Kuran Yurdu

Her Durumda Herkese Tövbe Etmek Farzdır-2

    • Vacibin iki anlamı olduğunu unutma;

    a-) Dini konularda verilen fetvalarda bulunan vacibtir.İnsanların hepsi bunda ortaktır.Bu derecenin öyle bir özelliği vardır ki,bütün insanlar onunla uğraşsa alemin düzenine gene de zarar gelmez.Fakat insanların hepsi gerçek anlamıyla muttaki olmakla mükellef olsalar,geçim yolunu bırakıp dünyayı bütünüyle teretkemeleri gerekirdi ki,bunun sonucu takvanın bütünüyle yok olmasına yol açardı.Çünkü geçim durumu bozulunca herkes ekmek,giymek,mesken derdine dalar ve ortada takva diye bir şey kalmazdı.Anlatmış olduğumuz dereceler bu yönden bu manada vacib değildirler.

    b-) Allah’a yakın olmak için yapılması gerekli olan şeylerdir.Sıddıklar makamını elde etme ve Allah’a ulaşmak için bu anlattıklarımızın hepsinde tövbe gereklidir.Bu nafile namaz kılmak isteyen kimse için abdest vacibtir demeye benzer.Esasında nafile namaz vacib değildir.O fazilete nail olmak istemeyenler abdest de almazlar,nafile namaz da kılmazlar.Yine bu deyim ‘insanlar için el,ayak,göz,kulak şarttır’ denmesi gibidir.

    Kamil (tam olgun) bir insan olabilmek için bu organlara sahip olmak şarttır.Fakat tek olsun da bir tulum gibi veya bir bez parçası gibi olmayabile razıyım diyen ,bunlar olmadan durumunu idare edebilir.Yalnız olgun,yani tam olmaz.Genel fetvalarda geçen vacibler,hayatın esası olduğu gibi,kurtuluşun da esasıdır.Çünkü kurtuluşa ancak o sebeple ulaşılır.Fakat olgunluğa ulaştıran ve kurtuluşunda üstünde olan hayat,el,ayak ve diğer organlarla gelişmiş beden gibidir.Peygamberler,evliya ve alimlerin hırsla çalışıp kazanmak istedikleri hayat budur.Bunun çevresinde döndü ve bu hayat için dünya zevklerinden tamamen geçtiler.

    • İsa Peygamber uyuyacağı zaman,başının altına yastık vazifesini yapmak üzere taş koymuş,bunun için bile şeytan gelmiş ve;

    Sen dünyalık peşinde koşuyorsun,rahatını temin edebilmek için başının altına taş koyuyorsun demiştir.O zaman Hz İsa taşı atmış ve başını yere koymuş,bu hareketi onun için tevbe olmuştur.İsa Peygamberin başını yere koymasının genel fetvalardan vacib olmadığını bilmediğini mi zannediyorsun?

    Resulüllah giydiği işlemeli elbise namazda kendini başka şeyle meşgul ettiği için onu çıkarıp atmıştır.Yine ayağına giydiği nalınlar zihnini kurcaladığı için eskisiyle değiştirmiştir.Resulüllah bunları yaparken onların genel manada vacib olmadıklarını bilmiyor muydu? Onun böyle yapmasının sebebi o giydiği şeylerin kalbinde iz bırakıp kendisine verileceğini vadedilen ‘Makam-ı Mahmud’a ulaşmasına mani oldukları içindi.

    Hz Ebubekir’in sütü içtikten sonra,sütü ikram eden kimsenin onu haram yoldan kazandığını öğrendikten sonra,boğazına boğulacak şekilde parmak salıp kusmaya çalıştığını görmedin mi? duymadın mı? O yüce zat habersiz olarak içtiği birazcık sütten fıkhı hükümlere göre sorumlu olmayacağını bilmiyor mudu? Bunu çıkarmanın vacib olmadığını bildiği halde,neden mümkün olduğu kadar midesini temizlemeye çalışarak niçin tevbe etti? Bu yalnızca onun kalbinde yerleştirilen bir gizlilik (sır) içindir.O,gizli sır,ona toplum fetvalarının başka ahiret yolculuğundaki tehlikelerinin daha başka olduğunu,bunları da ancak ve ancak Sıddıkların bilebileceğini bildirdi.

