Fecr Süresi 10-14 Besairu’l-Kur’an Tefsiri

ASRIMIZIN- GÜNÜMÜZ FİRAVUNLARI

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla”

10…14-)Kazıklar sahibi Firavun’a ne yaptı?”Bunlar ülkelerde azmışlardı.Oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı.Bu yüzden Rabbin de onların üzerlerine azap kamçısını yağdırıverdi.Doğrusu Rabbin hep gözetlemekteydi.

Bir de Firavun’a ne yaptı Rabbin görmedin mi Peygamberim? buyurarak Rabbimiz şimdi de yeryüzünün en büyük tâğutlarından birisi olan Firavun’a yaptıklarını anlatacak. Kur’an bize ne Firavun’u, ne Nemrut’u, ne Ebu Leheb’i, ne de Ebu Cehil’i anlatmak için gelmemiştir. Kur’an bize kulluğu anlatmak için gelmiştir. Biz nasıl kul olacağız Allah’a, Allah bizden nasıl bir kulluk ister, işte Kur’an bize bunu anlatmak için gelmiştir. Kur’an, kulluk kitabıdır. Bize kulluğumuzu anlatma adına gelen bu kitap, zaman zaman bunlara da atıflarda bulunur. Hem kulluğun sapma noktalarını göstermek, hem de kulluk yolunda karşımıza çıkan engeller karşısında sabırlarımızı, cesaretlerimizi, imanlarımızı pekiştirmek üzere zaman zaman bunları bize anlatır.

Düşünsenize, Rabbiniz kazıklar sahibi Firavun’a ne yaptı? Hani böyle zalim güçler karşısında insan biraz korkar, bunların tehditleri karşısında insanın kalbine bir ürperti gelir ya, eğer bu zalimlere karşı gelirsem, eğer bunların yasalarını terk ederek Rabbimin istediği bir şekilde yaşarsam, eğer bu tâğutlara değil de Rabbime kul olursam, eğer bu zalimlerin baskılarına, zulümlerine rağmen İslâm’ı yaşarsam bunlar bana zulmederler, beni öldürürler, beni zindanlara atarlar veya eğer Rabbimin istediği gibi giyinir, Rabbimin istediği biçimde bir hayat yaşarsam çevrem beni dışlayıverir, ailem beni atıverir, ordular geliverir, Firavunlar üzerime yürüyüverir gibi zaaflarımız gündeme gelir ya, işte böyle durumlarda onların hiçbir değer ifade etmeyeceklerini, onların korkulacak hiçbir güçlerinin, kuvvetlerinin olmadığını, onların da iplerinin kendi elinde olduğunu anlatmak üzere bunları gündeme getiriyor Rabbimiz.

Firavun’u görmedin mi ne oldu?

Ona ne yaptı Rabbin? Hani Musa’nın karşısında güçlüydü Firavun? Hani orduları vardı? Hani askerleri, aveneleri vardı? Hani Müslümanlar bir avuçtu onun karşısında? Hani mü’minler yardımcısız ve korumasızdı? Hani Musa ve beraberindeki mü’minler çok zayıftı, hani Firavun’un süper bir ordusu vardı? Hani onun gücü, kuvveti, saltanatı vardı? Hani Firavun kazıklar sahibiydi! Hani onun orduları bir yerde konakladıkları zaman tüm arz, çadır kazıklarıyla dolmuş gibi azametli görünüyordu! Hani o Firavun dünyaya kazık çakma sevdasına kapılmış, hiç ölmeyecekmiş gibi bir dünya kurmuştu. Ne oldu sonunda? Kim galip geldi? Firavun mu, yoksa Allah mı? Firavun ve hempaları mı, yoksa Allah dostları mı? Görmüyor musunuz, düşünmüyor musunuz? Anlamıyor musunuz? Bir düşünün de, kulluk yolunda engel olarak tüm dünya sizin karşınıza çıksa bile zerre kadar korkmayın, diyor Rabbimiz.

Kazıklar sahibi” ifadesinden kastedilen, bu dünyaya kazık gibi çakılmış piramitlerdir.

Çünkü Firavunlar öldükten sonra da hegemonyaları, egemenlikleri devam etsin, öldükten sonra da insanlar onu yaşatıp, onun yasalarını uygulasınlar diye piramitler, anıt mezarlar yaptırırlardı. İşte buradaki kazıklar sahibi ifadesiyle kastedilen budur. Tüm sahte tanrıların böyle piramitleri, anıt kabirleri vardır. Öyle olmasa onlar tanrılaşamazlar, öyle olmasa unutulup giderler. Öyle olmasa kulluğa layık görülmezler. Kulları onları böylece insanların gözünde tanrılaştırabilmek için mozoleler, anıt mezarlar, piramitler yapmak zorundadırlar. Onlar, kullarının korumasına, kullarının kendilerini yüceltmelerine muhtaç zavallı tanrı taslaklarıdır.

