Hadid Süresi Beyanu’l Hak Tefsiri

Hadid Suresi, Medeni dir. Hicretin sekizinci yilinda bir bütün halinde indirilmiştir. Tamami 29 ayettir, Adini yirmi beşinci ayetindeki, demir anlamına gelen hadid kelimesinden almıştır. Hz Osman’ın Mushaf’ındaki kronolojik siralamaya göre 94, Hz, Ebu Bekir’in cem ettirdiği elimizdeki Kur’an’a göre ise 57. süredir.Göklerde ve yerdeki, canlı cansız her şey Allah’in yüceliğini zikretmektedir.Zira mülk ve hükümranlık tamamen O’na aittir! Hayati veren de O’dur, öldüren de O. Gökleri ve yeri altı günde yarattıktan sonra evreni yöneten Allah, görülen ve görülmeyen her şeyi bilmektedir. O kalplerdekini dahi bilir!

Aklin ilk görevi

  • Allah’a iman,
  • ikincisi ise sevgidir.

Akilli ve basiretli her insan, geçici bir süre ile vâris olduğu imkânlardan, firsati ve imkânı varken Allah yolunda harcar ve ahiret aziğini tamamlamaya bakar. Zira, öncekinden alınıp kendisine verilen mal, gün gelecek ondan da alinip ardindan gelenlere verilecektir! Kaldı ki Allah yolunda karz- hasen vasfiyla harcanacak her mal Allah’a verilmiş güzel bir ödünç olarak sahibine kat kat fazlasiyla ödenecektir! Ayrıca, Allah rızası için verilen her sadaka ve yapilan her salih iş, ahirette sahibini karanliklardan kurtaracak bir nura dönüşecektir! Dünya hayatını oyun ve eğlence ile geçirip de kendilerine lütfedilen imkân ve firsatlari iyi değerlendirmeyenler , ahirete taşıdıkları kendi karanlıklarında (Bkz. Nur, 24/40) boğulmamak için başkalarından ışık dileneceklerdir!

Müminler, ekonomik kalkinmişliklarina paralel olarak, refah düzeylerinin de yükselmesiyle insani ve ahlâki duyarliliklarini sakın yitirmesinler! Zira kendilerinden önce kitap verilenler gibi, onların da kalpleri taşlaşabilir! Her ömür geçicidir. İnsan hayati da öyle! Tipki baharda yeşerip gelişen, yazın da dolgun başaklarıyla çiftçiyi sevindiren bir ekinin, güz mevsiminde sararıp kuruyup samana dönüştüğü gibi… Her yıl tekrarlanan bu gerçek, kuşaktan kuşağa insanların da böyle gelip gittiğini söylemiyor mu? O halde gerçekten iman etmiş olanlar, sürekli olarak Kur’an okuyarak, Allah’i zikrederek, şefkat ve merhamet duygularını harekete geçirip daima her şeyin en iyisini yapma yarışında öne geçmeye çalışmalı,dolayısıyla kalplerindeki imani korumalıdırrlar!

Aklini kullanmayan, hakikatleri kavramayan, bizzat yaşamakta olduğu gerçekleri görmeyen ve insan olarak herhangi bir görev ve sorumluluğunun olacağını düşünmeyen kimse için dünya hayati bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir! Bilinmelidir ki Allah abesle iştigal etmez; matematiksel hesap ve ölçülerle hassas dengeler üzerine kurulmuş olan şu dünya düzeni, asla oyun ve eğlence olsun diye yaratılmamıştır.

Kadere iman eden kederden emin olur! Bilinmelidir ki insanın başına gelen her musibet kendi eliyle yaptğının bir neticesi olarak ezelde yazılmıştır. Her mümin, güç ve iradesi dahilindeki kaderinin faili olarak yapıp ettiğinden sorumlu olduğunu bilir! Her nimet, insan için Allah’ın bir lütfu her musibet ise bir sınavdır! Nimet şükür, sınavlar da sabır, dua ve Allah’a tavekkül ile anlam kazanır. Müminin kadere imanı, kaybettiklerine aşırı derecede üzülmesine mani olduğu gibi, nimet azgını olmasını da önler. Gerçek mümin bilir ki her nimet ancak şükrü eda edildiği sürece nimettir, şükrü eda edilmeyen her çeşit varlik ve imkân dünyada ya dert ya da esaret, ahirette ise ebedi nedamet sebebidir

