Fecr Süresi 21-30 Arası Ayetler Ali Küçük Tefsiri

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

21…26-) Ama yer, çarpılıp paralandığı zaman;Melekler sıra sıra dizilip, Rabbinin buyruğu gelince,O gün, cehennem ortaya konur. O gün insan öğüt almaya çalışır ama artık öğütten ona ne?.Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaymışım” der.O gün, hiç kimse, Allah’ın azap ettiği gibi azap edemez. Hiç kimse O’nun vurduğu bağ gibisini bağlayamaz

Hayır hayır, olmaz bu gidiş, yanlış bu anlayış. Arz bir kere sarsıldı mı, yer bir kere çalkalandı mı, içindekileri atacak, sinesindekileri kusacak, karnında ne varsa hepsini dışarı atacak biçimde yeryüzü sallanacak! Hani bazı şeyleri gömüyoruz ya yerin altına. Emeklerimizi, yiyeceklerimizi, alın terlerimizi, birilerine anlatmayarak kafalarınızda toprağın altına gömdüklerimizi açığa çıkarmak üzere yeryüzü içindekileri kustuğu zaman… Sizleri hesap, kitap dönemi dışarıya attığı, kıyâmet gelip çattığı zaman.

Hayatınızın, yaptıklarınızın hesabını vermek üzere kendi huzurunda toplanmanız için meleklerin sıra sıra dizilip Rabbinin emri geldiği zaman. İşte o zaman

İşte insan o gün bilir, o gün anlar, o gün hatırlar. Neyi? Rabbine karşı sorumluluklarını bilir, Rabbinin kendisinden istediklerini anlar, Rabbine karşı takınması gereken tavrını hatırlar. Dünyada kulluğu gereği yapması gerekirken yapmadıklarını, yapmaması gerekirken yaptıklarını, vermesi gerekirken vermeyip tuttuklarını, harcaması gerekirken cimrilik edip harcamadıklarını, harcamaması gerekirken harcadıklarını, sevmesi gerekirken sevmediklerini, sevmemesi gerekirken sevdiklerini, küsmesi gerekirken küsmediklerini, küsmemesi gerekirken küstüklerini, okuması gerekirken okumadıklarını, okumaması gerekirken okuduklarını, kulluk yapması gerekirken, emirlerini dinlemesi gerekirken Rabbine kulluk yapmadığını, kulluk yapılmaya değmezken kulluk yaptıklarını, hâsılı yaşamaması gereken bir hayatı yaşadığını, yaşaması gereken hayatı yaşamadığını, hata ettiğini, yanlışa düştüğünü anlar. Gerçeği anlayacak, ama ne fayda? Ne olacak ki o hatırlamadan? Ne mânâsı var ki bu hatırlamanın? Anlamaz komaz olsunlar. İsterse unutsunlar. Ne kıymeti var bu hatırlamanın? Bunu dünyada bilecek ve hatırlayacaktı. Dünyada düşünecek ve ona göre bir kulluk hayatı yaşayacaktı. Geçmiş olsun!

Allah size böyle imtihan için bir şeyler veriyor ama siz bunu unutuyorsunuz. Halbuki bu dünya boştur, bomboştur. Eğer elektronla çekirdeği birleştirirseniz tüm kâinatı şu yüzüğün kaşına sığdırabilirsiniz. Her şey bir noktadan ibarettir. Noktayı hareket ettirirseniz çizgi, çizgiyi de hareket ettirirseniz işte insan ve dünya. O da bir hiçtir.

Yahu az evvel selâmlaşmıştık!

Gitti be! Az evvel yanımızdaydı adam, ölmüş be!” diyoruz ya, işte Rabbimiz burada diyor ki, arz sallanacak, içindekileri dışarıya kusacak, melekler ve Allah’ın hükmü gelecek, yani konum değişecek. Yeryüzündeki imtihan konumu bitecek ve hesap konumu başlayacak. Şu anda dünya imtihan konumundadır. Bizim imtihanımız için varlıklara, arza şekil almalarını emretmiş Rabbimiz, onlar da şu anda imtihan konumu almışlar Yarın Rabbimizin başka bir komutuyla tüm varlıklar, sema, arz, güneş, ay, yıldızlar, tüm kâinat hesap konumuna geçecek. İmtihan salonunun kapanması ve imtihan sonuçlarının okunması, ilân edilmesi dönemi ya da imtihan sorularına göre insanların yerleştirilme dönemine geçilecek. Hani burası yemek masası, şurası hesap masası diyorlar ya. Burada yemek yenir, şurada da hesap ödenir diyorlar ya, işte yemek masasından, amel masasından hesap masasına geçiş dönemi. İşte o gün insan gerçeği anlayacak da:.

