Kuran Yurdu

Hud Süresi Gazali Tefsiri

    Hud Süresi‘de diğer bir çok sürenin başladığı gibi,Kur’an-ı Kerim’den bahsederek başlamaktadır.”Bu,hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış,sonra da açıklanmış bir Kitap’tır (Hud’1)”.Peki çok sürenin Kur’an’dan bahsederek söze başlamasında garipsenecek bir durum yoktur,zira bu yüce Kitap,İslam dininin temeli,risaletinin delili ve ebediliğinin sırrıdır.Hz Peygamber (s.a.v) onu tüm insanlara tebliğ ederek onları şirk bataklığından tevhid bahçesine çıkarmak ve sapıklıktan kurtarıp dosdoğru yola ulaştırmak için Rabb’inden almıştır.İşte bu sebeple tek olan Allah (c.c)’a tutunmak O (c.c)’nun dinine sıkıca sarılmak kurtuluşun temelidir.

    • (Bu Kitap) Allah’tan başkasına ibadet etmemeniz için indirildi.Şüphesiz ki ben,O’nun tarafından size (gönderilen) bir uyarıcı ve müjdeciyim (Hud’2)”

    Tebliğ yükünü taşımanın çok zor bir iş olduğu ve Hz Peygamber (s.a.v)’in bu yükü taşırken çok zorluk çekeceği aşikardır.Bir hadiste bize bu bilgiler gelmektedir.Hz Ebu Bekir (r.a),Resulüllah (s.a.v)’a ; saçlarını ağartan ve kendisini ihtiyarlatan şeyin ne olduğunu sorduğunda O (s.a.v) şöyle cevap veriyordu: ‘Beni Hud Süresi ve kardeşleri ihtiyarlattı’

    • Bu sürede,saçları ağartan ve insanı ihtiyarlatan şey nedir acaba?

    İşte bunun sebebini araştırmaya koyuldum ve sonuçta dedim ki: Belki de hak yoldan ayrılarak sapıtan ve bu sebeple de helak olan kavimlerin yok oluşuları,Hz Peygamber (s.a.v)’in saçlarını ağartmış ve ihtiyarlatmıştır.Zira Allah (c.c)’in,nebisi Hz Muhammed (s.a.v)’e diğer sürelerde anlatmış olduğu kavimlerin helakları bu sürede anlatıldığı kadar etkili anlatılmamıştır.Acaba insanların peygamberleri inkar etmeleri ve ondan yüz çevirmeleri mi Hz Peygamber (s.a.v)’i ihtiyarlattı ? Zira bu sürede şöyle bir bilgi gelmektedir ;

    • Bilesiniz ki,onlar düşmanlıklarını peygambere bildirmemek için kalplerinde olanı gizlerler.İyi bilin ki,onlar elbiselerine büründükleri zaman dahi,Allah onların gizlediklerini de açığa çıkardıklarını da bilir.Çünkü O,kalplerin özünü bilendir (Hud’5)”

    Ancak ben bu sebebi de imkansız gördüm.Çünkü Hz Peygamber (s.a.v) cahillerin yüz çevirmesinden sarsılmayacak kadar güçlüdür.Öyleyse Hz Peygamber (s.a.v)’in saçlarını ağartan gerçek sebep nedir ?

    • Bu sürede olup da başka sürelerde görmediğim bir hususu fark ettim.Bu süre,Resulüllah (s.a.v)’in şahsını hedef alan talimatların çokluğu ve sanki bu daveti tebliği etmekle sadece kendisinin mükellef olduğunu hissettirmek için zaman zaman tekil hitap zamirini barındırıyor olmasıdır.

