Hud Süresi Kur’an Yolu Diyanet Tefsiri

Hud Süresi 1-3 Ayetin Meali = Elif-Lam-Ra. Bu hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından ayetleri sağlam kılınmış,sonra da açıklanmış bir kitaptır.Buyurmuştur ki) Allah’tan başkasına tapmayın.(Onlara şöyle de:) Şüphe yok ki ben de O’nun tarafından size gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin,sonra da tövbe edin.Allah da sizi belirlenmiş bir vakte kadar dünya nimetlerinden güzelce yararlandırsın,fazlasını yapan herkese de iyiliğinin karşılığını versin.Eğer yüz çevirirseniz,ben sizin başınıza gelecek o dehşetli günün azabından korkarım

Tefsiri = İlk ayette kitapta açıklanmış olduğu haber verilen konuların bu ayetlerde yüce Allah’ın emriyle Hz Peygamber tarafından insanlığa tebliğ edilmiş olduğu bildirilmektedir.Buna göre Hz Peygamber herhangi bir insan olarak değil,Allah tarafından gönderilmiş uyarıcı ve müjdeleyici bir peygamber olarak insanlığı Allah’tan başkasına kulluk etmemeye çağırmış,Allah’a itaat edenlerin cennete gireceğini müjdelemiş,isyan edenlerin de cezalandırılacağını haber vermiş,insanlığa,tövbe edip Allah’a yönelmelerini,O’na sığınıp lütuf ve bağışlanmasını dilemelerini tavsiye etmiştir.

  • “Belirlenmiş bir vakit” diye tercüme ettiğimiz ecel-i müsemma’dan maksat ömrün sonudur (eceli müsemma hakkında geniş bilgi için bkz: En’am 2)”

Allah’ın tövbe edip kendisine yönelen insanları belirlenmiş bir vakte kadar dünya nimetlerinden güzelce yararlandırması iki türlü yorumlanmıştır ki;

  • a-) Tövbe edip Allah’a yönelen kimse Allahs evgisi ve O’na ibadetle meşgul olduğu için engin bir manevi zevke ulaşır.Allah’a dayanıp güvendiği için huzuru,mutluluğu artar ; maddi bakımdan sıkıntıları olsa dahi manen müreffeh ve mutlu olur.Allah’tan gelen kahrı da lütfu da hoş karşılar ; böylece hayatı güzelleşir.Nitekim yüce Allah Nahl süresinin 97. ayetinde salih amel işleyen erkek olsun,kadın olsun müminlere güzel bir hayat yaşatacağını vaad etmektedir.Bu tür bireylerin oluşturduğu aile de toplum da mutlu olur.Buna karşılık inkar ve isyan içerisinde olan kimse hayattan güzel bir şekilde yararlanamaz,maddi bakımdan dünya nimetleri içerisinde yüzse dahi manevi bakımdan huzur ve sükun bulamaz,böylelerinden oluşan bir toplumda faziletin yerini rezalet alır,erdemli kimseler takdir edilmez,ahlak ve faziletten yoksun kimseler öne çıkar,inançsızlık onları daima huzursuzluğa ve mutsuzluğa götürür.

b-) İnsanlr tövbe edip Allah’a yöneldikleri takdirde Allah onları ömürlerinin sonuna kadar bolluk ve bereket içinde,müreffen bir şekilde yaşatacaktır.Ayetin zahirinden böyle bir mananın çıkarılması mümkün olmakla birlikte realitede yüce Allah,inanan ve doğru bir çizgi izleyen herkese her zaman dünyevi mutluluk ve maddi refah nasip etmediğine göre burada maksat bireysel değil.Allah’ın iradesine uygun ve gerçek anlamda Allah’a yönelenlerin oluşturduğu toplumun refahı olmalıdır.

Mealinde “fazlası” diye tercüme ettiğimiz fadl kavramı Allah için kullanıldığında ‘lüfut,kerem,inayet’ anlamlarına gelir ; insanlar için kullanıldığında ise ‘ziyade,çok,erdem , üstünlük,seçkinlik’ anlamlarını ifade etmektedir.Ayette,şirkten vazgeçerek tövbe edip Allah’a çokça itaat eden,erdemliğe ulaşan herkese yaptığı iyi amellerin karşılığını hem dünyada hem de ahirette verileceği müjdelenmektedir.

Hud Süresi 9-11 Ayetin Meali = Eğer insana tarafımızdan bir nimet tattırır da sonra ondan çekip alırsan tamamen ümitsizliğe düşer,nankörleşir.Eğer başına gelen bir sıkıntıdan sonra ona bir nimet tattırsak,elbette ‘Kötü durumlar benden uzaklaştı’ der.Artık o şımarır,böbürlenir durur.Ancak sabredip iyi işler yapanlar böyle değildir.İşte onlar için bir bağış ve büyük bir mükafat vardır.

Tefsiri =İlk iki ayette genel olarak insan türünün doğal yapısının bencilliğine ve sıkıntılar karşısındaki dayanıksızlığına ; 11. ayette ise sabır erdemi kazanmış ve güzel işler yapmayı ilke haline getirmiş insanların bu doğal kusurlarını düzeltmeyi başardıklarına dikkat çekilmiştir.Kur’an-ı Kerim’de hayatta karşılaşılan bütün zorluklara rağmen insanın,işlediği günahlar ne kadar çok ve ne kadar büyük olursa olsun,ümitsizlik ve karamsarlığa düşmemesi telkin edilmektedir.Çünkü Allah’ın gücü her şeyin üstünde,acıması ve yardımı da sonsuzdur.Buna göre ümitsizlik ve karamsarlık,ancak Allah’a iman ve güveni olmayan insanlar için söz konusudur.