Nuh, İbrahim ve onların soyundan gelen bütün peygamberler, hep bu gerçekleri anlatsınlar diye gönderildiler. İsa da öyle! Ona tabi olan ilk nesil, gerçekten kalpleri şefkat ve merhametle dolu, haşyetullah sahibi müminler idiler. Ruhbanlığı da bu yüzden icat etmişlerdi. Ne var ki daha sonra gelen büyük çoğunluk onların yolundan saptılar

Ey Ehl-i Kitap! Allah’a karşı gelmekten sakının! Eğer bütün peygamberlere, en son peygamber Hz. Muhammed’e ve ona indirilen Kur’an’a iman ederseniz, sizin ecriniz iki kat verilir, ahirette sizin de önünüzü aydinlatacak bir nurunuz olur! Aksi hâlde inkâr ve isyanlariniz sizi ebedi karanlıklara sürükler de bir daha çıkış yolu bulamazsınız

1- Göklerde ve yerdeki her şey Allah’ı tesbih etmektedir.O güçlüdür her şeyi yerli yerince yapar.

2- Göklerin ve yerin egemenliği O’nundur; yaşatır ve öldürür. O her seye güç yetirir.

3- O evveir, âhir’dir,zâhir’dir, bâtı’dır. her şeyi bilmektedir.

4- Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da arsşgeçip oradan evreni yöneten) O’dur.O yere gireni de bilir, ondan çıkanı da; gökten ineni de bilir, oraya yükselenide.Her nerede olursaniz, O sizinle birliktedir!. Allah sizin yaptıklarınızı da görmektedir!

5- Göklerin ve yerin hükümranlığa O’nundur; bütün işler sadece Allah’a döndürülür.

6- O geceyi gündüze girdirir,gündüzü de geceye.O,kalplerde olanı da bilir.

7- Allah’a ve elçisine iman edin! Allah’ın, -sizi tasarrufunda kendisine vekiller / hâlifeler tayin ettiği- malindan Allah Siz den iman edip Allah yolunda harcayanlara büyük bir ödül vardır.

8- Peygamber sizi Rabb’inize iman çağırırken, size ne oluyor da Allah’a iman etmiyorsunuz? Eger mümin iseniz, O sizden bu konuda söz de almış idi.

9- Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkartmak için kuluna apaçlk ayetleri indiren O’dur. Süphesiz Allah, size karşı son derece müşfiktir, çok merhametlidir.

10- Göklerin ve yerin mirası Allah’ın iken, siz neden Allah yolunda harcamyorsunuz! Sizden fetihten önce malını harcayan ve savaşanlar, diğerleriyle bir değildir, öncekilerin derecesi, daha sonra harcayan ve savaşanlarınkinden daha büyüktür.Mamafih Allah hepsine de en güzel mükafat/cenneti vaat etmistir, Allah sizin yaptaklarinizdan haberdardir.

11- Kim Allah’a güzel bir ödünç verirse,Allah, verdiğinin karşılığını ona kat kat artirarak öder ve onun için iyi bir mükâfat vardir

12- O gün sen, mümin erkeklerle mümin kadınların nurlarının önlerinden ve sağlarından koşup aydınlattığını görürsün! Size müjdeler olsun Bugün, içinde ebedi kalacağiniz altlarından ırmaklar akan cennetler sizindir! İşte bu, vaat edilen en büyük kurtuluştur.

13- O gün münafık erkeklerle münafik kadınlar, iman edenlere: “Bize bakın da nurunuzdan bir parça ışık alalim!” diyecekler Onlara: “Ardınıza dönün de nuru orada arayın!” denilir ve aralarına bir duvar/sur cekilir! 0 surun bir kapısı vardır; kapının iç tarafinda rahmet, münafiklara bakan dış tarafında ise azap vardır!

14- Münafiklar seslenirler: “Biz dünyada sizinle birlikte değil miydik?” Onlar: “Evet bizimleydiniz, fakat siz kendinizi ateşe attınız, sonra da bizi(m helâk olmamızı) bekleyip durdunuz,Hakk’tan şüphe ettiniz,boş kuruntulariniz sizi aldattı.Sonuçta Allah’in emri gelip çatti. Çok aldataci şeytan da sizi boş yere Allah’a güvendirmişti

15- Bugün ne sizden ne de inkâr edenlerden hiçbir fidye / kefalet kabul edilmez.Barınağınız ateştir.Ne de layıktır size o , ne kadar da kötü varılacak bir yerdir ya!

16- İman edenlerin, Allah’n zikri ve Hak’tan inen ayetlerle kalplerinin yumuşayıp tamamen boyun eğme zamanı hala gelmedi mi? Sakin onlar da kendilerinden önce kitap verilenler gibi olmasınlar! Çünkü aradan uzun zaman geçince kalpleri katılaştı; onların çoğu da dinden çıktılar

17. Bilin ki Allah, ölümünden sonra arza yeniden hayat vermektedir. Anlayp hakikatleri göresiniz diye ayetlerimizi size açıkladık.