    Resulüllah (s.a.v)’in şahsına yönelik bu hitap zamirleri şu ayetle birlikte başlamaktadır;

    Belki de sen oınların,’Ona gökten bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydi’ demeleri sebebiyle,sana vahyolunan ayetlerin bir kısmını ter edeceksin ve bu yüzden ruhun daralacaktır.İyi bil ki,sen sadece bir uyarıcısın.Allah ise her şeye vakildir (Hud’12)”

    Sadece bu ayette bile üç kez bitişik ve bir kez de ayrı olmak üzere tam dört muhatap zamiri tekrar edilmiştirBiraz sonra göreceğimiz gibi bu tarz üzere onlarca defa muhatap zamirleri devamlı olarak tekrar edilmektedir,hatta sürenin son ayetinde bile Resulüllah (s.a.v)’a hitap vardır.

    Göklerin ve yeryüzünün sırrı yalnızca Allah’a aittir ve her iş O’na döndürülür.Öyleyse O’na kulluk et ve O’na dayan Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir (Hud’123)”

    Kur’an-ı Kerim Ad kavmini,peygamberleri Hz Hud (a.s)’a nasıl karşı çıktıklarını ve O’na nasıl işkence ettiklerini anlattıktan sonra,alemlerin Rabbi olan Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    Emrimiz gelince Hud’u ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık,onları ağır bir azaptan kurtuluşa erdirdik (Hud’58)”

    Hemen ardından hitap Hz Peygamber (s.a.v)’ e yöneliyor;”İşte Ad (kavmi !) Rablerinin ayetlerini inkar ettiler,O’nun peygamberlerine asi oldular ve inatçı her zorbanın emrine uydular (Hud’59)”

    Ad kavminin başına gelenler Semud kavminin de başına geldi.Bu kötü sonuca dikkatini çekmek için hitap tekrar Hz Peygamber (s.a.v)’ e yönelmektedir:

    Emrimiz gelince,Salihi ve onunla birlikte iman edenleri,tarfımızdan bir rahmet olarak (azaptan) ve o günün zilletinden kurtardık.Şüphesiz Rabbin kuvvetli ve azizdir (Hud’66)”

    Deprem sonucu kendileri ve ülkeleri helak olan Lut kavmini anlattıktan sonra Allah (c.c),Nebisi (s.a.v)’ne bu kötü sonu şu şekilde bildirmektedir;

    Emrimiz gelince,oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine,Rabbinin katında işaretlenerek balçıktan pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırdık.O zalimlerden asla uzak değildir (Hud’82-83)”

    ‘O (helak) zalimlerden uzak değildir’ cümlesi,hiç pişmanlık duymaksızın ve tevbe etmeksizin günah ve isyan yorlunda yürüyen Araplar’a bir tehdittir.

    Medyen halkıyla firavunların helakını anlattıktan sonra,Allah (c.c) nebisine şöyle sesleniyor;

    İşte bu,halkı helak olmuş olan memleketlerin haberlreindendir. Biz onları sana anlatıyoruz.Onlardan bugüne kadar izleri kalmış olanlar da,biçilmiş ekin gibi yok olan da vardır (Hud’100)”

    Sürenin sonlarına doğru Hz Peygamber (s.a.v)’e yöneltilen hitap zamirleri o kadar artıyor ki,diğer bir çok emrin yanında,bu zamirler on sekize kadar ulaşıyor.İşte bu hitapların risalet sahibi Hz Peygamber (s.a.v)’in kalbinde nasıl bir etki yaptıüını düşünebiliyor musunuz? Bu hitaplar şu ayetle başlıyor;

    Onlara biz zulmetmedik,fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler.Rabbinin azap emri geldiğinde,Allah’ı bırakıp da taptıkları tanrıları,onlara hiçbir ffayda sağlamadı ve ziyanlarını arttırmaktan başka bir şeye yaramadı (Hud’101-102)”

    Kıyamet günündeki cezayı anlatırken iki kez Allah (c.c)’ın Rabb ismi hitap zamirine bitişik olarak tekrar edilmekte:

    Bedbaht olanlar ateştedirler,orada onların öyle feci nefes alıp vermeleri vardır ki,Rabbinin dilediği hariç,onlar gökler ve yer durdukça o ateşte ebedi kalacaklardır.Çünkü Rabbin,istediğini hakkıyla yapandır (Hud’106-107)”