    Sen Allah’ın yarattıkları içerisinde Allah’ı en iyi bilen ve tanıyan böyle kulların durumlarını düşün.Onlar Allah’ı ve O’na giden yolu Allah’ın hiddetini ve gururlanmanın zararlarını herkesten iyi bilirler.Dünyanın insanı kandırmasından bir defa şeytanın kandırmasından bin defa daha fazla sakın.Bu sırlar öyledir ki,onların ilk kokusunu alan kimse,yani Allah yoluna giren,Allah yolcusu bin sene de yaşasa,her nefes alışında nasuh (dönmemek üzere yapılan tevbe) tevbesinde devamlı olmasının lüzumunu ve hiç vakit kaybetmeden tevbenin vacib olduğunu bilir.

    İslam büyüklerinden Süleyman Darani diyor ki;

    • Aklı olan kimse geleceği için değil de,itaatsiz ve ibadetsiz geçirdiği günler için ağlasa ve bu durum ölene kadar sürse,yaptığı işde haklıdır.Hal böyle iken geleceğini de,geçmişini de bilgisizlik içinde geçirenlerin durumu ne olur ?

    Süleyman Daran’nin bunu söylemesindeki maksat şudur;

    Akıllı olan insan,çok kıymetli bir cevhere sahip olunca,sonradan onu hiç yere kaybederse tabi ki çok üzülür.Eğer kaybettiği cevher kendinin mahvına yol açacaksa,bu kaybettiğine üzülüp acınması bir kat daha fazla olur.Esasında insan ömrünün her saat ve her anı değeri biçilemeyen bir cevherdir.Çünküonun seni sonsuz şikayetten kurtarıp,sonsuz mutluluğa kavuşturma yetkisi vardır.Bundan daha kıymetli cevher gösterilebilir mi? Bundan gaflete der de kaybedersen,gerçekten ziyana uğramış olursun.Hele bu vakitleri günah kazanmakla geçirirsen,mahvolacağın açıktır.Uğradığın bu zarara kulak asmaz,üzülmez ve ağlamazsan bu senin bilgisizliğinden başka birşey değildir.Bilgisizlik ise bütün hastalıkların üzerindedir.Bilgisizlik öyle bir felakettir ki,sahibi bunu farkedemez.Çünkü gaflet uykusu kendisi ile Allah’ı tanıması arasında bir perde teşkil eder.Ne yazık ki insanlar daldıkları uykudan ancak ölünce uyanırlar,işte o zaman herkesnasıl iflas ettiği ve ffelakete uğrayanlara da nasıl felakete uğradıkları gösterilir,fakat artık iş işten çoktan geçmiştir.

    İslam büyüklerinden bir arif anlatıyor ki;

    Ölüm meleği kişinin son nefesinde gelir ve şöyle der;

    • Senin vereceğin bir nefesin kaldı,onu da verip gideceksin.Bunun bir saniye geri bırakılması imkansızdır

    Bu sözler üzerine adam sıkıntılara kalır,mahzun olur ve biraz daha yaşayıp tevbe edip,eksiklerini tamamlamak için bütün dünya kendinin olsa hepsini feda eder,verirdi.Fakat buna katiyyen imkan bulamaz.

    Yüce Allah buyuruyor ki;

    • Kendileri ile istemiş oldukları şeylerin arasına sed çekilmiştir (1).

    ve yine yüce Allah buyuruyor ki;

    • Sizden birine ölüm (alametleri) gelip de Ey Rabbim,beni yakın bir zaman kadar geciktirsen de sadaka verip iyi kullarından olsam demezden önce,size rızık olarak verdiğimiz şeylerden harcayın.Oysa Hz Allah,hiç kimseyi eceli geldiği zaman asla geciktirmez (2).

    Bu konuda denildi ki,kul ecelinin biraz geri bırakılmasını istediği zaman ,aradan perdenin kalkıp ahiretin alametleri keşfedildiği zaman ölüm meleği Azrail’e der ki;

    Bana biraz izin ver de günahlarıma tevbe edip Rabbimden af dileyeyim.

