Hiçbirşey Allah’ın Tecellisi Dışında Değildir

Allah’ın Tecelli Etmesi



Hiç Bir Şeyin Tesadüf Olmadığını Bildiğin,Gördüğün Ve Hatta Kabul Etmesen de İnandığın Halde Hangi Akla Hizmet Ederek Allah’ın Varlığından Şüphe Ediyorsun

“(Gerçekten insan zalim ve nankördür. (1)”,”(…senin aslını topraktan,..(2)”,geldiğini ve yine aynı şekilde ölüp bir avuç toprak olacağını, tekrar dirilme gününde Allahu Teala’nın karşısında hesap vereceğini,dünyaya geliş ve yaratılış amacının “Allah sizi bununla (sözünüzü yerine getirmekle veya nüfuz ve servet çokluğu ile) imtihan eder. (3)” ayetinde belirtildiği üzere imtihan olduğun, kendisine verilen nimetlerin,bütün uzuvların bir hikmeti gereği olduğunu bilmesine rağmen ve Yüce Allah’ın kendilerini bu konuda Kitab-ı ile haberdar etmesine rağmen,kul halen Allah-u Teala’ya karşı asilik ediyor,isyan ediyor.

Ancak Allah (c.c) yine kullarına karşı merhameti ile,mağfireti ile muamele ediyor ,cezalandırmadan önce kendine çağırıyor ve diyor ki ;”Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.(4)”.Allah’ın rahmetinden ümit kesmek bir müslümana bir kula yakışmaz.

Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır ;

“Allah’ın rahmetinden asla ümidinizi kesmeyiniz. Çünkü kâfirler güruhu dışında hiç kimse Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez (5)” .”Muhakkak ki Allah afüv ve gafurdur (af ve mağfireti boldur) (6)” .Ancak yeter ki buyurduğu üzere “(Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. (7)”.

Başka bir ayette ise şöyle buyurmaktadır;”(Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir. (8)”

“(Şüphesiz ki Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler (9)” .Çünkü başka bir ayet de ise şöyle buyurmaktadır “(Bu, dünyada iken kendi ellerinizle yapmış olduğunuzun karşılığıdır. (10)”.Allah-u Teala da hiç kimseye gücünün fazlasından bir güç yüklemez. “Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. (11)” şeklinde buyurmuştur.

Ancak kullarına karşı olan merhametine bakın ki;”(Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Kulun yaptığı iş, eğer bir kötülük ise, onun cezasını adaletle verir.) İyilik olursa onu katlar (kat kat arttırır), kendinden de büyük mükâfat ve (12)”.Günaha karşılık bir günah (yapmış olduğun kötülük başkalarına kötü örnek teşkil etmeyip,onlara da sirayet etmezse bulaşmzsa),ama iyiliğe karşılık da kat kat mükafat veriyor.

Nice insanlar geldi geçti,nice insanlar Nebileri , kendi kavimlerine gönderilen Peygamberleri yalanladılar,nice tuzaklar kurdular,bazılarına haşa tevbe Allah’ın oğlu,bazılarına büyücü,bazılarına kahin,bazılarına şair,bazılarına mecnun gibi iğrenç ithamlarla karşılık verdiler.”Onlar Allah’ın nûrunu ağızlarıyla üfleyip söndürmek isterler.Tevbe Süresi’32)”.Ama Allah Teala diyor ki;”(sizin dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. (13)”.

Yani onların Nebileri,Resülleri yalanlamaları, Allah’ın varlığını inkar etmeleri bu gerçeklerin varlığını değiştirmedi.Sadece onlar kabullenmedi ve iyiye karşılık kötüyü aldılar,dünyalarını aldılar ama ahiretini sattılar.”(Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!  (14)”

Oysa bütün Peygamberlerin yaptığı tebliğ;eşi ve benzeri olmayan tevhid yoluna,Yüce Allah’a kulluk etmeleri ve O’nun emir ve yasaklarına uymaları idi.”(Ey iman etmiş olanlar, Allah’tan korkunuz ve O’nun Peygamberine iman ediniz ki, size rahmetinden iki nasip versin ve sizin için bir nûr kılsın ki, onunla yürürsünüz ve sizin için mağfiret buyursun ve Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. ((15)”

Ancak bazıları peygamberlerin getirdiklerine, söylediklerine inanıp iman ederek Allah’ın rahmetine mazhar olurken,diğer bir kısım yani kendisini -haşa- ilah yerine koyan ve kendini o şekilde gören (firavun gibi) kişiler,ellerindeki mal,mülk ve servetlerinin düşkünlüğü ve fazlalığı ile, bunları kaybetme korkusundan dolayı gerçeğe sırtlarını döndüler ve Peygamberlerin uyardığı azaba maruz kaldılar.