    Üçüncü olarak da kıyamet gününde mutlu olacak kimselerin durumunu anlatırken tekrar edilmektedir;

    Mutlu olanlara gelince,onlar da cennettedirler.Rabbinin dilediği hariç,gökler ve yer durdukça onlarda orada ebedi kalacaklardır.Bu nimetler,bitmez tükenmez bir lütuftur (Hud’108)”

    Sonra Yüce Allah Nevisi (s.a.v)’ne şöyle sesleniyor;

    O halde onların tapmakta oldukları şeylerden (bu şeylerin onları azaba götürdüğünden) şüphen olmasın.Çünkü onlar ancak daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar.Biz onların nasiplerini mutlaka eksiksiz olarak vereceğiz (Hud’109)”

    Ve tüm insanların kazandıkları kötülüklerin karşılıklarını belirli bir güne / kıyamet gününe kadar ertelediğine dair önceden vermiş olduğu kararı hatırlatıyor;

    Andolsun biz Musa’ya kitabı verdik,fakat onda ihtilaf edildi.Eğer Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı,elbette onların arasında hüküm verilmişti.Şüphesiz ki onlar Kur’an hakkında derin bir şüphe içindedirler (Hud’110)”

    İşte bu büyük toplanma gününe kadar,peygamberlik görevinde bulunan kimsenin kendisine emredileni yapması,imtihanın sıkıntılarına ve uzun bekleyişe tahammül etmesi gerekir.Hz Peygamber (s.a.v)’e tabi olan mü’minlerin de bu uzun sabır döneminde O (s.a.v)’nun sıkıntısını paylaşarak O (s.a.v)’nu teselli etmeleri gerekir.

    O halde sen ve seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin.Çünkü O,sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir (Hud’112)”

    Gündüzün iki ucunda gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl.Çünkü iyilikler kötülükleri giderir.Bu,öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır (Hud’114)”

    Sürekli olmayan suç,gelceği yok etmez.Zira o günah ölmek için doğmuştur,sürekli yaşamak için değil.Bazen bu günaha,tüm iyilik anılarını yok edecek bir pişmanlık eklenir.Hatta belki de o günahın sonrasında gelen tevbe öyle bir tevbe olur ki,insanı bir daha o tür günahları işlemekten korur,sonuçta da o günah zarar verdiği ölçüde fayda sağlamış olur.Toplumları helak eden kötülükler,o toplumun kendi benliğinde yerleşir ve bir türlü dile getirilemez.Bu kötülükler,benliğe kök saldığı o topluma ve daha sonra da büyük bir topluluğa ceza olması için yerleşir.Zira belki de o kötülük,ya kendisine tabi olunan bir taklide ya da uygulamaya konulan bir kanuna dönüşebilir.Sonuçta öyle bir hal alır ki,o kötülükten uzaklaşmak garipsenir ve o kötülüğü yasaklamak da suç sayılır.

    Kavminin Hz Lut (a.s)’a söylemiş olduğu şu sözü bir düşün;

    • “KJavminin cevabı: Onları memleketlerinizden çıkarın,çünkü onlar fazla temizlenen insanlarmış! demelerinden başka bir şey olmadı (A’raf’82)” Evet artık temizlik kabul edilemez ve yasak,pislik ise alışkanlık haline gelmiştir.

    Böylesi düşük bir seviyeye ancak etrafa kötülük saçan ahlaksız medeniyetler düşebilir.Modern batı medeniyetinin de bir çok yönden düşüe geçtiğinin işretleri gün yüzüne çıkmaktadır.Bu medeniyetin sahipleri ise kendilerini,Hud Süresi’nin başında geçen şu sözü hatırlatacak bir kimseye ihtiyaç duymaktadır;

    Elif,Lam,Ra.Bu,hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış,sonra da açıklanmış bir Kitap’tır ve Allah’tan başkasına ibadet etmemeniz için indirildi.Şüphesiz ki ben,onun tarafından sizlere gönderilmiş bir uyarıcıyım ve müjdeciyim.Rabbinizden sizi bağışlamasını dileyin,sonra da O’na tevbe edin ki,sizi belirli bir zaman kadar güzel bir şekilde yaşatsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin.Eğer yüz çevirirseniz,ben sizin başınıza gelecek büyük bir günün azabından korkarım (Hud’1-3)”

