Her Durumda Herkese Tövbe Etmek Farzdır-1

Yüce Allah buyuruyor ki;Ey müminler,hepiniz Allah’a tevbe edin ki dünya ve ahirette saadete kavuşasınız

  • Zira tövbenin anlamı,insanı Allah’tan uzaklaştıran ve şeytana yaklaştıran yoldan dönmek demektir.Böyle bir dönüşü ancak akıllı kimseler düşünebilir.Akıl,ancak şehvet,öfke ve şeytanın kışkırttığı diğer kötü sıfatların düzelmesinden sonra olgunlaşır.

Aklın esası ancak ergenlik çağına yaklaştığı zaman tamamlanır.Şehvetler şeytanın,akıl da meleğin askerleridir.İkisi bir araya geldiklerinde aralarında savaş çıkar.Zira birbirlerinin zıddı ve hasmı oldukları için birisi diğerinin yanında duramaz.Aralarındaki boğuşma gece-gündüz,ışık ve karanlık gibidir.Birisi galip geldiği zaman diğer zaruri olarak kaçar.

  • Şehvetler,çocuk ve gençlerde akıldan önce gelişirse,şeytanın orduları galip demektir ve ortalığı onlar istila ederler.Kalp de bunlara eğilim duya.Kalbin şehvetlere bu aşamada yakınlık duyması normaldir.Çünkü şehvetler kalbi kaplar.Artık kalbin bu durumdan kurtulması zorlaşır.

Sonra Allah’ın tarafını tutar ve onun askeri olan akıl belirmeye başlar.Tedrici bir şekilde dostlarının ellerinden ve tutsaklığından kurtarmaya başlar.Eğer akıl kuvvetlenmez ve olgunlaşmazsa kalp ülkesi şeytana teslim olur.O lanetlik şeytan da vaadini yerine getirmiş olur.Zira Kur’an’ın şu ayetinde şöyle demişti;

  • Eğer kıyamet gününe kadar bana süre verirsen yemin ederim ki Adem’in soyunu pek azı müstesna olmak üzere şüphesiz ki kandırıp kendime bağlarım (İsra’62)

Eğer akıl olgunlaşıp kuvvetlenirse ilk uğraşısı şehvetleri kırmak,alışkanlıklardan kurtulmak ve tabiatını zorla ibadet yoluna koyarak şeytanın ordularını yok edip atmaktır.İşte tövbenin anlamı budur.Bu delili şehvet,rehbeti şeytan olan bir yoldan dönüp Allah’ın yoluna yönelmek demektir.

  • Bütün insanlarda şehvet akıldan önce gelişir.Yani şeytanın silahı olan tabiat,meleğin silahı olan tabiattan önce bulunur.Bunun için ister peygamber olsun ister ahmak olsun her insan için şehvetlerin yardımına giden yoldan dönüş zaruridir.

İnsanla ilgili bu hüküm insan cinsinin üzerine farz olan ezeli bir hükümdür..İlahi kanun değişmedikçe,bu hükmün değişmesi mümkün değildir.

Onun için kim kafir ve cahil olduğu halde ergenlik çağına ererse,cahilliğinden ve küfründen tövbe etmesi farzdır.

Eğer annesine ve babasına tabi olup İslam’ın gerçeğinden habersiz olarak Müslüman olduğu halde ergenlik çağına ererse,bu sefer İslam’ın anlamını kavramak suretiyle gafletinden tövbe etmesi farz olur.

Zira kendisi Müslüman olmadıktan sonra,anne-babanın Müslüman oluşu,kendisine fayda sağlamaz.Bunu anlatmaya başladığında eski adetinden ve şehvetlerinin peşinde koşma alışkanlığından kurtulup Allah’ın çizdiği sınırlar içine dönerek tövbe etmesi farz olur.

Böylece şeytanın çizdiği rotayı bırakarak Allah’ın çizdiği sınırlar içine girmelidir.Tevbenin en zor olan kapısı budur.Bir çoğu bundan aciz olduğundan,helak oldu gittiler.

Bu anlattıklarımızın hepsi tövbe ve Allah’a yönelmedir.Demek oluyor ki,tövbe etmek herkesin yerine getirmekle yükümlü olduğu farz-ı ayındır.Hz Adem bile tevbe etme ihtiyacından kurtulamamıştır.Babanın tabiatına uymayan ve babanın güç yetiremediği şeye çocuklar hiçten güç yetiremez.Devamlı olarak ve her hal ve durumda tevbenin vacib olmasına gelince;

