Kuran Yurdu

İhlas Süresi Diyanet Tefsiri

    Mushaftaki sıralamada 112i, iniş sırasına göre 22 süredir. Nas süresinden sonra, Necm süresinden önce Mekke’de inmiştir. Medine’de indiğine dair rivayet de vardır. Mekke’de indiğini söyleyenler Mekkeli müşriklerin Hz. Peygamber’e gelerek

    • Bize rabbinin soyunu anlat” dediklerini, bunun üzerine bu sürenin indiğini bildiren rivayetleri delil getirirler.Medine’de indiğini söyleyenler ise Yahudilerle Hıristiyanların Hz. Peygamber’e yönelttikleri Allah hakkındaki sorulara bir cevap olmak üzere Cebrail’in Hz. Peygamber’e gelip

    Kul hüvellahü ehad” süresini okuduğunu bildiren rivayetleri delil göstermişlerdir Ancak sürenin üslûp ve içeriği Mekke döneminde indiği izlenimini vermektedir.Sürede Allah Teâlâ’nın bazı sıfatları veciz bir şekilde ifade edilmiştirHz. Peygamber bu sürenin önemi ve fazileti hakkında söyle buyurmuştur: “Varlığım elinde olan Allah’a yemin ederim ki bu süre Kur’an’ın üçte birine denktir” Yine Hz. Peygamber, sevdiği için bu süreyi her namazda okuyan bir sahabiye,

    • Onu sevmen seni cennete götürür” müjdesini vermiştir

    İhlas Süresi 1. Ayet = De ki: “O, Allah’tır, tektir.

    İhlâs süresi, İslâm’ın esası olan tevhit (Allah’ın birliği) ilkesini özlü bir şekilde ifade ettiği ve Allah Teâlâ’yı tanıttığı için Hz. Peygamber tarafından Kur’an’ın 3/1’ine denk olduğu ifade buyurulmuştur. Kelamın akışı ve konunun Allah’ın nesebini (hangi soydan geldiğini) soranlara verilen cevapla ilgili olması dikkate alındığında 1. ayetteki “O” diye çevirdiğimiz “hüve” zamirinin Allah’a ait olduğu açıkça anlaşılır. Allah ismi, varlığı ezeli, ebedî, zaruri ve kendinden olup her şeyi yaratan, her şeyin maliki ve mukadderatının hakimi, her şeyi bilen ve her şeye kadir olan… Yüce Mevla’nın öz (has) ismidir

    Müfessirler bu sürede ağırlıklı olarak Allah’ın birliğini ifade eden ahad terimi ile var oluş bakımından kimseye muhtaç olmadığını anlatan “samed” terimi üzerinde durmuşlardır. “Tektir” diye çevirdiğimiz “ahad” kelimesi, “birlik” anlamına gelen vahd veya vahdet kökünden türetilmiş bir isimdir sıfat olarak Allah’a nispet edildiğinde O’nun birliğini, tekliğini ve eşsizliğini ifade eder; bu sürede doğrudan doğruya, Beled sûresinde (Beled/ 5, 7) dolaylı olarak Allah’a nispet edilmiştir; bu anlamıyla tenzihi veya selbi (Allah’ın ne olmadığını belirten) sıfatları da içerir. Nitekim devamındaki ayetler de bu manadaki birliği vurgular.

    Bu sebeple “ahad” sıfatının bazı istisnalar dışında Allah’tan başkasına nispet edilemeyeceği düşünülmüştür. Aynı kökten gelen vahid ise “bölünmesi ve sayısının artması mümkün olmayan bir, tek, yegane varlık” anlamında Allah’ın sıfatı olmakla birlikte Allah’tan başka varlıkların sayısal anlamda birliğini ifade etmek için de kullanılmaktadır. Türkçe’de de “bir” (vahid) ile “tek” (ahad) arasında fark vardır.

    Bir, genellikle “aynı türden birçok varlığın biri” anlamında da kullanılır. “Tek” ise “türdeşi olmayan, zatında ve sıfatlarında eşi benzeri olmayan tek varlık” manasına gelir. İşte Allah, bu anlamda birdir, tektir. Ahad ile vahid sıfatları arasındaki diğer farklar ise şöyle açıklanmıştır: Ahad, Allah’ın zatı bakımından, vahid ise sıfatları bakımından bir olduğunu gösterir. Ahad ile vahidin her biri “ezeliyet ve ebediyet” manalarını da ihtiva etmekle birlikte, bazı âlimler ahadı “ezeliyet”, vahidi de “ebediyet” manasına tahsis etmişlerdir. Allah’ın sıfatı olarak her ikisi de hadislerde geçmektedir

    İhlas Süresi 2. Ayet = Allah sameddir.