    Tevbe edenlere hemen karşılıksız oalrak verilecek büyük karşılık,güzel ve yüksek bir yaşam standardıdır.Nefis ise rahat bir yaşamı daima sever,ama bununla birlikte dünya hayatı bir imtihan yurdudur.İmtihan ise,nefisleri devamlı zorluklarla ve güçlüklerle karşı karşıya getirir.Ancak Allah (c.c) iman ettikleri ve kendilerini O (c.c)’na teslim ettikleri takdirde,onları mutlu etmekle ve durumlarını düzeltmekle mü’min kullarını güven içinde yaşatacaktır.

    Şimdi bizlere vaadedilen bu bolluklar,bizden önce,kardeşleri Hz Hud (s.a.v)’un şu sözüyle Ad kavmine bolca verilmiştir:

    Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin,sonra da O’na teve edin ki,üzerinize gökyüzündeki yağmuru bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın.Günah işleyerek (Allah’tan) yüz çevirmeyin.Dediler ki:Ey Hud ! Sen bize apaçık bir mucize getirmedin,bizde senin sözünle tanrılarımızı bırkacak değiliz ve biz sana iman edecek de değiliz (Hud’52-53)”

    Bu cevapları işiten kimse de,bu insanlar akli tartışma yapan ve şayet kendilerine deliller açıklanırsa o delillere hemen tabi olacak bir topluluk olduğunu sanır.Oysa onlarınd avranışlarıyla aklın veya akla tabi olmanın hiçbir ilişkisi yoktur.Hangi akıl putlara ibadeti kabul edebilri? Onlar taştan yapılmış olan putlara ibadet ederken bir gerekçeye mi dayandılar ? Onları tek olan Allah (c.c)’a ibadete çağıran Hz Hud (a.s)’a şöyled erken durmuş oldukları şu garip konum gereği,önceki cevapları şöyleydi:

    • “Kavminden ileri gelen kafirler dediler ki:biz sni kesinlikle bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve gerçekten seni yalancılardan sayıyoruz (A’raf’66)”

    Halim bir adam olan peygamberlerinin cevabı ise şu oldu:

    • “Ey kavmim! ben beyinsiz değilim ; fakat ben alemlerin Rabbinin gönderdiği bir elçiyim.Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm dedi (A’raf’67-67)”

    Kur’an’da kıssalar devamlı tekrar edilmektedir.Ama kıssaların tekrar edildiği her bir yerde,diğer yerlerde olmayan hususlara dikkat çekilmektedir.Farklı kıssalarda anlatılanları bütünlük içerisinde bir araya getirip incelemekle ancak o toplumun gerçek yüzü anlaşılabilir.İşte böyle bir inceleme işlemi de,kendiisne özgü bir ilmi yöntemi gerektirmektedir.

    Hud Süresi’nde öncelikle toplumlara ve onların yok oluşlarıyla ilglili gelen bilgiler,A’raf Süresi’nin sonunda gelen bilgilerle hemen hemen aynıdır,ancak bu sürede A’raf Süresi’nde hiçbir şekilde gelmemiş olan Hz Nuh (a.s)’un kavmiyle ilgili geniş açıklamalar bulursunuz.Bu geniş bilgi ve ayrıntılı açıklamalar,A’raf Süresi’nde birkaç satırı geçmezken,Hud Süres’inde yaklaşık iki sayfayı kapsamaktadır.

    Helak olmak üzere olan oğlunu kendisine tekrar döndürmesi için Hz Nuh (a.s)’un Rabbine yakarışı karşısında insanın tüyleri ürperiyor:

    Nuh Rabbine dua edip dedi ki: Ey Rabbim ! Şüphesiz oğlum da ailemdendir ve senin vaadin de elbette haktır.Zira sen hakimler hakimisin (Hud’45)”

    Sanki Hz Nuh (a.s) Allah (c.c)’a şöyle sesleniyor: Ey Rabbim! Sen bana,beni ve ailemin bu tufandan kurtulacağına dair söz vermiştin,öğlum ise benim birinci dereceden ailem ; öyleyse onu kurtar ve bana geri ver.

