Garibim Ot Gibi Geldi Ot Gibi Gitti

Ot Gibi Geldik Ot Gibi Gidiyoruz



“Allah’ım Sen benim Rabbimsin.Beni Sen yarattın.Senden başka ibadete layık kimse yoktur.Ben Senin aciz kulunum.Gücüm yettiği kadar sana verdiğim söz üzerindeyim.Allah’ım: Kendi kusurlarımdan ve dıştan gelecek kötülüklerden Sana sığınırım.Allah’ım : Ben emirlerini yerine getiremeyerek kendime haksızlık eden bir kimseyim. Senden başka kimse günahları bağışlayamaz.Bütün kusurlarımı Sen bağışla (1)”

Allah Resulü (s.a.v) ile bir bedevi arasında şu konuşma geçmektedir: Bedevi Allah Resulüne şöyle demişti: “Bana Allah Teala’nın üzerime farz kıldıklarını bildir.Allah Resulü (s.a.v) ona:Kelime-i şehadeti,beş vakit namazı,zekatı, Ramazan orucunu ve Kabe’yi haccetmeyi bildirdi.”

Bu beş esası bilmek,bilinen şeylerin farz oluşu sebebiyle farz kılınmıştır. Çünkü ilim olmaksızın amel olamaz

Allah-u Teala bu meyanda şöyle buyurmaktadır: ‘Ancak bildikleri halde hakka şahitlik edenler hariç (Zuhruf Süresi’86)’.’Ta ki ne söylediğinizi bilesiniz (Nisa Süresi’43)’.’Sizin yanınızda bir ilim mi var ki bizim için çıkartıp (göstereceksiniz)? Siz yalnzıca zanna uyuyorsunuz (En’am Süresi’148)’.’Zulmedenler ise hiç bir ilme dayanmaksızın sadece hevalarına tabi oldular.Allah’ın saptırdığını kim hidayete iletebilir ? (Rum Süresi’29)’ ‘

İlim sahibi olmayanların hevalarına uyma.Muhakkak ki onlar Allah’a karşı sana hiçbir yardımda bulunamazlar (Casiye Süresi’18)’. ‘Artık bilin ki o Kur’an ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir (Hud Süresi’14)’. ‘Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun (Nahl Süresi’43)’ (2)”

Yukarıda belirtilen ayetlerde Allah Teala ilim öğrenmeyi Müslümanlar üzerine farz kılmaktadır.Nitekim bir hadis-i şerif de Allah Resulü (s.a.v) : “İlim öğrenmek her Müslümana farzdır”.Yine aynı şekilde ilme teşvik maksadı ile bir çok hadis-i şerif mevcuttur ki bunlardan bazıları:”İki özellik münafıklarda bulunmaz.Biri güzel ahlak,diğeri de din ilmidir”. “Kıyamet gününde üç çeşit insan şefaat ederler.Bunlar ; önce peygamberler,sonra alimler,sonrada şehitlerdir”.

Yukarıda belirtildiği üzere bilinen şeylerin farz oluşu sebebiyle farz kılınmıştır sözüne istinaden : Bir farzı ifa edip yerine getirmek istiyorsan eğer bunun şartlarını,rükünlerini öğrenmek de senin üzerine farzdır. Çünkü bilmediğin bir şeyi ifa etmen ne kadar mümkündür ne kadar doğrudur orası bilinmez ancak bilmediğin bir şeyi icat edemeyeceğin gibi,bilmediğin bir şeyi de ifa etmen çok zordur.

Bu yüzdendir ki bunları öğrenmek her Müslümana farzdır

Konuya istinaden bir misal verecek olursak eğer: Bir makine mühendisi eline bir makinenin plan projesini alır.Üç-beş günde çalışır şekilde hazırlar.Ancak bilgisi olmayan birisi aynı projeyi eline alır:üç-beş-on gün uğraşır.Sonunda bitirdiğini sanır.Tam bitti diye sevinirken makinenin start düğmesine basmasıyla makine patlar. Bütün çabaları boşa gider misali. İşte bu yüzdendir ki Peygamber Efendimiz :

“İyi bilin ki ; Yüce Allah’ı bilerek yapılan amel az da olsa fayda verir.Fakat cahillikle yapılan amel,çok da olsa fayda vermez.” şeklinde buyurduğu hadis-i şerif yerinde bir açıklama olacaktır.Tabi ki kabul edici olan Allah’tır yine de ondan ümidimizi kesemeyiz.Elimizden geldiğince ilim sahibi olsak da olmasak da ibadetlerimizi aksatmayalım ama ilim üzerine yapılan amel ve ibadetler daha da makbul ve güzeldir.Tabi ki en doğrusunu ancak Allah bilir.