18- Sadaka veren erkeklere, sadaka veren kadınlara, özellikle de Allah’a güzel ödünç verenlere mükafatları kat kat artirilir. Onlara, ayrica çok değerli bir ecir vardır.

19- Allah’a ve elçilerine iman edenler, iste, Rab’lerinin nezdinde”sıddikler” ve”şahitler” bunlardır, bunlara özgü mükafatlar da vardır, nur’da… inkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise, cehennemlikler de işte onlardir!

20– Bilin ki dünya hayati bir oyun, bir eğlence, bir süs aranızda birbirinize karşı övünme, mal ve evlâtta çoğalma yarışından baska bir şey değildir.O tıpkı, yeşertip büyüttüğü ekinleri çiftçinin yüzünü güldüren sağanak halindeki bir yağmura benzer. Sonra bu ekinin kuruyup sapsarı olduğunu, nihayet çere çöpe dönüstüğünü görürsün! Ahirette hem çetin azap hem de Allah in mağfireti ve rizasi vardır! Dunya hayatı ise, sadece aldatıcı bir meta’dır / geçimliktir. Rabb’iniz tarafindan bağışlanmaya, Allah’a ve elçilerine iman edenler için hazırlanmus olup

21- (Ey Ademoğlu) Rabb’iniz tarafından bağışlanmaya,Allah’a ve elçisine iman edenler için hazırlanmış olup genişliği göklerin ve yerin genişliği kadar olan cennete birbirinizle yarışırcasına koşun İşte bu, Allah’in dilediği kimselere verdiği lütfudur ve Allah büyük lütuf

Maksat, Israiloğullarıdir. Peygamberleriyle kendi aralarinda geçen süre uzayınca, kendilerini unutup sefahete, aşır derecede zevk-u safaya daldılar. Bu sefahet içerisinden öyle bir nesil çıktı ki namazı tamamen zayi ettiler ve şehvetlerine uydular!… (Meryem, 19/59) Sonuçta işledikleri günahlar sebebiyle kalplerindeki cila gitti, Allah korkusu ve haya duygusu da kalmayınca kalpleri pas tutup taşlaştı, hatta taştan daha kata oldu! Artik onlara, öğüt ve nasihatler, hatta ağr tehditler bile kâr etmez oldu. (Bka Bak 2/74; Mutaffifin, 83/14)

O halde geçici bir gafletten ya da uzun süreli isyandan sonra, kalbi katılaşmış hiç kimse, Allah’tan ve kalbinden ümidini kesmemelidir! Zira Allah, indirdiği yağmur ile ölü toprağa can verdiği gibi, rahmetiyle de kendisine yönelen ölü kalpleri diriltir ve yaratiliştaki saf ve temizliğine tekrar kavuşturabilir. Yeter ki kul, büyük bir kararlılıkla ve tövbe-i nasuh (Tahrim 66/8) ile Rabb’ine yönelsin, toprağa can veren yağmur gibi, insana hayat bahşeden (Bkz. Enfal, 8/24, 25) ayetlerini can kulağıyla dinlesin ve Peygamberine uysun!

22- Biz, yeryüzüne ve size gelen her musibeti yaratmadan önce mutlaka l bir kitapta yazdık şüphesiz bu Allah için kolaydır

23- Kaybettiklerinize üzülmeyesiniz, Allah in lütfettiklerinden ötürü de şımarmayasınız! Zira Allah, kendini beğenen ve çok övünen hie kimseyi sevmez

24- Cimrilik edip başkalarına da cimrilik etmelerini emredenlerden kim uyarılarımıza sırt çevirirse bilmelidir ki Allah’in hiç kimseye ihtiyacı yoktur / zengindir, zati itibariyle övülmüştür!

Yeryüzüne ve insanlarin başlarina gelen her musibetin, önceden yazılmış olmasının, yani kadere imanin, gerçek müminler için iki yönlü faydast vardır:

  • Birincisi, felaketi yaşadıktan sonra insanin, kader bu imiş…’ deyip teselli bulması ve kendisini aşırıliğa kaçan bir üzüntüye kaptırmamasidir çünkü o, böylesi durumlarda, “inna lillah ve inna ileyhi raci un” (Bkz. Bakara, 2/156) yani”Hiç şüphe yok ki biz Allah’tan geldik, yine ona dönmekteyiz…” demesi gerektiğini ve ‘Bunda bizim için, elbette bir hayır vardir. (Bkz Bakara, 2/216; Nisa, 4/19; Keht, 18/80, 81; Nur, 24/11) inanciyla, teselli bulmayı ve bir daha aynı kötü kaderi yaşamamak için ders çikarmayi da bilir.
  • İkincisi ise, Allah’ın büyük bir lütfu ile karşilaştığı zaman, “Bu bana Rabb’imin lütfundan başka bir şey değildir…” (bkz. zuhruf, 43/13) deyip kaderine şükreder ve”Belki de Rabb’im, bununla beni sınava tabi tutmaktadır (Neml, 27/40) düşüncesiyle, zenginlikleriyle şımarmaz. Haddizatin da gerçek mümin, Allah’tan baska hiçbir şeyin mahkûmu olmaz tam aksine Süleyman (a.s) örneğinde olduğu gibi,hem nefsinin hem de mal ve servetinin hakimidir o.

25- Biz, elçilerimizi apaçık belgelerle gönderdik. Insanlar adaleti hâkim kılsınlar diye elçilerimizle birlikte”Kitab”i ve”Terazi’yi indirdik! Ve de kendisinde çetin bir güç ve insanlar için pek çok faydalar bulunan demiri indirdik Allah bütün bunları, görmedikleri hâlde kendisine ve elçilerine yardım eden müminleri deneyip bilmek için yapmıştır. Allah kuvvet ve kudret sahibidir, çok güçlüdür.

26- Ant olsun ki Biz Nuh’u ve lbrahim’i de elçi gönderdik ve her ikisinin soyuna da peygamberlik ve kitap verdik; onlardan kimi doğru yola girmis, pek çoğu ise ondan sapmıştır!

27- Sonra onların peşi sira elçilerimizi art arda gönderdik arkalarından da Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona incili verdik. İsa’ya tabi olanlarin kalplerine şefkat ve merhamet koyduk Kendileri ise, biz emretmediğimiz halde sirf Allah rizası için bir ruhbanlik icat ettilere fakat ona da gerektigi biçimde riayet etmediler.Onlardan iman edenlere mükafatlarini verdik; pek çoğu ise yoldan çıktılar

28- Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakinin ve elçisine iman edin ki o da size rahmetinden iki kat versin, aydınlığında yürüyeceğiniz bir nur bahşetsin ve sizi bagışlasın! Allah çok bağışlayıcıdır çok merhametlidir.

29- Koy Ehl-i Kitap, Allah’in lütfundan hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini, lütfun Allah’in elinde olduğunu, ancak diledigi kimseye verecegini ve Allah’in büyük lütuf sahibi olduğunu bilmezlikten geledursun

Ruhbanlik, Rehbaniyet korkmak anlamina gelen rahebe fiilindendir aşırılık, anlamina gelir.” Taberinin ibn Abbas’tan naklettiğine göre, Hz, isa’dan sonra bir kısım krallar incil’den kendilerini kötüleyen bir kısım ayetleri değiştirmek istediler İlim adamlarindan pek çoğu buna karşı çıktıkları için öldürüldüler. Az sayida kalan bilgili müminler, hem canlarını hem de dinlerini kurtarmak maksadiyla çöllere, dağlara kimsenin bulamayacağı mağaralara kaçıp sığındılar. Yillarca toplumdan uzakta kendilerini samimiyetle ibadete vererek münzevi bir hayat yaşadi lar. işte, ruhbanlik boyle başladı ve gelişti

‘Ona da hakkıyla riayet etmediler…” ilk nesilden sonra gelenler, zamanla dinde ruhbanlığı, Allah’a ibadette ihlasi ve yaşam biçiminde takvayı terk ettiler, dünya hayatinin geçici menfaatine kendilerini iyice kaptırdılar ve azizlik kisvesi altinda insanları, kendi dogmalarına itaate mecbur ettiler ve pek çok kimseyi Allah’in yolundan din adına insanlarin altınlarına, gümüşlerine ve mallarına el koydular; Allah’ın ayetlerini para ile sattılar, hatta kendi elle yazdıklarini, ‘Allah’in ayetleridir.’ diyerek insanlara pazarladılar, (Bakara 9; AI i imran, 78) kiliseye yapılan yatırım karşılığında günahlari bağışladılar, insanlara cennetin anahtarlarını sattılar. Böylece altin, gümüş ve servet stokları oluşturdular rahipler, adaletle hüküm veren keşişler ve Allah’a ibadette ihlasi terk etmeyen samimi ve mütevazi müminler de vardi



Kaynak = M. Zeki Duman / Beyanu’l-Hak / C:III / bkz: 515-530

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.