Nankör‘ diye tercüme ettiğimiz kefür kelimesi küfr kökünden türemiş olup verdiği nimetlerden dolayı Allah’a minnettarlık duymayan,O’na inanmayan,O’na karşı kulluk ve şükran borcunu yerine getirmeyen,hamd ve sena da bulunmayan,çok nankör ve çok inkarcı kimseyi ifade eden Kur’an-i bir terimdir.Allah Teala burada olduğu gibi başka ayetlerde de çeşitli nimetlere nankör oldukları halde şükretmeyip nankörlük eden kullarını kınamış,şükredenler için nimetini artıracağını,nankörlük edenler için de şiddetli azap hazırlamış olduğunu haber vermiştir.Kula yakışan,Allah’ın azabından korktuğu için değil,verdiği nimetten dolayı O’na şükretmek ve kulluk görevini yerine getirmektir.

10. ayette insanın bir başka özelliğine dikkat çekilmekte,başına gelen sıkıntıların yok olması,sonra da nimetlere mazhar olması karşısında göstereceği şımarıklık ve hafifliklere değinilmektedir.Mesela insan hasta iken sağlığa,fakir iken zenginliğe,zelil iken azizliğe kavuştuğunda kendisini bu sıkıntılardan kurtarıp nimetlere kavuşturan yüce Allah’a şükretmesi gerekirken,artık sıkıntıların bittiğini,bir daha sıkıntılarla karşılaşmayacağını sanarak şımarmaktadır.

Sonuç olarak insan kendisini yaratan kudret tarafından bazan varlık ve huzurlu bazan yokluk ve sıkıntıyla imtihan edilmektedir.İnsanın her iki halde de Cenab-ı Allah’ın hikmet ve iradesinin tecelli ettiğini,darlığın, bolluğun,hatta hayatın ve ölümün birer imtihan vesilesi olduğunu düşünüp darlığa sabretmesi,bolluğa şükretmesi gerekir.Şükür nimetin artmasına,nankörlük ise azalmasına sebep olur.Nitekim 11. ayette sıkıntılı hallerde ümitsizliğe kapılmayıp sabreden,bollukta ise şükreden,yani nimetin hakkını verip amel işleyenlerin bağışlanacakları ve kendilerine büyük bir mükafat verileceği bildirilmiştir.

  • Cüdi Dağının Konumu

Güneydoğu Anadolu bölgesinde Türkiye-Irak sınırına 15 km uzaklıkta,Dicle ırmağının kıyısında bulunan Cizre’nin 32 km kuzeydoğusunda,Şırnak il merkezine 17 km mesafededir.

Hud Süresi 114-115  Ayetin Meali = Gündüzün iki tarafında,gecenin de gündüze yakın saatlerinde namaz kıl.Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri yok eder.İşte bu,öğüt almak isteyenler için bir hatırlatmadır. Sabret! Allah güzel davrananların mükafatını zayi etmez.

Tefsiri = Namaz vakitlerini ve şeklini mütevatir sünnet açıklamıştır.Hz Peygamber’in uygulamalarına göre farz namazların vakitleri şöyledir:

Sabah Namazının Vakti : Tan yerinin ağarmasıyla başlar,güneş doğuncaya kadar devame der.

Öğle Namazının Vakti : Gün ortasından hemen sonra başlar,eşyanın gölgesi kendisinin bir veya iki misli oluncaya kadar sürer.

İkindi Namazının Vakti : Öğle vaktinin sona erdiği andan başlar,güneş batıncaya kadar devame der.

Akşam Namazının Vakti : Güneş batınca başalr,batı tarafındaki kırmızı veya beyaz şafak kayboluncaya kadar devam eder

Yatsı Namazının Vakti : Şafak kaybolduktan sonra başlar,tan yeri ağarıncaya kadar devam eder ;

Vitir Namazının Vakti : Yatsı ile aynı olup yatsı namazını müteakip kılınır

Hud Süresi 118-119 Ayet = Rabbin dileseydi insanları elbette tek bir ümmet yapardı.Fakat, rabbinin esirgedikleri müstesna,hep ihtilaf içinde olacaklardır.Allah onları buna uygun yarattı.Rabbinin ‘Andolsun ki cehennemi hem insanlar hem de cinlerle dolduracağım’ sözü yerini bulmuş oldu.

Tefsiri = İnanç,düşünce,tercih farkı insanın fıtratına,yaratılıştan gelen nitelik ve özelliklerine bağlıdır.Bu fark kültür ve marifet zenginliğini,toplumun çeşitli ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamıştır.Bu arada farklı inanç gruplarının (ümmetler) oluşmasına da sebep olmuştur.İnsanoğlu bu niteliklerden yoksun yaratılsaydı,doğru ile eğri arasında seçim yapma ve hayatına ahlaki bir anlam,manevi bir boyun kazandırma imkanı veren serbest irade ve seçme özgürlüğünden de yoksun kalırdı.Oysa onu diğer canlılardan ayıran bu niteliklerdir.Allah insanoğlunu seçme ve tercih etme yetenekleriyle donatılmış olarak yaratmış,cennet ve cehennemin yollarını açık bırakmıştır.İnsan ancak özgür iradesiyle tercihine ve bu yöndeki gayretine göre bunlardan birine girmeye hak kazanacaktır.Allah’ın verdiği akıl nimetini iyi kullanan ve O’nun merhameti gereği lütfeip gösterdiği doğru yolu tanımayan,nefsine ve şeytana uyup eğri yolu tercih eden ve bu yolda ısrar edenlerise cehenneme gireceklerdir.İşte 119. ayette ”Andolsun ki cehennemi hem insanlar hem de cinlerle dolduracağım’ mealindeki cümlede kastedilenler bunlardır.



Kaynak = Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları / Kur’an Yolu / C:3 / bkz= 144-207

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.