de tatbik edecektir.Onun bu hali,sukut etmesinden daha ağır bir günahtır (4)”

Ve “Yazıklar olsun sana! Şu obur köpek bile,avı korumayı öğreniyor da oburluğunu ve tabiatını değiştiriyor.Yırtıcı kuş da eğitilerek yaratılışının dışına çıkıp yakaladığı avı yeme özelliğini bırakıyor.Senin nefsin eğitilmeye onlardan daha elverişlidir.Ona öğret ve anlat ki dinini yeyip parçalamasın ve Allah’ıns enin yanına bırakmış olduğu emanetine hıyanet etmesin.Nefsini eğitmeden,onunla arkadaşlık etme (5)”

İşte sen öyle bir insansın ki üsttede örneği verildiği üzere bir obur köpek kadar bile becerin ve yeteneği yok.Hayvan bile tabiatını değiştirirken sen yaratılmış olduğun fıtratın dışına çıktığın halde yaratılmış olduğun fıtrata ne dönmek istiyorsun ne de dönmek için mücadele veriyorsun.

Ama nereye kadar…!!!

“Hastalanıp bedenden zaafiyete düşmeniz,ardından ihtiyarlamanız,peşinden bedenen tükenip vefat etmeniz,bunun ardından terkedilip kabre konulmanız,bunu takiben bedeninizin çürümesi,bilahare kabirlerinizden çıkarılıp diriltilmeniz ve Rabbin huzuruna getirilmeniz, hesap için çağrılmanız,muhasebeye çekilip önceden yaptığınız,işlediğiniz ve peşinden gidip vakitlerinizi harcadığınız kötü amelleriniz ve de arzınızı giderdiğiniz şeylerden hesaba çekilmeniz henüz söz konusu değil,bnlarla daha karşılaşmadınız.Bunlar gelmeden yaşadığınız şu vakitleri değerlendirin,değerlendirin,değerlendirin (6)”

Kaldır başını müzikten,tvden, gezmeden,eğlenceden tozmadan günü birlik yaşamaktan.Şöyle bir bak etrafına .Ne tarafa bakacak olsan Allah diyor ki kulum ben varım beni hiç yokmuş sayamazsın ve yaşayamazsın.Bunların bir yaratıcısı var.Senin de var ve tüm bunların mutlak kudret sahibi benim diyor ama tüm benliğini dünya hırsı bürümüş olan bu gaflet uykusundaki kardeşimiz ve sen bir başını kaldırıp da bakmıyorsun düşünmüyorsun? ve Rabbin soruyor;”Ey insan, nedir seni o kerim Rabbin hakkında aldatan? (7)”

Evet belki ilim öğrenmek herkesin karı olmayabilir ve bazı şeyleri bilmek için de şekil itibari ile olsada ilme gerek yoktur.Namaz kılmak için oruç tutmak ve İslam’ın diğer şartlarının var olduğunu ve farz odluğunu bilmek için belki ilme gerek yoktur.Bunların yapılması gerektiğini 5 yaşındaki bir çocuk bile bilir.Ama iş sadece şekilden ibaret değil.Önce farz nedir,vacip nedir,sünnet nedir,mübah-mekruh nedir bunları öğrenmen gerek.Bunları yerine getirmediğin zaman cezanın ne olduğunu yerine getirirsen eğer mükafatının ne olduğunu öğrenirsin.

Ancak unutmamak gerekir ki;

“Sen ey bilen fakat uygulamayı bir yana bırakıp sırf bilginin kendisiyle uğraşan! Ben bilgiliyim, alimim demenin sana ne yararı var ki? Sen yalan söylüyorsun.Kendinin yapmadığı bir işi başkasına buyurmaya,kendi adına nasıl hoşnut olabiliyorsun? Allah (c.c)’Neden yapmadığınız şeyleri söylersiniz (Saf’2)’ buyuruyor (8)”

Ve sen;

“Yazık sana! İnsanlara doğruluğu emrediyorsun ama kendin yalan söylüyorsun.İnsanlara Allah’ı bir kabul etmelerini söylüyorsun ama sen ortak koşuyorsun.İnsanlara ihlası emrediyorsun ama sen gösteriş ve ikiyüzlülük yapıyorsun.Günahları bırakmalarını emrediyorsun ama kendin işliyorsun.Senin gözünden utanma perdesi kalkmış.Şayet inancın olsa utanırdın.Hz Muhammed (s.a.v):Utanmak imanın yarısıdır buyurmuştur (9)”

“İnsanlar hep büyük zarardadır,yalnız alimler bundan kurtulur.Alimler de zarardadır,yalnız ilmiyle amel edenler kurtulmuştur.İlmiyle amel edenlerde zarardadır,yalnız ihlas sahipleri kurtulmuştur.İhlas sahipleride emin olamazlar.Gururlanan da tehlikededir,gururdan kaçan ihlas sahibi de (10)”

“İman basireti ile gören ve Kur’an nuru ile aydınlanan gönül erbabı hesabına açıkça ortaya çıkmıştır ki ancak ilim ve ibadetle saate ulaşılabilir.Çünkü alimler dışında tüm insanlar helak olmuşlar,bunun yanında ilmi ile amel edenler dışında bütün alimler helak olmuştur.Ayrıca ihlas sahibi olanlar dışında kalan tüm amel işleyenler helak olmuştur.İhlas sahiplerine gelince onların derecesi pek yücedir.

Niyetsiz amel boş bir yorgunluktur.İhlassız niyet ise riyakarlıktır,münafıklığa örtüdür ve isyanda eş anlamlıdır.Uygulamasız ve sadakatsiz ihlasa gelince o da boşu boşunadır.