Nitekim şöyle bir kıssa mevcuttur:

Peygamber (a.s.m);”Alimin uykusu,cahilin ibadetinden hayırlıdır” buyurmuştur. Buna uygun olan şu hadiseyi hatırlamak lazımdır; Bir gün Peygamberimiz (a.s.m) bakmış ki şeytan mescidin kapısında bekliyor.Peygamberimiz soruyor; Ey mel’un burada ne bekliyorsun ? Mescid de namaz kılan biri var.Onun namazını bozdurmak için ona vesvese vermek istiyorum,ama orada uyuyan biri var,ondan korkuyorum. Allah’a ibadet eden bir adamdan değil de neden uyuyan birinden korkuyorsun?

Şeytan cevap verir;

Namaz kılan adam cahil biri,Onu kandırmak kolay.Fakat uyuyan adam alim.Namaz kılanın namazını boşa götürmek kolay da,ya öbürü uyanırca diğerinin namazını düzeltir.Daha iyi kıldırabilir,korkum ondan.

Nitekim en üstün varlık olarak yaratıldıysan,en üstün şekilde-en azından bu mücadele içinde- Allah’a karşı olan kulluk görevlerini ifa etmek yükümlülüğünde ve mecburiyetindesin.İnsanı insan olarak gösteren özelliklerden birisi de zahiri mana da edeptir,ahlaktır, ibadetidir,yaşayış tarzıdır vs vs. Bunları kazanabilmek ve kendine vird edinebilmek için tek yol tek çare

Kur’an-ı Kerim‘in emir ve yasaklarına riayet etmek ve öğrenmek,Sünnet üzere belirtilen usullere göre kendine bir yaşam tarzı belirleme ve Sahabenin yaşam tarzı ile yaşamak için mücadele vermektir.Bunları yapabilmek içinde,bir mürşide ihtiyacın vardır.Hakiki mürşit de ilim olduğuna göre bizlere düşen Allah’ın varlığını ve birliğini kabul edip,Resulüllah (s.av)’in O’nun kulu ve Resulü olduğunu kabul ettikten sonra hak yolun yolcusu olabilmek için,o yola girebilmek ve o yolda sebat gösterebilmek için ilim,ilim,ilim.Yani Hakk’a yaklaşabilmek için,(Allah’ın seçkin kulları hariç) ilim haricinde ikinci bir seçenek yok diyebiliriz.

Yukarı da belirtildiği üzere;Kur’an-ı Kerim’in emir ve yasaklarını öğrenmek, Sünnetleri ve sahabenin yaşam tarzını öğrenmeyi ilmin bütünlüğü içine aldığımı belirtmek istiyorum.İlmin ana kaynağı da Kur’an-ı Kerim’dir

Oysa zamanımız insanları (istisnalar hariç) ilim öğrenmeyi,kitap okumayı, namaz kılmayı,oruç tutmayı vs vs bunları çok sıkıcı bularak nefsine daha hoş ve daha tatlı gelen yeme içme gezme tozma eğlenme müzik vs vs diğer ıvır zıvır işlere sürü misali gider oldu.Sözde sizlere göre her koyun kendi bacağından asılıyormuşya….. Oysa:

“İlim maldan daha hayırlıdır.Çünkü ilim seni korurken,malı sen korursun. İlmi arındıran ve onun zekatı olan ameldir.Mal ise harcamakla eksilir.İlim hakim,mal ise mahkumdur.Malın menfaati onun zevalı ile sona erer.Mal biriktirenler daha dünyada iken ölmüş kimselerdir. Alimler ise dünya durdukça baki kalmaya devam ederler (3)”

“İlim,imanın zahirdiir ve onu ortaya çıkarır.İman ise,ilmin batınıdır ve onu hareketlendirip ateşlendirir.İman,ilmin yardımcısı ve gören gözüdür.İlim ise,imanın gücü ve onun dilidir.İmanın ziyadesi ve eksilmesi de marifetullaha bağlıdır.Onun gücü ve zayıflığı da ona bağlıdır.Lokman Hekim (a.s) oğluna yaptığı vasiyetinde şöyle der: “Ey oğul,ziraat nasıl su ve toprakla sıhhatli oluyorsa,iman da ancak ilim ve amel ile sıhhat bulur (4)”

Böyle kuru kuruya Müslümanlık taslayıp da kendi nefsi arzularının peşinde koşturduktan sonra Allah’ın rahmetini ve mağfiretini beklemek kuruntudan öteye geçmemektedir.”O halde sizi dünya aldatmasın ve çok hilekar şeytan da sizi Allah ile aldatmasın, Allah’ın affına güvendirmesin! (5)”Tabi ki en doğrusunu ancak Allah (c.c) bilir.