Oysa mal-mülk,servetin hepsinin bir imtihan gereği olduğunu kullarının bilmesi için şu şekilde buyurmuştur;”Gerçekten Allah sizi bununla (sözünüzü yerine getirmekle veya nüfuz ve servet çokluğu ile) imtihan eder (16).”

Oysa dünyada böbürlenerek,kibirlenerek,malına mülküne zenginliğine güvenenlere şöyle buyrulmaktadır: “Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin (17) “.Sen öldüğün zaman ise bunların senin elinden çıkacak sefasını senden sonrakiler sürerken hesabını vermek sana düşecek.

Tabi senden sonrakilerin o serveti ne şekilde harcayacağı belli olmayacağı için,Allah’ın rızasına uygun olmayan işlerde kullanırsalar eğer bu seferde belirtildiği üzere yine o işlediği günahlara ortak olacaksın ve o zaman (Servetim, malım bana fayda etmedi! (18)” diyeceksin.

Bunlarda örnek ve ibret alınsın diye Hz Kur’an-ı Kerim’de örnek olarak misalleri gösterilmektedir;

“Âd halkı da resulleri yalancı saydı.Kardeşleri Hûd onlara şöyle dedi: ‘Hâlâ inkâr ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülâlemin’dir. Siz her yol üzerinde, gelip geçenleri şaşırtmak için bir alamet yapıp saçma sapan şeylerle mi uğraşıyorsunuz?(19)”.

“Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Size bildiğiniz bunca nimetleri veren,Size davarlar ve evlatlar ihsan eden,Bağ ve bahçeler, pınarlar lütfeden o Rabbinize karşı gelmekten sakının! Müthiş bir günün azabının tepenize ineceğinden, gerçekten endişe ediyorum! ‘ ‘Sen’ dediler, ‘Ha böyle nasihat etmiş, ha etmemişsin, bize göre hepsi bir.’Bizim tuttuğumuz yol, önceki atalarımızın sürüp gelen âdetlerinden başka bir şey değildir.(20)”

Ayetlerde de görüldüğü üzere;Önce tevhide çağrı var (buna uyarsalar ne ala) ,Kendisine yani Allah’a karşı gelmekten uzak durulması gerektiği ve O’ndan başkasına itaat edilmemesi,bunun akabinde de kendisine verilen onca nimetler ve bunlara rağmen bunlara da kulak tıkayanlara rağmen yine en iyi cevap Kur’an-ı Kerim’de verilmiştir.

“Neticede onu yalancı saydılar, Biz de onları imha ettik. Elbette bunda, alınacak ibret var, fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler. (21)”. Semud halkı da resulleri yalancı saydı.(22)” “Çünkü bildirilen azap onları bastırıverdi. Elbette bunda alınacak ibret vardı. Fakat onların ekserisi ders alıp da iman etmezler. (23)”

Bütün Peygamberler’in yaptığı tevhide,Hakk’a,Allah yoluna,sırat-ı müstakim’e çağrı yaparken ne kavimlerinden ne de bir başaksından yaptıkları iş karşılığı herhangi bir ücret beklentisi içerisine girmemişler,sadece mükafatını Allahu Teala’dan beklemiştirler.

Peki sizler,yani -haşa- tevbe Allah’ı (.c.c) yok sayıp,onca nimetlerini yaratma sıfatlarını gördüğü halde,her şeyi tesadüfe bağlayan şahsiyetler;Sizler yaptığınız kötülüğün telafisini kimden isteyeceksiniz,yada yaptığınız çarpık düşünceler dolayısı ile kime hizmet ediyor kimden ücret alıyorsunuz.Aldığınız ücretler sizi ölümden yaşlanmadan,kabir kapısına gitmekten kurtarabiliyor mu tabi ki hayır…..

Yok madem böyle bir beklentiniz varsa bile birilerinden,onlara söyleyin bakalım ölümün önüne geçebilecekler mi? Sizin yok saydığınız ya da kabullenmek istemediğiniz azap gelip çatınca artık iman etmek isteyeceksiniz,ancak ahiret yurdu ibadet etme yeri değil mükafat yeridir. O zaman feryad-ı figan etmenini bir faydası olmayacaktır

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor ki;”O can yakıcı azaba girmedikçe ona iman etmezler. (24)”.İman etmeniz için illa başınıza bir şeylerin,bir felaketlerin,bir mucizenin gelmesini mi bekliyor sunuz? .Sizden sonrakiler sizden ders almadan önce siz;siz sizden öncekilerden ders alın.