    Samed kelimesi “herkesin kendisine ihtiyacını arzettiği, fakat kendisi kimseye muhtaç olmayan” anlamına gelir Süredeki bağlamına göre samed, “var oluş bakımından kimseye muhtaç olmayıp her şeyin varlık ve devamını kendisine borçlu olduğu vacibü’l-vucûüd” demektir. Buna göre samed kelimesi doğrudan doğruya ahad isminin açıklamasıdır; daha sonra gelen “doğurmamış ve doğmamıştır” mealindeki ayet de samed isminin açıklamasıdır.

    İhlas Süresi 3. Ayet = Doğurmamış ve doğmamıştır.

    Allah Teâlâ’nın noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu ifade eden bu ayet, samed isminin açıklaması olup, Allah’a evlat nispet edenleri ve soy kavramına giren her şeyi; mesela, “Mesîh Allah’ın oğludur” diyen Hıristiyanların ve meleklerin Allah’ın kızları olduğunu söyleyen müşriklerin bu iddialarını reddeder. Zira çocuk, eşin olmasını gerektirir; eş de çocuk da ihtiyacı karşılamak için istenilen varlıklardır; Allah ise ihtiyaçtan münezzehtir, ezeli ve ebedidir. Eşleri de çocukları da O yaratmıştır; yarattığı şeylere muhtaç olması ise imkansızdır Ayetin, “O, doğmamıştır” mealindeki ikinci cümlesi Allah Teala’nın doğum veya sudür yoluyla bir ana veya babadan, bir asıldan meydana gelmediğini ifade eder. Çünkü doğan her şey sonradan olur; oysa Allah kadim ve ezelidir, yani varlığının bir başlangıcı yoktur.

    İhlas Süresi 4. Ayet = O’nun hiçbir dengi yoktur.”

    Bu ayet hem ilk ayetin açıklaması hem de bütünüyle sürenin bir özeti mahiyetinde olup Allah’ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde hiçbir dengi ve benzeri bulunmadığını ifade eder. Kendisinden başka var olan her şeyi O yaratmıştır. Bu sebeple yarattıklarının O’na denk olması mümkün değildir. Nitekim bu durum muhtelif ayetlerde ifade buyurulmuştur

    İhlâs süresinin, Kur’an’ın üçte birine denk olduğuna dair yukarıda geçen hadisi yorumlayan alimlerden bir kısmı, bu denkliği süreyi okumanın sevabı, bir kısmı da konusu ve manası yönünden değerlendirmişlerdir. İkinci görüşe göre süre, Kur’an’ın üç temel konusundan ilki olan tevhidle alakalı olup bu sürenin anlamını iyice kavrayan ve itikadını bu sürenin öğretisi yönünde oluşturan bir kimse Kur’an’ın tevhid ve akaid bölümünü de kavrayıp benimsemiş olur. Gazzali Cevahiru’l-Kur’an isimli eserinde özetle şu hususlara işaret eder: Kur’an’daki bilgiler ana hatlarıyla Allah hakkında bilgi (marifetullah), ahiret bilgisi ve doğru yol bilgisi olmak üzere üçe ayrılır. İhlas süresi bunlardan ilkini, yani marifetullah ve tevhid konusunu ihtiva etmektedir. Kur’an’daki diğer hükümler bu süredeki tevhid temeline dayandığı için süre Kur’an’ın üçte birine denk görülmüştür. Belirtilen öneminden dolayı İhlas süresi tefsir kitaplarında muhtelif yönleriyle ele alınıp incelendiği gibi felsefeden tasavvufa kadar çeşitli ilim dallarında da meşhur alimler tarafından süre üzerinde pek çok müstakil tefsir vb. çalışmalar yapılmış; ayrıca süre üzerine tezler de hazırlanmıştır



    Kaynak = Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları / Kur’an Yolu / C:VI / bkz:713-717

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.