Eyvah! Keşke beni bugün kurtaracak amelleri önceden takdim etseydim! Keşke geleceğim için önceden salih ameller gönderseydim! Keşke Rabbimi razı edecek salih ameller işleseydim! Keşke hayatımı Allah için yaşayarak önceden kendim için takdimde bulunsaydım! Keşke malımı Allah yolunda takdim etseydim! Keşke zamanlarımı Allah’ın istediği gibi değerlendirip geleceğim için takdim etseydim! Keşke malımı Allah’ın istediği yerlerde harcayıp yarınım için hazırlıkta bulunsaydım. Keşke çocuklarımı, karımı, kızımı, kendimi Allah’a kulluğa yatırım yaparak kendim için önceden takdimde bulunsaydım! Keşke tüm varlığımı Rabbimin yoluna adayıp bugünümü garanti etseydim! Keşke namaz, zekât, cihad gibi Rabbime güzel ameller sunup bugün cennete girebilmek ve cehennemden kurtulabilmek için onlara en çok muhtaç olduğum dönemimde Rabbimden geri alsaydım!

Çünkü:

O gün Allah gibi kimse azap edemez. O gün Allah’ın yakalaması gibi kimse yakalayamaz. Bir yakaladı mı tam yakalar Allah. Polisten kurtulmaya benzemez bu. Hakimden, maliyeciden, düşmandan, yılandan, çıyandan, akrepten, ölümden, veremden kurtulmaya benzemez bu.

ve Yine hiç kimse O’nun vurduğu bağ gibisini vuramaz. Hiç kimse O’nun yakaladığı gibi yakalayamaz. Hiç kimse O’nun azap ettiği gibi azap edemez.

27-) Ey Rabbinin vahyiyle, Rabbine itaatiyle huzura eren insan!

Ey imtihana, doyuma kavuşan nefis! Ey huzur bulan, sükun bulan insan!

Buradaki nefis, insan demektir. Hani her nefis ölümü tadacaktır, buyuruyor ya Rabbimiz, yani her insan, her kişi ölecektir demektir bunun mânâsı. Değilse bir ben var, bir de nefis, varsın o ölsün de ben yaşayayım diyemeyeceğimize göre, nefis, insanın kendisi demektir. Öyleyse mutmaine, nefsin bir makamı, bir merkezi değildir. Ruhla bedenin bileşkesine nefis denir. Ruhla bedenden müteşekkil olan insanın bizzat kendisine nefis denir.

Peki acaba insanın itminana ulaşmasını, doyuma kavuşmasını, ya da sükûna ermesini nasıl anlayacağız? İnsanın itminanının, insanın doyuma ve huzura kavuşmasının iki yolla olacağını anlatır Kur’an. Bunlardan birinci yolun Kur’an olduğuna dikkat çekilir. İnsanın sükûnete kavuşması birinci olarak Kur’an’la yâni metluv âyetlerle, okunan, kulağa hitap eden şu kitabın ayetleriyle mümkündür. Zira Allah ona Kur’an vasıtasıyla güzel şeyler söyleyecektir. Bakın Ra’d sûresinde Rabbimiz bu hususu şöyle anlatır:

Dikkat edin kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur, doyuma ulaşır, sükûnete erer (Ra’d’28)

İşte bu âyet bu konuyu anlatır. Kalpler ancak Allah’ın zikriyle itminana kavuşur, zikrullahla yatışır, doyuma kavuşur, huzura erer. Âyet-i kerîmede anlatılan zikir, zikrullah Kur’andır. Öyleyse kalpler ancak Kur’an’la mutmain olur, ancak Kur’an’la itminan bulur. Ancak onunla yatışır ve sükûnete kavuşur. Çünkü kalp, Allah’ın âyetlerini duydukça, tanıdıkça, şüphe ve tereddütlerden kurtulup doyuma ve itminana ulaşacaktır.

