Günahların İnsan Üzerindeki Etkileri

Günahların İnsanların Dini, Dünyası Ve Ahireti Üzerinde Oluşturduğu Vahim Ve Tehlikelerini şöyle açıklayabiliriz;

Günahların hem dünyada hem de ahirette kalbe ve bedene zararı dokunan, yalnızca Allah’ın bildiği çirkin etkileri vardır. Bu etkilerin bazıları şunlardır;

İlim Mahrumiyeti: İlim, Allah’ın kalbe yerleştirdiği bir nurdur ki, günah bu nuru söndürür.

İmam Malik’in huzuruna oturup talebesi olarak ondan ilim tahsil ettiğinde İmam Şafii’nin üstün zekası, zekasındaki keskinlik ve anlayışındaki mükemmellik, İmam Malik’in hoşuna gitmiş, bunun üzerine Allah senin kalbine bir nur ilka etmiş. Onu günah karanlığıyla söndürme demiştir.

İmam Şafii (r.a) şu dizeleri söylemiştir;

  • Hafızamın zayıflığından Vek’i ettim şikayet
  • Beni irşad edip dedi: Günahları terk et!
  • Bil ki bir lütuftur, ilim dediğin,
  • Verilmez günahkara,lütfu Allah’ın

Rızık Mahrumiyeti: Müsned de yer aldığına göre Kul işlediği günah sebebiyle rızıktan mahrum edilir.

Takva nasıl ki rızkın celbine sebepse, takvayı terketmek de fakirlik halini celbetmeye sebeptir. Rızkın celbinde, günahları terk etmek kadar etkili olan başka bir sebep yoktur.

Günah işleyen kişinin kalbinde hissettiği yalnızlık, soğukluk halini (Kul ile Allah arasındaki soğukluk halini) hiçbir lezzet kapatamaz, hiçbir lezzet bu eksikliği gideremez. Dünyanın tüm lezzetleri bir araya gelse de bu soğukluğa çare olamaz.

Bu durumu kalbinde halen canlılık emaresi bulunan kimseler yakinen hissedebilirler. Ölü bir bedeni yaralamak, o bedende hiçbir acı hissi oluşturmaz. Günahlar, sırf söz konusu soğukluğa düşmekten sakınmak için terk edilse dahi, aklı başında kimseye yakışan bir davranış olacaktır.

Bir adam ariflerden birine, gönlünde hissettiği bu soğukluk/yalnızlık halinden yakınmış, o arif zat da şunları söylemiştir:

Yalnızlık hissi uyandırmış madem günahlar sende,

Terk edesin onları ve sıcaklık bulasın sen de!

Kalpte, üst üste işlenen günahların oluşturduğu yalnızlık ve soğukluk hissinden daha acı bir hal yoktur. Allah yardım etsin!

Bu vahim etkilerden biri de insanlarla, özellikle de hayır ehli kişilerle arasında oluşan soğukluk halidir. Günah işleyen kimse, kendisiyle diğer insanlar arasında soğukluk bulunduğunu görür. Bu soğukluk hali ilerledikçe insanlardan, onların meclislerine katılmaktan uzaklaşır. Onlardan istifade etme bereketinden mahrum kalır. Rahman’ın taraftarları olanlardan uzaklaştığı oranda şeytanın taraftarı olanlara yaklaşır. Bu yalnızlık ve soğukluk hali kuvvetlenir ve en nihayetinde yerleşip muhkem bir hal alır. Sonunda hanımıi çocukları ve akrabasıyla kendisi arasında; kendisiyle nefsi arasında soğukluk ve yalnızlık meydana gelir. Böyle bir kimsenin kendi içinde bile yalnız olduğunu görebilirsiniz.

Seleften biri: Allah’a karşı günah işlediğimde bunu hayvanımın huyunda görebiliyorum demiştir.

Sözü edilen vahim etkilerden biri de kişinin işlerinin zorlaşmasıdır. Bir işe yöneldiğinde o işle ilgili kapıların yüzüne kapandığını ya da o işin daha da zorlaştığını görür. Aynen takvalı kimsenin işleriyle ilgili olarak Allah’ın kolaylık ihsan edip, takvaya halel getirenin de işlerinde zorluk çıkardığı gibi.

Hayır ve maslahat kapılarının yüzüne kapanmış, yollarının zorlaştırılmış olduğunu gören bir kulun bunların neden başına geldiğini bilmemesi gerçekten şaşılacak bir durumdur.

Bu etkilerden biri de kulun kalbinde hakiki anlamda bulacağı zulmettir/karanlıktır. Gecenin zifiri karanlığını nasıl hissediyorsa, kalbindeki bu karanlığı da öyle hisseder. Günahın kalbinde meydana getirdiği karanlık, gözüyle gördüğü karanlığa dönüşür. İtaat, nur/aydınlık; isyan ise karanlıktır. Karanlık güçlendikçe kişinin şaşkınlığı daha da artar. En sonunda da gecenin karanlığında tek başına dışarı çıkıp gezinen bir ama gibi farkında olmadan bidatlerin, dalaletlerin ve helake sürükleyen işlerin içine düşer. Bu karanlık giderek güçlenir, en sonunda gözde de ortaya çıkar. Daha da güçlenerek yüzde de kendini gösterip herkes tarafından görülen bir karanlığa dönüşür.