    Böyle bir talpe karşılık verilen cevap ise kesin ve betti:

    Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir,çünkü onun yaptığı kötü bir iştir.O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim (Hud’46)”

    Bazı kimselerin akıllarına hemen şu husus gelmektedir:

    “Bir peygamber eşi olan Hz Nuh (a.s)’un hanımı,erkeğini aldatmış,O (a.s)’na ihanet etmiş ve bu kafir oğluna başka birisinden hamile kalarak O (a.s)’nun bilgisi dışında nesebine eklemiştir”

    Bu uzak ve ihtimal dışı bir görüştür ; zira bu itham,Allah (c.c)’ın nebilerini,kendisi tarafından korunmuş olduğu bir eksiklik ve noksanlıktır.

    Doğru olan ise;

    Hz Nuh (a.s)’un hanımının Hz Nuh (a.s)’a,O (a.s)’nun peygamberliğini ayıplama ve yalanlama hususunda topluma katılması sebebiyle ihanet etmiştir.Bu konumuyla da inkarcıların grubuna geçmiştir.Zira oğlu annesinin konumunu te’yid ediyor,Allah (c.c) düşmanlarına destek veriyor ve dağın tepesine kaçmak suretiyle tufandan kurtulmaya yelteniyordu.

    Heyhat ! Bu toplu helak herkesi içine aldığı gibi onu da içine alacaktı.Şu ayetin anlamı işte bunu ifade ediyor:

    Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O aslas enin ailenden değildir ; çünkü onun yaptığı kötü bir iştir.O halde bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim (Hud’46)”

    Tüm bunlara Hz Nuh (a.s)’un cevabı ise şöyle oldu:

    Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten yine sana sığınırım.Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen,ben ziyana uğrayanlardan olurum! Denildi ki: Ey Nuh ! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in.Kendilerini (dünyad) faydalandıracağımız sonra da bizden kendilerine elem verici bir azabın dokunacağı toplumnlar da olacaktır (Hud’47-48)”

    Semud kıssasında yüce Allah şöyle buyuruyor:

    Semud kavmine de kardeşleri Salih’i gönderdik.O dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin,zira sizin O’ndan başka ilahınız yoktur.O sizi topraktan yarattı ve sizi orada yaşattı.O halde O’ndan bağışlanma isteyin,sonra da O’na tevbe edin.Çünkü Rabbim kullarına çok yakındır ve dualarını kabul edendir (Hud’61)”

    Gerçek şu ki: Semud kavmine söylenen söz tüm insanlığı kapsar.Zira Allah (c.c) onların hepsini topraktan yaratmış,yeryüzünü imar etmekle görevlendirmiş ve belirli bir süre kendisine ibadet etmekle sorumlu tutmuştur.Sonra da tüm insanlar,yapıp ettiklerinden dolayı hesaba çekilmeleri için O (c.c)’nun huzuruna geri döndürüleceklerdir.

    Oysa ki şu anda yeryüzünü dolduran şu iki kısım insan topluluğundan dolayı dehşete kapılıyoruz.

    Birinci Kısım = Bu dünyayı güzelce imar etmiyor ve onu devre dışı bırakarak yaşıyor,tüm bunlara rağmen bir de kendisinin Müslüman olduğunu zannediyor

    İkinci Kısım = Yeryüzüne sahip olmuş,onu dilediği gibi kullanıyor,hatta dünyadan sonra uzayı da fethetmiş ama Allah (c.c)’la olan münasebeti,hiç yok denecek kadar azdır.