Mü’minler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Karşılarında Allah’ın âyetleri okunduğu zaman da imanlarını artırır ve yalnız Rablerine tevekkül ederler (Enfal’2)”

Demek ki Allah’ın âyetleri okundukça, âyetlerle karşı karşıya geldikçe mü’minlerin kalpleri coşar, taşar, sanki kabına sığmaz hale gelir. Bu iki âyetin bize anlattığına göre kalplerin itminana kavuşmasının birinci yolu elimizdeki şu Kur’an âyetleridir. Kitabın âyetleriyle tanışan kişinin kalbindeki tüm şüpheler, tüm tereddütler dağılır, itminana, doyuma, sükûnete ulaşır. Birinci yol budur. Kalbin sükûnete ve doyuma ulaşmasının ikinci yolu da:

Bakara sûresi 260. âyetin anlattığına göre kalplerin mutmain oluşunun ikinci yolu da Rabbimizin meşhud âyetleridir. Yani Allah’ın tüm kâinatta serpiştirdiği ay, güneş, yıldızlar, bulutlar, dağlar, denizler, bitkiler, hayvanlar gibi görsel âyetleridir. Göze hitap eden âyetlerdir. Hani İbrahim (a.s): “Ya Rabbi ölüleri ölümünden sonra nasıl dirilttiğini görmek istiyorum!” demişti de Allah: “İnanmıyor musun ey İbrahim?” buyurunca: “İnanıyorum ya Rabbi!

Kalbim tatmin olsun için (Bakara’260)

İnanıyorum ya Rabbi, ama kalbimin yatışması, kalbimin doyuma ulaşması, itminana kavuşması için istiyorum bunu!” demişti ya, işte kalplerin itminana kavuşmasının ikinci yolu da yeryüzündeki Allah’ın görülen, müşahede edilen, göze hitap eden, görsel âyetlerini bizzat görmektir. Semâvât ve arzda, çevresinde Allah’a delâlet eden meşhut âyetlerle Allah’ın gücünü, kudretini, ilmini, hikmetini görerek itminana kavuşur kişi. Âyetleriyle Rabbini, Rabbinin gücünü, kudretini tanıdıkça O’na karşı sevgisi, saygısı, takvası ve teslimiyeti artacak ve tüm şüpheleri kaybolup gidecektir.

Fakat buna rağmen yine de bir şüphe içinde bulunabilir insan. Hangi konuda? Ya cennete gidemezsem! Ya cehenneme gidersem! Ya Rabbimi razı edememişsem! Ya Allah’ın istediği hayatı yaşayamamışsam! Ya Rabbimi darıltacak bir şey yapmışsam! Ya Cenneti kaybetmişsem! diye insanın içinde her zaman bir korku, bir tereddüt bulunabilir.

Peki ne zaman biter bu? Ne zaman sona erer bu tereddüt? Ne zaman biter bu korku?

Cennete gidince. Cennete girdiği anda kişinin artık tüm bu şüpheleri, tereddütleri, korkuları bitiverir ve tam emin olur kendisinden. Tam mutmain olur. Öyleyse nefs-i mutmainne ancak Cennette belli olacaktır. Dünyada bir nefsin itminana kavuştuğu, zafere ulaştığı nasıl bilinebilir ki? Efendim filân zatın nefsi, nefs-i mutmainne makamına ulaşmıştır. Kesinlikle mümkün değildir dünyada bu. Allah’ın kendilerini dünyada cennetle müjdelediği Sahâbe-i Kirâm efendilerimiz bile dünyada asla kendilerinden emin olmamışlar, her an cehenneme gitme tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını dilleriyle, yaşantılarıyla itirafta bulunmuşlar ve çok ciddi bir hassasiyet içinde son nefeslerine kadar tir tir titremişler, Allah’a kulluktan ayrılmamışlardır.

”Kişi ancak Rabbinin şu müjdesini alır almaz tam itminana kavuşacak, raziye ve merziyye makamına ulaşacaktır:”.

28..30. O, senden, sende O’ndan hoşnut olarak Rabbine dön! “Ey can! İyi kullarımın arasına gir, cennetime gir.