Müslümanız dedik,amenna; ancak iş,söz konusu icraate gelince Müslümanlık’la alakamız ne kadar var,ne kadar Müslümanlığa yakınız,ne kadar bihaberiz,ne kadar uzağız,bu soruyu herkes kendine sorsun ve bunun cevabını da kendi bulsun.Ondan sonra da az bir zaman harcayarak başını netten,televizyondan,müzikten vs vs ıvır zıvır işlerden kaldırarak azıcık bulduğu cevabı düşünsün ve vicdan muhasebesi yapsın..Nitekim;

“Allah Teala mü’minler için kulak,göz ve kalpler yaratmıştır.İşte bunlar ilmi elde etme vasıtaları ve ilim yollarıdır.İlme bunlar vasıtasıyla ulaşılır. O,kullarından bu nimetleri için şükranda bulunmalarını da talep etmiştir. “Allah sizi analarınızın karınlarından o halde çıkardı ki hiçbirşey bilmiyordunuz.Öyle iken şükredesiniz diye size kulak,gözler ve gönüller verdi (Nahl Süresi’78)” (6)”

Ne acıdır ki bizler,yada bir kısım şahsiyetler Kur’an-ı Kerim’in dediklerini değil,Allah Resulünün Sünnetlerini değil, Sahabenin yaşam tarzını değil uygulamak,öğrenmeye bile tenezzül etmeyip tamamen batı kültürüne, modern yaşam tazı dedikleri pisliğe gözlerini dikti ve bunları kendilerine örnek olarak aldı.Nitekim örnek alınacak bir kişi varsa ; O kişi de Hz Muhammed (s.a.v) ve seçkin ashabının yaşam tarzıdır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim de buyuruyor ki;

Ey Âdem’in evlatları! Bakın size edep yerlerinizi örteceğiniz giysi, süsleneceğiniz elbise indirdik. Fakat unutmayın ki en güzel elbise, takvâ elbisesidir. İşte bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Olur ki insanlar düşünür de ders alırlar (7)” şeklinde buyurmuştur.Birileri eğer üstünlüğü, güzelliği,takvayı eğer başkalarının gözüne kendini beğendirmek için türlü türlü şekillere girerek kazanacağını sanıyorsa bu büyük bir aldanma ve yanılgıdır.

Böylelerine diyecek tek söz yaptığınız ahmaklıktan başka bir şey değildir.Artık öyle bir zaman da yaşıyoruz ki,ne acıdır ki bir kısım şahsiyetler tamamen nefsinin arzu ve esiri olmuş,gerçeklerden bihaber. Aslında bu tip şahsiyetlere ,kişilere bir nevi yardımcı olmak gerekir ancak bir noktaya kadar,Bir noktadan sonra ki herkes görüyordur sanane , benim günahım bana,senin günahın sana,her koyun kendi bacağından asılır gibi asılsız sözler söyleyerek,konuyu bireyselleştirerek karşı tarafı susturmaya uğraşır ve nitekim bu konu da da başarılı oluyorlar.

Hz İsa‘nın dediği gibi;Cevher gibi değerli bir taşı,adi hayvanların boynuna takmayın çünkü takacak bile olsan,o hayvan ondan hiçbir şey anlamaz.Varlığı da yokluğu da onun için bir değer ifade etmez.İşte bu tip insanlara konuşsan da konuşmasan da fark etmez.Onlar bildiklerini okurlar.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim de buyuruyor ki;

Onların kalpleri vardır ki, onlar ile anlayamazlar ve onların gözleri vardır ki, onlar ile göremezler ve onların kulakları vardır ki, onlar ile işitemezler. Onlar hayvanlar gibidirler, belki onlar daha sapıktırlar. İşte gâfil olanlar onlardır (8)”

Sözü daha fazla uzatmadan ister ot gibi gelip ot gibi gitmeyi tercih edin sterseniz de Allah’ın bahşettiği gözü,kulağı ve gönülleri O’nu tanımak ve O’na kulluk etmek gayesiyle doldurun.Tercih sizindir.Belki bu güne kadar bir şeylerin farkına varamamışsındır ancak bundan sonra kalan ömrünü geçmişine pişmanlık içinde harcayacağına kalan ömrünü pişmanlık duyduğun şeylerle doldur.

Ne kadar günahınız olursa olsun,ne kadar yanlışınız ve hatanız olursa olsun,ne kadar telefisi mümkün olmayan pişmanlıklarınız olsa da günahlarınız (mız) Allah’ın rahmetinden ve mağfiretinden büyük olamaz ve söz konusu da değildir.Allah’ın rahmetinden hiç bir zaman ümidinizi kesmeyin.Yeter ki tevbe ettikten sonra o günaha bir daha dönmeyin ve salih amel ve işlerle tevbenizi destekleyin

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim de buyuruyor ki;

Ancak, bundan sonra tevbe edip yola gelenler başka. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir (9)

Bile bile günah işleyip de sonradan tevbe ederim demek de bir nevi aldanmadır;
“Allah’ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tevbe edenlerin tevbesidir; işte Allah bunların tevbesini kabul eder; Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir (10)”



(1-İbrahim b.Edhem’in duası);(2-Ebu Talib el-Mekki Kutü’l-Kulüb C:2 Bknz:13);(3-Ebu Talib el-Mekki Kutü’l-Kulüb C:2 Bkn:22);(4-Ebu Talib el-Mekki Kutü’l-Kulüb C:2 Bkn:25);(5-Lokman Süresi’33);(6-Ebu Talib el-Mekki Kutü’l-Kulüb C:2 Bkn:32);(7-A’raf’26);(8-A’raf’179);(9-Al’i İmran’89);(10-Nisa Süresi’17

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.