Hayat Meşgalesi

Bir defasında aklıma şu düşünce geldi : Meclisler hoş,kalpler huzurlu,gözler yaşla dolu,başlar öne eğik,nefisler kaçırdığı fırsatlar için pişman,niyetler ahvali düzeltme içinde,diller içten içe zayi edilen şeyleri kınamakta… O zaman kendi kendime dedim ki peki bu hal neden daimi olmuyor? Görüyorum ki nefis ve dikkat,saf ve dürüstlük içinde.Ancak bu meclisten kalktığımız anda bir gariplik oluyor.Bunu düşündüm ve gördüm ki nefis sürekli uyanık,kalp sürekli ariftir ; ancak engeller de çoktur.Zihnin marifetullah için çalışması gerekirken hep dünyalık için çalışıyor,nefsin ihtiyaçları için uğraşıyor.Kalp de tüm bunlara dalar ve beden de adeta esir olur.

Yeme,içme ve giyme konusundaki fikrini açıkladık.Bu bağlamda kişi yarın için yiyecekleri stok eder.Daha sonra insan,vücudundaki fazlalıkları,eza verici şeyleri -meni gibi- atmak ister.Bunun için de nikaha ihtiyaç duyar.Bu nedenle de dünyalık kazancın olması gerektiğini bilir,o yolda gayret gösterir.Daha sonra çocuk gelir ve kişi ona ihtimam gösterir.Düşünmek dünyanın usul ve füruuna ait bir özelliktir.

İnsan bir mecliste oturduğunda aç veya tuvaletine sıkışmış bir şekilde oturmaz bilakis tüm dikkatini toplayarak,v’azı dinlemeye engel tüm dünyevi düşüncelerden uzak olarak oturur.Bildiği şeyler onu cezbeder,kalp irfan dürtüleriyle teyakkuza geçer,öğrenmek amacıyla nefesini şiddetle tüketir.Daha önceden işlediklerinden dolayı gözlerinden  nedamet yaşları dökülür ve o kişide hatalarını telafi etme gayreti belirir.

Eğer insan nefsi bahsettiğim o gereksiz durumlardan uzak olursa o zaman Rabbine hizmetle meşgul olur.Eğer O’na olan sevgisinde derin olmuş olsaydı O’na yaklaşmak için diğer tüm şeylerden uzaklaşırdın.Bunun içindir ki zahidler halveti tercih etmişler,O’na ulaşmayı engelleyen ne varsa onları kaldırmakla meşgul olmuşlar,güçleri nispetinde murat ettikleri hizmete nail olmuşlardır.Nitekim mahsulat,ekilen tohum oranında olur.Ancak ben mühim ve ince bir noktaya değinmiştim ki o da şuydu : Eğer nefis sürekli yakaza halinde olmuş oslaydı o zaman kendini beğenir ve hemcinslerini hakir görürdü.İlim irfanda yükselince bun bunu yaptım,bunu hak ettim,bana göre böyledir gibi sözler sarf ederdi.Bu durumda da onu günah bataklığına sürüklerdi.O kişi de yolunu şaşırıp kaybolurdu.

eğer bir kimse kenarda durursa kulluğun acziyetini bilir.Bu durumda da o kişi için daha iyidir.Mahlukatın çoğunda durum böyledir.Kim tohum eker de bu tohumun faydasını görürse tökezleyebileceğinden korkmalı ki kulluğu sağlam olsun,ibadetleri de ona fayda versin.Bu manaya işaret eden bir hadiste Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

Nefsimi kudretinde tutan Allah’a yemin ederim ki,eğer siz günah işlememiş olsaydınız Allah sizi yok eder ve yerinize günah işleyen bir kavim yaratır da onlar bağışlanmak için Allah’tan mağfiret dilerlerdi ve Allah da onları bağışlardı

Not : Bu hadis-i şerife istinaden bilerek günah işle,sonra Allah’tan af dile demiyor.İnsan yapısı itibari ile günah işlemeye meyillidir ve kimisi ama az ama çok kimisi büyük günah kimisi küçük günah işler.Önemli olan bu günahı bilerek işlememen,günah işlediğin zaman işlediğin günahın farkına varman ve bunun akabinde bir daha o günaha yönelmemek şartıyla tövbe edip Allah’tan af ve mağfiret dilemendir.Aksine bile bile günah işleyip de sonra tövbe ederim diye günaha dalmak büyük bir gaflet,büyük bir yanılgı,büyük bir cehalet ve büyük bir ahmaklıktır



Kaynak = İbn Kayyım el-Cevziyye / Tehlikeli Tuzaklar / bkz: 67-68