İşte Rabbimizin yarın bu hitabıyla karşı karşıya kaldığımız anda artık her şey bitmiş, tüm tereddütler, tüm şüpheler gitmiş, insan kesin itminana kavuşmuş, kendisinden emin olmuştur. Öyleyse bizden istenen yarın itminan kazananlardan olmaktır. Bizden istenen, yarın Allah’ın razı olduklarından olmak ve Allah’tan razı olanlardan olmaktır. Ama bunun için de metlûv ve meşhûd âyetlerle beraber olmalıyız. Bunun yolu buradan geçmektedir. Sürekli âyetlerle iç içe bir hayat yaşamalıyız. Hayatımız âyet kaynaklı olmalıdır. Allah’ın bizden razı olacağı şeyler peşinde koşmalı ve bu dünya hayatında Allah’tan razı olmalıyız. Bu dünya hayatında Allah’tan razı olmak ta Allah’ınkilerden razı olmak demektir. Hep Allah’ınkilerden razı olmalıyız. Hayat programı adına Allah’ınkinden razı olmalı, kılık-kıyafet, eğitim, hukuk, kazanma- harcama, çocuk eğitimi, mala bakış, tüm hayat programı adına Allah’tan ve Allah’ınkilerden razı olup, onlara uygun yaşamak zorundayız. İşte o zaman biz Allah’tan razı olmuşuz, Allah ta bizden razı olmuş olacaktır.

Bir düşünelim şimdi. Kendi kendimizi bir yargılayalım.

Acaba çoluk-çocuğumuzun eğitimi konusunda kiminkinden razıyız? Allah’ın-kinden mi, yoksa Zerdüşt’ ünkinden mi? Ev tefrişinde, kazanma, harcama, ikram anlayışında, kılık-kıyafet, hukuk, siyasal yapılanma konusunda kiminkinden razıyız? Kimlerinkini tercih ediyoruz? Eğer Allah’ınkilerden razı isek, eğer Allah’ ınkileri başkalarınınkilere tercih -derek bir hayat yaşıyorsak o zaman inşallah yarın Allah da bizden razı olacak ve bizi razı olacağımız bir hayata ulaştıracaktır.

İnşallah Rabbimiz yarın bize:

“Ey nefis! Ey kulum! Haydi buyur iyi kullarımın arasına gir! Haydi buyur gir cennetime! Er rahmetime ve rızama! Hesapta senden önce gelenlerin, senden önce hesabı görülüp de cenneti hak eden peygamberlerin, salihlerin, şehitlerin, sabikûn’un içine giriver ey kulum!” diyecek, bizden razı olduğunu ve bizi razı etmek için, bizi ağırlamak için hazırladığı cennetini bize arz edecek.

Hayatta en büyük isteğimiz, en büyük duamız budur. Dünyada Rabbimizi razı etmek ve O’nun bizi razı edeceği bir cennet hayatına ulaşmak. Allah bizden razı, biz O’ndan razı olarak Rabbimizin huzuruna gidip bu müjdenin muhatabı olabilmek. En büyük derdimiz bu dünyada budur. Bundan daha büyük bir derdimiz yoktur.

SÜRENİN HATİMESİ

Ey bu hitabı dört gözle bekleyen,bu sesi işitmeyi gözleyen ve isteyen tevhid ehli olan sakid! Şunu yapmalısın; Tüm vakitlerinde Rabb’inin huzurunda olmalısın.Şöyle ki dünyanın boş arzularına ve onda bulunan diğer tüm şeylere yönelmek gibi Allah-ü Teala’dan bir başkasına yönelmek seni Allah-ü Teala’dan tamamıyla alıkoymasın.Bilakis ilahi takdir gereğince hakkında takdir edilmiş ve meydana gelmiş şeylere razı olup teslimiyet içinde olmalısın.Bütün işlerini teslimiyet içinde ilahi rızayı bekleyerek Allah’a havale etmelisin.Bunu yaparken de ihlaslı bir kararlılıkla Rabbine doğru yönelmelisin.Ta ki her vakit ve halde alıp verdiğin her bir nefesinde bu güzel ve hoş hitaba muhatap olabilesin.

Kısaca Allah’tan mutlak olarak gafil olma ki bu tür yüce hitaplara ve yüce ikramlarla şereflenebilmek suretiyle gözün aydın kılınsın ve ilahi müjdeye nail olasın.

Allah-ü Teala bizleri kalbi uyanık ve huzur içinde olan kullarından eylesin..



Sürenin Hatimesi = Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C:VI / bkz:423

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.