Abdullah b. Abbas şöyle demiştir:

İyilik yüzde bir ziyaya, kalpte bir nura, rızıkta bolluğa, bedende kuvvete ve insanların gönüllerinde sevgiye neden olmaktadır. Kötülük de yüzde kararmaya, kalpte zulmete, bedende güçsüzlüğe, rızıkta eksilmeye ve başkalarının gönüllerinde buğza sebep olmaktadır

Sözü edilen etkilerden biri de; günahların kalbi ve bedeni güçsüzleştirmesidir. Günahın kalpte meydana getirdiği güçsüzlük oldukça belirgindir. Hatta günah kalbi o derece güçsüz bırakır ki, en nihayetinde kalbin canlılığını tamamıyla bitirir.

Günahların bedeni güçsüzleştirmesi nasıl olur?

Mümin gücünü kalbinden alır. Kalbi ne kadar güçlü olursa, bedeni de o kadar güçlü olur. Facir ise, bedenen güçlü olsa da ihtiyaç duyulduğu anda aslında en güçsüz kişi olduğu anlaşılır, zira nefsine en muhtaç olduğu anda sahip olduğu güç ona hainlik eder.

Perslerin, Rumların bedenen sahip oldukları gücün, en muhtaç oldukları zamanda onlara nasıl hainlik ettiğini, iman ehli kimselerin hem beden hem de kalp gücüyle onları nasıl kahru perişan ettiklerini bir düşünün!

Bu etkilerden biri de itaat mahrumiyetidir. İşlenen günahın, alternati olacak bir itaate mani olmaktan ve başka bir itaatin yolu kesmekten başka bir cezası olmasa bile, bu günah sebebiyle kişinin önündeki üçüncü, dördüncü.. yol kesilmiş olur. Söz konusu günahtan ötürü kişiyi itaate götürecek çok sayıda yol kesilmiş olur ki bu yolların her biri dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır.

Bu durumda olan kimse, yediği bir yiyecek yüzünden uzun süren bir rahatsızlığa düçar olan, o yiyecekten daha lezzetli çok sayıdaki yiyecekten mahrum kalan kimseye benzer. Allah yardımcımız olsun

Bu etkilerden biri de günahların ömrü kısaltması, bereketini almasıdır ki bu kaçınılmazdır. Zira iyilikler, ömrü artırırken, kötülükler ömrü kısaltır. Bu noktada insanlar farklı görüşler ortaya koymuşlardır:

Bir kesim; günah işleyen kimsenin ömrünün eksilmesinin, ömrünün bereketinin gitmesi ve kişinin üzerindeki ömür bereketinin kalkması olduğunu söylemiştir. Bu gerçektir ve günahların etkilerinin bir kısmıdır.

Bir kesimde; Günahların rızkı eksilttikleri gibi ömrü de-gerçekten- eksilttiğini söylemişlerdir. Allah, rızıktaki bereket için, rızkı çoğaltan, arttıran pek çok sebep yaratmıştır. Ömrü artıran, çoğaltan da birtakım sebepler yaratmıştır.

Bu konuda bir kesim şunları söylemiştir: Ömrün bazı sebeplerden ötürü eksilmesi mümkün olduğu gibi, bazı sebeplerden dolayı artması da mümkündür. Rızıklar, eceller, mutluluk, bedbahtlık, sağlık, hastalık, zenginlik ve fakirlik Allah’ın kazası ile olsa da Allah, dilediği şeyleri, sonuçlarını meydana getiren birtakım sebepler doğrultusunda takdir etmektedir.

Bir kesim de şunları dile getirmiştir: Günahların, ömrün bereketsizleşmesindeki etkisi şöyledir: hayatın hakikatı, kalbin diri olmasına bağlıdır. Bu sebepledir ki, Allah Teala kafiri cansız bir ölü saymıştır. Nitekim ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur: Onlar cansız ölüdürler (Nahl 21). Hayat/dirilik, aslında kalbin diri/canlı olmasıdır. İnsanın ömrü, kalbinin canlı/diri olarak geçirdiği süredir. Bu yüzden insanın ömrü, kalbinin Allah ile diri/canlı olarak geçirdiği vakitlerden başkası değildir. İşte o vakitler, ömrünü oluşturan saatlerdir. İyilik, takva ve itaat; bu vakitleri, (insanın ömrünün hakikati olan bu vakitleri) bunlardan başka ömrünün olmadığı vakitleri artırmaktadır.

Özetle;

Kul, Allah’tan yüz çevirip ve günahlarla meşgul olursa, bu ziyankarlığının akıbetinin ne olduğu Ah keşke hayatım için bir şey göndermiş olsaydım (Fecr 24) diyeceği gün görecek ve hakiki hayatında yaşayacağı günleri kendi aleyhine zayi etmiş olacaktır.

Bununla birlikte Allah’tan yüz çeviren ve günahlarla meşgul olan insan dünyevi ve uhrevi maslahatlarının ne olduğu konusunda ya bilgi sahibidir ya da değildir. Eğer bilgi sahibi değilse, ömrünün tamamı zayi olmuş, yaşamı heba olup gitmiştir. Eğer bilgi sahibi ise, bu durumda önüne çıkan engeller sebebiyle yol kendisine uzun gelmiş; tam aksi istikametteki meşguliyetinden ötürü hayra götüren sebepleri hayata geçirmekte zorlanmıştır. İşte bu da insanın ömründen hakiki anlamda eksilmedir.

Bu meselenin sırrı şudur;

İnsanın ömrü, hayatta geçirdiği süredir. Rabbine yönelmeksizin, O’nun sevgisini, zikrini ve O’nun rızasını kazanmayı arzulamaksızın insan için dirilik/canlılık söz konusu olamaz



Kaynak: İbnu’l Kayyım el-Cevziyye / ed-Dua ve’d Deva (Kalbin İlacı) / bkz : 126-131