    Semud halkı ise daha çok ikinci gruba giren insanlara benziyordu,zira peygamberleri Hz Salih (a.s) onlara şöyle sesleniyordu:

    “Düşünün ki , Allah Ad kavminden sonra yerlerine sizi getirdi ve yeryüzünde sizi yerleştirdi ; siz de onun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz ve dağlarından evler yontuyorsunuz.Artık Allah’ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın (A’raf’74)”

    Ne var ki kibir ve tuğyan,Semud halkının gözlerini kör etti,bu sebeple de hiçbir nimete şükretmediler ve Allah (c.c)’ın hakkını gözetmediler

    Emrimiz gelince,Salih’i ve onunla beraber iman edenleri,bizden bir rahmet olarak azaptan ve o günün zilletinden kurtardık.Şüphesiz Rabbin kuvvetlidir ve her şeye galip gelendir (Hud’66)”

    Amellerimi en iyi şekilde yapmak,zihnimi çalıştırmak,nefsimi tezkiye etmek ve mevcudiyetimin gereğini yerine getirmek,benim için daha iyi ve daha güzeldir.Zira bu dünya hayatı,her ne kadar birçok insana bilmese de,daha önemli ve daha uzun bir yaşam için sadece bir yoldur.

    Andolsun ki: Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz desen,inkarcılar dehal bu açık bi büyüden başka bir şey değildir derler (Hud’7)”

    Cahiller,ister yalanlamak için olsun,isterse küçümsemek için olsun,ahiretteki azapın hemeng erçekleşmesini istiyorlar.Oysa onlar,ancak azap bizzat derilerini dağlamaya başladığı zaman mı o azabın gerçek olduğuna inanırlar? Azap geldikten sonra ona inanmanın ne değeri kalır ki?

    Andolsun eğer biz onlardan azabı sayılı bir süreye kadar ertelesek,mutlaka onun gelmesini engelleyen nedir? derler.Bilesiniz ki,kendilerine azap geldiği gün,bir daha onlardan uzaklaştırılacak değildir ve alay etmekte oldukları şey,onları çepeçevre kuşatacaktır (Hud’8)”

    İnsanın felaketi,anlık arzularının esiri ve yaşadığı dönemin kulu,kölesi olmasıdır.Kendisine dokunan bir kötülükten Rabb’inden yardım isteyen bir kimse,Allah’ın lütfettiği kurtuluşu bulur bulmaz,hemen kendisine yapılan bu iyiliği unutuverir ve Rahman’ın yardımını inkara kalkışır.

    Eğer insana tarafımızdan bir rahmet tattırır da sonra bunu ondan geri alırsak,tamamen ümitsiz ve nankör olur.Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırırsak,elbette kötülükler benden gitti der.Çünkü o şımarık ve kibirlidir.Ancak sabredip güzel iş yapqanlar böyle değildir.İşte onlar için bir bağış ve büyük mükafat vardır (Hud’9-11)”

    İnsanlık alemi,nereden geldiğini ve nreye doğru gitmekte olduğunu kendisine bildirecek bir kitaba ihtiyaç hisseder.Bu ilahi bildirme,şaşkınlık engellerini yıkıp atan hastalık günü geldiği ve zarar kalbin derinliklerine kadar ulaştığı zaman,semeresini verir.Yani herkesi aciz bırakacak bir kitap geldiğinde,semeresini verir.Bir önceki süre olan Yunus Süresi’nde,meydan okuma sadece bir süre ile sınırlıydı,ancak Hud Süresi’ndeki meydan okuma on süre ile olmaktadır.Bu ise,ilerde tekrar ele alacağımız gibi,o kitabın Allah (c.c) katından olduğunu kabul etmekte ziyadesiyle nefisleri mecbur eder ve acziyetlerini bildirir.Tek bir darbe karşısında hezimete uğrayan bir kimseye karşımda peş peşe gelen on darbe var denilse,korkusundan yere çakılır.