    Ölüm meleği der ki;

    • Rabbinden af dileyeceğin zamanları artık kaybettin

    Bu sözlerden sonra da o kulun suratına tevbe kapıları kapanır.Bir yandan can vermeye çalışırken,diğer yandan yaptığı kötülüklerin üzüntüsünü,ömrünü boşu boşuna geçirdiği için ah vah ederken,bu hallerin insanı şiddetli olarak sarstığı zaman asıl iman da sarsılır durur.Nefesini bitirdiği zaman ruhu tevhid üzere çıkar ki,buna hüsn-i hatime (mutlu son) denir.Ruhunu imansız olarak teslim ederse buna da su-i hatime (kötü son) denir.

    Yüce Allah buyuruyor ki;

    • Yoksa devamlı olarak günah işleyip de ölüm gelince ben şimdi tevbe ettim diyen kişinin tevbesi kabul edilmez (3)..Allah katında makbul olan tevbe ancak cahillikle yapılan kusurlar ve çok geçmeden edilen tevbedir (4).

    Yani işlediği günahın hemen peşinden tövbe eder ve yapacağı bir iyilikle günahın izlerini kalbinden siler.Eğer günahın izlerini silmekte gecikirse sonradan silmesi zor olur.

    Peygamberimiz buyuruyor ki;

    • Kötülükten hemen sonra bir iyilik yap ki,işlediğin kötülüğü yok etsin.

    Lokman Peygamber oğluna dedi ki;

    • Oğlum tevbeyi sonraya bırakma;ölüm hiç ummadığın bir anda gelir.İleride başka bir zaman tevbe ederim diyen iki tehlike arasında kalmış olur;

    Günah işleye işleye kalbi kararır ve bu onda alışkanlık haline gelir.Ve bir daha temizlenmeyecek bir durum alır

    Aniden hastalığın ve ölümün gelmesidir.Öyle olur ki,kalbini temizlemeye ne fırsat ne de vakit bulabilir.Bu sebeple haber de bildirildi ki;

    Cehennem ehlinin azabının çoğu,tevbeyi sonraya bırakmalarındandır

    Helak olanların çoğunun helakına sebep olan şey,tevbenin sonraya bırakılmasıdır.Çünkü kalbini peşin olarak kirletiyor,fakat temizlenmesini sonraya bırakıyor.Sonra da ölüm onu aniden yakalıyor ve doğru olmayan bir kalb ile Allah’a kavuşturuyor.Fakat kurtulacak olanlar yalnızca temiz kalbe sahib olanlardır.Kalb kula Allah’tan verlmiş bir emanettir.Ömür de aynen öyledir.Bundan başka diğer vasıtalar da öyledir.Emanetine hıyanet edip hıyanetini düzeltmeyenlerin sonu tehlikelidir.

    İslam büyüklerinden bir arif diyor ki;

    Allah’ın kuluna verdiği iki sırrı vardır,sırları kuluna ilham (gönüle doğan şey) ile bildirir;

    İlki annesinin karnından çıktığı zamandır.Allah buyurur ki;Ey kulum,seni her türlü isyandan temizlemiş olarak dünyaya getirdim.Ömrünü sana teslim ettim ve onu sana emanet olarak verdim.Bakalım bu emaneti nasıl koruyacak ve huzuruma nasıl geleceksin?

    İkincisi de ruhunu teslim ettiği andadır.Allah buyurur ki:Ey kulum,emanetimi nereye götürdün? Onu muhafaza ettin mi? Verdiğin sözü yerine getirdin mi? Eğer sözünde durduysan karşılığını bol bol veririm.Emaneti kaybettin de verdiğin sözü yerine getirmediysen,bende senin cezanı veririm.

    Yüce Allah buyuruyor ki;

    Ey israiloğulları,sözüme bağlı kalın ki,ben de sözümü tutup (sizi cennete) koyayım (5)… Onlar (mü’minler) emanetlerine ve sözlerine riayet ederler (6).



    Kaynak= İmam Gazali / İhyau Ulumi’d-Din / C:4 / bkz:22-26

    (1-Sebe’54;(2-Munafikun’10-11);(3-Nisa’18);(4-Nisa’17);(5-Bakara’40);(6-Müminun’8)

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.