Bu da gayet açıktır.Çünkü hiç kimse organları ile isyan etmekten kendini alamaz.Kur’an’ın ve hadislerin bildirdiklerine göre,peygamber- ler bile ‘zelle’ adı verilen çok küçük hatadan kendilerini alamamışlardır.İşledikleri ufak defek hatalarından dolayı ağlayıp tövbe ettikleri haber veriliyor.Eğer bazı durumlarda ‘organları ile günah işlemezse de,kalbinden günah işleme düşüncesini atamaz.Eğer buna da meyletmezse de,kendinin Allah’ı zikretmesine engel olacak olan şeytanın vesveselerinden kendini kurtaramaz.Eğer bunlardan da korunsa bile,Allah’ın zat,sıfat ve fiillerine ait olan ilminde gaflet edip hata işlemekten hali olmaz.Bunların hepsi derecelerine göre sıralanan birer noksanlıktır ve bunlarında çeşitli sebepleri vardır.Sebeplerini ortadan kaldırabilmek için onu zıddı ile uğraşıp bulunduğu yoldan,başka bir yola girmek lazımdır.Tevbe de zaten budur.Şekil ve derece itibariyle farklı olmakla beraber,insanoğlunun bu noksanlıklardan kurtulması düşünülemez.Bu sebeple tevbe şarttır.

Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

  • Kalbimden öyle şeyler geçer ki,onlar için her gün yetmiş defa Allah’ın mağfiretini dilerim.

Yüce Allah buyuruyor ki;

  • Allah’ın geçmiş ve gelecek günahını mağfiret etmesi için… (Fatır’2)

Onun hali böyle olunca,başkalarının hali nice olur?

Eğer kalbden geçen düşünce ve hatıraların eksik olduğunda olgunluk ise bunlardan kurtuluşta olduğunda katiyetle şüphe yoktur.Hatta Allah’ın yüceliğini anlamaktaki eksiklik de kusurdur.Tanıma arttıkça olgunluk da artar.Eksik sebeplerden olgunluğa geçişte bir çeşit Hakk’a dönüştür.Rücu ise tevbedir ve tevbe olduğu şüphesizdir.Fakat esasını sorarsan bu anlattığımız şeyler farz değil,üstünlüktür. Tevbe farzlar için şarttır.Size ise her hal ve durumda tevbe farzdır diyorsunuz.Fakat bunlardan tevbe ve olgunlaşmak şeriata farz değildir.Senin her hal ve durumda tevbe farzdır demekten gayen nedir? diyecek olursan;

  • Cevabım şudur;

Yukarıda söylediğimiz gibi,insan da yaradılışnda şehvetlerine uymaktan kendini kurtaramaz.Tövbe sadece şehevi istekleri terketmek değil,bütünüyle tevbe,geçmişte işlenen kusurları telafi etmektir.İnsanoğlu şehvetlerine tabi olduğu zaman şehevi arzularından kalbine bir karanlık çöker.Nitekim aynaya bakan insanın nefesinden aynanın buğulanması gibi.Kalb de günahlar sebebiyle sislenir ve kararır,şehvet karanlıkları arttıkça kalbin karartısı da artar ve sonunda kalb kör olur.

Yüce Allah buyuruyor ki;

  • Hayır (zannettikleri gibi değildir),onların kazandıkları günahları kalblerini paslandırıp köreltmiştir (Mutaffifin’14)

Aynanın yüzünde bulunan kirler silinmez de devamlı orada kalırsa,sonra sonra leke yapar ve camı bozar.Böylece cam eski parlaklığını kaybeder ve eski halini alamaz.Kalb de bunun gibi kara lekeler onun üzerinde kalınca orada iz yapar ve yerleşir.Bundan sonra kalbin temizlenebilmesi için şehvetlerin peşinden gitmemek kafi gelmez.Çünkü lekeler orada yer etmiştir.Onların oradan temizlenip atılması gerekir.Kalbe yapılan isyanın kiri ve lekesi çöktüğü gibi,şehvetleri bırakarak yapılan ibadetlerin nuru da kalbe yükselir ve kalbi aydınlatır.İbadet ve taatın nuru,isyanın karanlığını kaybeder ve kalbi temizler.

Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

İşlediğin kötülüğün arkasından hemen bir iyilik yap ki,yaptığın kötülüğü gidersin.
Demek oluyor ki,kul hiçbir durumda kalbindeki kötülüğün etkisini,onun tesiri olan ibadetle silmekten uzak duramaz.Bu anlatmış olduğumuz,önce parlak olduktan sonra bazı arızalar ile siyahlaşan kalbin temizlenmesi ile ilgilidir.Önceden kararan kalbin temizlenip parlatılabilmesi çok daha uzun süreli çalışmayı gerektirir.Çünkü yeni bir aynayı yapmakla kirlenmiş aynayı temizlemek bir değildir.Bunlar öyle uzun çalışmayı gerektirir ki,bu meşgalelerden hiç kimse kendini kurtaramaz.Hepsi de tevbeye bağlıdır.Bunların hepsi üstünlüklerdendir ve olgunluğun taleb edilmesidir.Bu bakımdan bunlar için tevbe vacip denemez sözüne gelince;



Kaynak= İmam Gazali / İhyau Ulumi’d-Din / C:4 / bkz:19-22

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.