Eğer siz körseniz,gözünüz görmüyorsa,gördüğünüz halde düşünmeyip anlamak istemiyorsanız bu sizin suçunuz başkasının değil.Oysa görmek istedikten sonra her şey Allah’ın varlığına bir delildir.Bu şahsiyetlerin körlüğüne.hatta açık körlüklerine, hatta ve hatta gördükleri halde kör olmalarına şöyle bir örnek verebiliriz;

Bir gün bir adam ellerini açıp yalvardı;Allah’ım ! Benimle konuş.Tam o sırada bir çayır kuşu adamın bahçesinde en son şarkısını söylüyordu.Ama adam çayırkuşuna kulak vermedi ve devam etti yalvarmaya:Allah’ım! Benimle konuş.Az sonra hava kapandı,gök gürültüsü ve şimşekle birlikte kuvvetli bir yağmur başladı.

Fakat adam dinlemedi,yakarmaya devam etti.Allah’ım! Seni görmeme izin ver.O böyle yalvarırken,sağanak yağmur sona ermiş ve güneş bütün ihtişamıyla ışıklarını adamın evine kadar taşımaya başlamıştı.Fakat adam bu manzaraya aldırmadı bile.Her gün gördüğü bir şey değil miydi bu?Yalvarmaya devam etti adam:

Bana bir mucize göster Allah’ım!O böyle yalvarırken yakınlardaki evlerden birinden yeni doğmuş bir çocuğun ağlayışları geliyordu.Ama adam bunu da fark etmedi.Üzüntüden ağladı adam;Allah’ım,cevap ver bana! Burada olduğunu bilmemi sağla.O ara bir kelebek adamın koluna kondu,ama adam öbür eliyle kelebeği iteleyip kovdu Ve ağlamaya devam etti

Allah’ım! Neden bana cevap vermiyorsun.İşte bu kıssada anlatıldığı üzere sen anlamak istemiyorsan eğer Allah ne yapsın? Siz gözünüzün gördüğü şeyi bırakıp gözünüzün görmediği şeyin peşinde koşturuyorsunuz.

Öldükten sonra dünyaya dönmek,Allah’a kul,köle olup (ki zaten o şekildesin ancak kabullenmiyorsun) emir ve yasaklarına uymak isteyeceksin ama artık geçen geçmiştir ve nasıl ki geçen zamanı geri telafi edemezsin,öldükten sonrada dünyaya dönmen imkansızdır.Nitekim Yüce Allah buyuruyor ki;İşte o zaman: ‘Acaba, bize, azıcık olsun, bir mühlet verilir mi’ derler. (25)”.

“Şayet özür dileyip Rab’lerini razı etmek için tekrar dünyaya dönmek isterlerse, onlara bu imkân verilmez. (26)”.”Ateşten çıkmak isteyeceklerdir. Halbuki, onlar ondan çıkacak kimseler değildirler. Ve onlar için dâimî bir azap vardır. (27)”

Siz ya da sizler ya da Allah’tan başkasına yani materyalist görüşlere inananlar ve her şeyi tesadüfe bağlayanlara,Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük edenlere diyecek sözümüz şudur;Sizden öncekilerin bir şeye inanmaları,inana geldikleri şeyin doğru olmasını gerektirmez. Ortada bilgi yok, belge yok,sadece idda var..Zaten kavmi de peygamberlerine şöyle demiştir.ve buda Kur’an-ı Kerim’de şöyle belirtilmektedir;

“(Bizim tuttuğumuz yol, önceki atalarımızın sürüp gelen âdetlerinden başka birşey değildir.(28)”.Ya atalarınızın, sizden öncekilerin tuttuğu yol yanlış ise,onlarla beraber aynı yanlış üzere yaşamak ve yapmak zorunda mısınız,düşünmez misiniz.?

  • Bütün bunlardan sonra ey insan, senin mahşere ve hesaba inanmana hangi engel kalabilir?(29)

Aklınızı Halen Kullanmayacak Mısınız



(1-İbrahim Süresi’34) ; (2-Kehf Süresi’37) ; (3-Nahl Süresi’92) ; (4-Zümer Süresi’53) ; (5-Yusuf Süresi’87) ; (6-Nisa Süresi’43) ; (7-Tahrim Süresi’8) ; (8-Hucurat Süresi’12) ; (9-Yunus Süresi’44) ; (10-Al’i İmran Süresi’182) ; (11-En’am Süresi’152) ; (12-Nisa Süresi’40) ; (13-Maide Süresi’3) ; (14-Al’i İmran Süresi’187) ; (15-Hadid Süresi’28) ; (16-Nahl Süresi’92) ; (17-İsra Süresi’37) ; (18-Hakka Süresi’28) ; (19-123..128) ; (20-131…137) ; (21-Şu’ara’139) ; (22-Şu’ara’141) ; (23-Şu’ara’158) ; (24-Şu’ara’201) ; (25-Şu’ara’203) ; (26-Fussilet Süresi’24) ; (27-Maide Süresi’37) ; (28-Şu’ara’137) ; (29-Tin Süresi’7)