Gıybetin Etmenin Sorumluluğu

Gıybet-Dedikodu Ve Sorumluluğu



Yüce Allah buyuruyor ki:”Ey iman edenler! Hiçbir topluluk başka bir topluluğu alaya almasın.Belki de alaya aldıkları kendilerinden daha iyidirler (1)”.Dinimizin gereğince bütün müslümanlar kardeştir. Bir insanın bir başkasının kusurunu araştırması açığa vurması,aleni etmesi doğru değilken bunu kardeşim dediğin insana yapman ne kadar doğrudur.

Kardeşinin bir açığı bir kusuru varsa eğer eğer bunu örtmek zorunda olduğun halde,karşı tarafın kalbini incitmemen gerektiği halde sen tam aksini yapıyorsun.

Nitekim Hz İsa örneğin de olduğu gibi;Uykuda iken esen rüzgarla mahrem yerleri açılan bir kardeşinizi görseniz ne yaparsınız? Onlar;Örteriz dediler.Hz İsa buyurdu ki;Hayır örtmek bir tarafa,belki de açar ve mahrem yerlerini tamamen ortaya çıkarırsınız.

Havariler dedi ki; Allah,Allah, böyle fena işi kim yapar,kim açar ?

Hz İsa buyurdu ki;Sizden birinizin bir din kardeşinin aleyhinde duymuş olduğu sözlere çeşitli ilaveler yaparak bu sözleri yayması,uyuyan bir kimsenin açılan mahremini biraz daha açması gibidir.

Ancak geçmiş bölümlerde de anlatıldığı üzere bu tip konuşmalar insanların gizli sırlarını aleni etmek veyahut zaman öldürmek yada onu bunu güldürmek,eğlence adı altında yapılan şeylerdir ki bunlar ne suretle olursa olsun günahtır..Nitekim bunları söylemek günah olduğu gibi bu gibi ortamlarda (mecburiyetler hariç) bulunmak da günahtır,suçtur.Ya o ortamdan ayrılacaksın yada o ortamda yapılan dedikodu, gıybete engel olmak maksadı ile ikazda bulunacaksın.

Nitekim bu bahis de Ebu Talib el-Mekki şöyle demektedir;

Söylenmesi mahzurlu olan sözleri dinlemek de mahzurludur. Yapmanız haram olan fillere bakmanız veya hatırınıza getirmeniz de mekruhtur.Allah Teala,kötü söz söyleyenle dinleyeni bir saymış ve şöyle buyurmuştur ‘Allah’ın ayetlerinin inkar edildiğini ve alaya alındığını duyduğunuz vakit artık başka bir söze dalıncaya kadar yanlarında oturmayın.Yoksa siz de onlar gibi olursunuz (2)”

Hikmet ehlinden biri

Akıl çoğaldığında söz azalır.Akıl azaldığında söz çoğalır demiştir.

Çünkü ne kadar çok konuşursan o kadar çok hata yaparsın,o kadar yalan söylersin.Haricen geçirdiğin boş vakit de cabası.Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v);”İnsanoğlunun,emirleri bildirmek,yasaklardan alıkoymak ve Allah’ı zikretmekten başka söylediği her söz kendi aleyhinedir ve Allah’ı hatırlatacak ve Allah’a yaklaştıracak şekilde öğreten ve öğrenenden başka ne varsa lanetliktir” buyurmuştur.

Yine aynı şekilde işin farklı bir boyutunu inceleyecek olursak eğer şudur ki;X kişiden çıkan Z kişiye varana kadar araya giren Y kişi tarafından,bir veya daha fazla kişinin araya girmesi sonucu söylenen kelime Z adlı kişiye ulaşana kadar tamamen özelliğini kaybedip tamamen farklı bir anlam içeriyor gibi sunuluyor ve bunu duyan Z kişi de ağzına geleni konuşuyor.

Hiç düşünmüyor bu doğru mudur, yalan mıdır düşünmeden veryansın ediyor.Tabi ki bu durumda kaynağı olan X kişinin ağzından öyle bir cümle çıkmadığı için de Z adlı kişi X adlı kişinin günahını alıyor sevaplarını da o sevmediği kişiye bağışlıyor.Uyaracak olsan da bu sefer de ya o söylemiştir der ya da ters çıkışır.