    Yoksa onu kendisi uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer doğru iseniz Allah’tan başka çağırabildiklerinizi çağırın da siz de onun gibi uydurulmuş on süre getirin.Eğer onlar size cevap veremiyorlarsa,bilin ki on ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve O’ndan başka ilah yoktur.Artık siz Müslümanolmuyor musunuz? (Hud’13-14)”

    Hz Muhammed (s.a.v),bu kesin İlahi burhanı teyit etmek için,insanlar arasında dolaşıyordu.Bu delilden önce de geçmiş peygamberlerin kitapları bu hususa tanıklık etmektedir.Öyleyse bu kitaptan daha sağlam ve daha köklü bir kitap var mıdır?

    Rabbin tarafından açık bir delile dayanan ve kendisini Rabbinden bir şahitin izlediği,ayrıca kendisinden önce,bir önder ve bir rahmet olarak Musa’nın Kitabı bulunan kimse,inkarcılar gibi midir? Çünkü bunlar ona inanırlar.Gruplardan hangisi onu inkar ederse işte cehennem ateşi onun varacağı yerdir,bundan şüphen olmasın ; zira bu,senin Rabbin tarafından bildirilmiş bir gerçektir,fakat insanların çoğu inanmazlar (Hud’17)”

    Sonra büyük ve erdemli olan kimseler insanlara karşı yalan söylemezken,nasıl olur da Allah’a karşı yalan söyleyebilirler? Allah birdir , O’nun huzurunda toplanmak kesindir,iyi kimseler cennete ve kötü kimseler de cehennemdedir demek,hiç yalan olur mu? Şayet bunlar yalan ise,o zaman doğruluk nedir ki? Bu kötü son,kendilerine gönderilen dini inkar eden toplumların önceki halidir.Zira peş peşe bir çok topluluk helak olmuştur ve bu helak olan toplumların geride bıraktıkları kalıntılar,onların helakını gözler önüne seren delillerdir ; bir kısmının ise ne bir izi ne de bir işareti kalmıştır.

    Niçin böyle uğursuz ve lanetli bir son ? Yoksa helak olan toplulukların içerisinde,onları uyaracak ve Allah (c.c)’a karşı gelmekten sakındıracak akıllı ve saygılı kimseler yok muydu?

    Sizden önceki asırlarda yeryüzünde insanları bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Fakat onlardan kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır.Zulmedenler ise,kendilerine verilen refahın peşine düştüler.Zaten günahkar idiler.Halkı iyi olduğu halde Rabbin,haksızlıkla memleketleri helak etmez (Hud’116-117)”

    Hz Muhammed (s.a.v),işte bu yöntem ve metod üzerine,insanları Allah (c.c)’ın dinine davet etmeye devam etti.Ancak ne var ki,insanlar sürekli olarak kendi aralarında gruplara ve hiziplere ayrılırlar ve Hak ve Doğruluk sancağı da onları bir araya getiremez.

    Kendi aralarında ayrılığa düşüp parçalanan,sonra da kendilerinin razı olacağı bir yol tutan nice grup,hizip,parti ve cemaat vardır.Oysa ki Allah (c.c),insanları tek bir grup,tek bir parti,tek bir cemaat yapmaya kadirdir ; ancak O (c.c)’nun hikmeti,insanları kendi yaptıklarıyla baş başa bırakmayı gerektirmektedir.

    Rabbin dileseydi bütün insanları tek bir millet yapardı.Fakat onlar ihtilafa düşmeye devame decekler (Hud’118)”

    İşte burası ayetin başıdır.Buna göre,insanlar arasındaki bu farklılık sanki insanoğlunun yaratılışındaki tabii bir yasadır.Daha sonra ayet şöyle devam ediyor:

    Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır.Zira Rabbin onları bunun için yarattı.Rabbinin Andolsun ki Cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım sözü yerini buldu (Hud’119)”

    Yüce Rabbimiz bizleri,hiç günah işlemeyen melekler veya sorumlulukları olmayan hayvanlar olarak da yaratabilirdi ; ancak O (c.c) bizleri esfele safilin’e (en alçak seviyelere) düşebilecek ya da en yükseklere çıkabilecek serbestiyete sahip beşer olarak yaratmıştır.



    Kaynak = Muhammed Gazali / Kur’an’ın Konulu Tefsiri / bkz= 263-282

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.