Nitekim ulu Allah,sırf kendi rızasından başka amaçlar taşımakla gölgelenmiş ve şaibelenmiş ibadetler hakkında şöyle buyuruyor:Kafirlerin işlemiş oldukları amelleri,havaya saçılmış,boşuboşuna işlenmiş hareketler sayarız (Furkan’23).Peygamberimiz aynı konuda şöyle buyuruyor:Ameller niyetlere bağlıdır.Herkes niyet ettiğini elde eder.Buna göre kim Allah’a ve O’nun Resulü’ne yönelmiş ise o Allah’ın ve O’nun Resulü’nün peşindedir.Buna karşılık kim dünyaya yönelirse onu elde eder veya kim bir kadına yönelirse onu nikahlar.Kısaca insan neyin peşinden koşarsa ona yönelmiş olur (11)”

“Hz İsa (a.s) şöyle buyurmuştur:Ey alimler! Ne zamana kadar karanlıkta kalanlara yolu tarif edip kendiniz yolu şaşırmış olanlarla birlikte kalacaksınız? Sizler,çiçeklerine bakanın hoşuna giden,onu yiyeni ise öldüren diflaya benziyorsunuz.Sözleriniz hastayı iyileştiriyor,amelleriniz ise tedavi kabul etmeyen bir hastalık! Ağızlarınızdan çıkan hikmetli sözlerle kulaklarınız arasında sadece dört parmak var.Sonra kalpleriniz o sözleri unutup gidiyor.Ey alimler,onunla amel etmek için değil de başkalarına anlatmak için bir şeyler öğrenmek isteyen adam nasıl alim olabilir? İlim başlarınızın üzerinde ve amel ayaklarınızın altında.Ne onurlu hür kimseler,ne de takva sahibi kölelersiniz (12)”

ve yazıyı sonlandırırken son olarak diyeceklerimiz ise şudur ki;

“Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:Yüce Allah’ın benim aracılığımla gönderdiği hidayet ve ilim,toprağa düşen bol bereketli yağmura benzer.Öyle bir toprak var ki,bu toprak yağmuru kabul eder ve emerek içine sindirir,bolca et,yeşillik ve çayır bitirir.Öylesi bir toprak cinsi de var ki sert ve katıdır,düşen yağmur suyunu emmeyip yüzeyde tutar.Bu sudan da Allah halkı yararlandırır,ondan içerler,hayvanlarını ve ekili arazilerini de bununla sularlar.Bir diğer toprak kısmı da var ki,bu toprak düz ve kaypaktır.Bu toprak üzerinde suyu tutmadığı gibi herhangi bir şey de bitirmez.İşte bu durum tıpkı Allah’ın dinini anlayıp da yüce Allah’ın beni kendisiyle gönderdiği hidayetten yararlanan,bunu öğrenip öğreten kimsenin durumu ile bu gerçeği duyduğu halde büyüklenip bundan ötürü başını bile kaldırmayan,Allah’ın benim kendisiyle gönderildiğim hidayetini de kabul etmeyenin durumu gibidir (13)” ve yine buyuruyor ki;’İki aç doymaz.İlim (öğrenmek) isteyen ve dünyayı isteyen’

Ve sen Hz Ali’nin dediği gibi yap;Anlamak için sor,inat etmek için değil.Öğrenen cahil,alime benzer.Yoldan sapan alim ise inat eden cahile benzer

Ve yine unutma ki Hz Ali (r.a)’nın buyurduğu üzere;İlim iki çeşittir etkileyen ve duyulan.Etkileyen olmazsa duyulanın yararı olmaz ve devamla diyor ki;İlim amele bağlıdır.Bilen yapar.İlim amele seslenir;ona cevap verirse (kalır);aksi takdirde ondan uzaklaşır.

Gazali diyor ki şeytan der ki ; Ey Ademoğlu ! İlminle benden kurtulduğunu sanırsan,cehaletinle benim tuzağıma düşmüş olursun.Bu da ilim hakkında kibirlenmeme mahiyetindedir.

“Muhakkak ki Allah Teala cehaletten dolayı mazur görmez.Cahilin,cehaleti karşısındaki suskunluğu helal olmadığı gibi,alimin ilmini saklayarak susması da helal değildir (14)”

“Fakirlikteki bilgisizlik,zenginlikteki bilgisizlikten çok daha zordur.Kişinin ilim ihtiyacı,para ihtiyacından aşağı değildir (15)”



(1-Abdülkadir Geylani / el-Fethu’r-Rabban);(2-İbnü’l Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C:1 / bkz:39);(3-İbnü’l Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C:1 / bkz:80);(4-Ebu Talib el-Mekki / Kutü’l-Kulub / C:4 / bkz:25);(5-Abdülkadir Geylani / el-Fethu’r-Rabbani bkz:128);(6-İmam Beyhaki / Kitabü’z Zühd / bkz:56);(7-İnfitar Süresi’6);(8-Abdülkadir Geylani / el-Fethu’r-Rabban);(9-Abdülkadir Geylani / el-Fethu’r-Rabban);(10-İmam Gazali / İhyau Ulumi’d-Din / C:3 / bkz:1115);(11-İmam Gazali / El-Munkizü Mine’d Dalal / bkz:44);(12-İbnü’l Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C:1 / bkz:72);(13-Sahih-i Buhari / bkz:57);(14-Ebu Talib el-Mekki / Kutü’l-Kulub / C:4 / bkz:24);(15-Ebu Talib el-Mekki / Kutü’l-Kulub / C:4 / bkz:241)