“Yüce Allah buyuruyor ki;

‘Onlara güven ve korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar (3)’ buyruğunda, doğru olup olmadığından emin olmadan,belki de hiçbir doğruluk yön bulunmadığı halde haberleri hemen anlatan,haber veren ve yayan kimseleri tenkit etmektedir.

Nitekim Peygamber Efendimiz ‘Her işittiği şeyi söylemek kişiye yalan olarak yeter’ buyurmuştur. (4)”

Oysa kaynağını bilmediğiniz bir konuda kesin delil kaynağıdır,kaynağına varmaktır.İşte bu konuda Yüce Allah şöyle buyuruyor “Onlara güven ve korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar. Halbu ki haberi Resül’e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onu kaynağından çıkarabilecek olanları ne olduğunu bilirlerdi (5)”

Peygamber Efendimiz (s.a.v);

Kalbi istikamet buluncaya kadar kul salah bulmaz.Kalbi ise,dili istikamet bulmadıkça istikamet bulmaz buyurmuştur

Bundan dolayıdır ki kalbin istikamet bulabilmesi için hadis-i şerif de belirtildiği üzere önce dilin istikamet bulması gerek.Çünkü dilden çıkan her şey zamanla kalbe sirayet edeceği için dilinden çıkan her kelimeye,hoş görmediğin hareketi eleştiriye nispeten,gün gelir ki seninde o hataya o günaha düşmen ihtimal dahilindedir.

Bundandır ki gerekiyorsa dilinizi kesin dilsiz dolaşın ama bunu da kimsenin yapamayacağına göre ki yapsa bilse şeriate göre doğru olmayacağına göre yapacağı tek doğru hareket sözün fazlasından ve gereksiz konuşmalardan uzak durmaktır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v);

“Kul,zulümden yakınmada da zulmedebilir,kendisine zulmeden kimseye zulmettiği kadar sövgü de ve küfürde bulunmaya devam eder. Sonra da ona zulmedenin onun aleyhindeki talebi doğar ve zulmü aşan miktarını mazlumdan kıssas olarak ister” buyurmuştur.

Son olarak bu hadis-i şerifin açıklamasına gelecek olursak ki her ne kadar açıklama gerektirmeyecek kadar açık olsa da yine de basit bir örnekle yukarıda izahını yaptığımız X ve Y kişilerini örnek verebiliriz.

Şöyle ki;Y adlı kişinin X adlı kişiden alacağı vardır ve bu davada da Y adlı kişi sonuna kadar haklı.Ancak Y adlı kişi X adlı kişi hakkında sitem,beddua,küfür vs vs kelimeler kullanarak alacağını alıyor ancak kendisi az mı çok mu hiç düşünmeden veryansın ediyor ve en sonunda Y adlı kişinin X adlı kişiden alacağı tamamen bitiyor.Oysa kendisinin bundan haberi yok .

İşte bu noktadan sonra yaptığı sitem,beddua küfür gıybet vs vs karşı tarafı alacaklı duruma geçiriyor Yani bu sefer alacaklı iken verecekli duruma geçiyorsan.Sevabın varsa sevapların karşıya gider ha sevapların yoksa da karşı tarafın günahlarını yüklenmen de Allah’ın izni ile zor bir şey olmasa gerek. Ayrıca bu tartışmada alacağını isteme konusunda rivayet ettiği hadis-i şerifler arasında şöyle bir rivayet geçmektedir;

Şu dört huy sahibi,namaz kılsa,oruç tutsa ve kendisini mü’min zannetse bile saf münafıktır.

  1. Yalan Konuşan,
  2. Verdiği Sözde Durmayan,
  3. Emanete İhanet Eden ,
  4. Husumet (çekişme, düşmanlık)’ta ileri giden (hakkından fazlasını almaya çalışan)


(1-Hucurat Süresi’11) ; (2-Nisa Süresi’140)’ (9-Ebu Talib El-Mekki / Kutü’l-Kulub / C:1 / bkz:262) ; (3-Nisa Süresi’83) ; (4-Hafız İmam İbn Kesir / İbn Kesir Tefsiri / C:3 bkz:232) ; (5-Nisa Süresi’83) ;