Firavun dünyaya kazık çakma sevdalısıydı da Rabbimiz böyle buyurdu. Adam dünyaya kazık çakma sevdalısı birisiydi. Hiç ölmeyecekmiş gibi plan program yapıyordu. Malı, mülkü, saltanatı ile ölümsüzlüğü arıyor, ölümsüzlüğü hedefliyordu. Kendini dünyada ebedîleştirmek istiyordu. Allah’a, âhirete, âhiretteki hesaba, kitaba inanmadığı için tüm hedefi dünyaydı.

Yeryüzünde ölümsüzlüğü hedefleyen, bunun için de dünyayı kıble edinip tüm plan ve programlarını dünyaya kazık çakma sevdasına bina eden, âhireti, hesabı, kitabı gündemlerinden çıkaran bu hainler tuğyan etmişler, arabalarını kuma kaptırıp yoldan sapmışlar. Tâğutlaşmışlar, şeytan adamı, şeytan taraftarı olmuşlar. Ya da Hakkın karşısında güç, bilgi iddiasında bulunmuşlar. Allah karşısında tıpkı şeytan gibi güç iddiasında bulunmuşlar. “Ne yani, Sen varsan ben de varım! Senin dediğin varsa benim dediğim de var. Sen öyle diyorsan ben de böyle diyorum! Senin cehennemin varsa bizim de hapishanelerimiz var! Senin meleklerin varsa bizim de askerlerimiz var!” diyerek Allah’a kafa tutmuş, Allah yasalarını beğenmeyip kendi yasalarını zorla insanlara dayatmış, Allah kullarını Allah’a kulluktan koparıp kendilerine kul-köle edinmiş insanlardır bunlar.Hz. Musa’ya galip gelebilmek için topladığı sihirbazlar sonunda Musa’ya (a.s) ve Rablerine iman edince, Firavun onlara şöyle diyordu:“Firavun: “Ben size izin vermeden mi O’na inandınız? Doğrusu bu halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz (A’raf’123)”

Bakın Firavun diyor ki:

“Ben size izin vermeden ha! Benden izin almadan iman ettiniz ha! Bana danışmadan, benim onayımı almadan Musa’ya ve onun Rabbine secde ettiniz ha! Benden izin almadan Allah safına geçtiniz ha! Benden izin almadan peygamberle birlik oldunuz ha! Benden izin almadan beni ve benim yasalarımı terk edip, bana kulluğu terk edip Allah’ın kulu oldunuz ha! Allah’ın yasalarını benimkilere tercih ettiniz ha! Bana karşı baş kaldırıp Allah karşısında secdeye vardınız ha! Bana hayır dediniz de Allah’a evet dediniz ha! Benden izin almadan Allah’ı bana tercih ettiniz ha! Benden izin almadan peygamber Musa’yı benim önüme geçirdiniz ha! Halbuki sizi ben çağırmıştım. Sizler benim memurlarımdınız, benim kullarımdınız. Ben tayin etmiştim sizleri. Mükâfatınızı, maaşınızı ben verecektim. Sizler benim ülkemde yaşıyor, benim nimetlerimden istifade ediyordunuz. Sizleri ben yetiştirmiş, ben okutmuştum. Benim mekteplerimde okumuş, benim diplomamı almıştınız. Beni desteklemeli, benden izin almalı, benden yana olmalıydınız.”

Dikkat ediyor musunuz?

Allah’a inanmak için bile Firavunlardan izin almak gerekiyor. İnanan birisi olsanız bile imanınızı gündeme getirme, imanınızın amelini hayatınızda görüntüleyip sergileme, imanlarınızı yaşama, inandığınız Allah’ın emirlerini yerine getirme konusunda Firavunlara danışmak zorundasınız. Müslümanca bir hayat yaşayabilir miyiz, yaşayamaz mıyız? Allah’ın istediği biçimde örtünebilir miyiz, örtünemez miyiz? Allah’ın istediği biçimde nikâhlanabilir miyiz, nikâhlanamaz mıyız? Allah’ın istediği biçimde mirasımızı paylaşabilir miyiz, paylaşamaz mıyız? Allah ve Resûlü’nün istediği biçimde çocuklarımızı eğitebilir miyiz, eğitemez miyiz? Allah’ın istediği biçimde yaşayabilir miyiz, yaşayamaz mıyız? Tüm bu konuları Firavunlara sormak zorundasınız. Adım atarken bile onların iznine muhtaçsınız. Onların izin vermediklerini kesinlikle yapamazsınız.

Şimdi de çağdaş Firavunlar aynı şeyi demiyorlar mı? Sizler bizim kullarımız, bizim vatandaşlarımızsınız. Nasıl giyineceğinize, nasıl yaşayacağınıza, nerede ve nasıl okuyacağınıza, ne kadar örtüneceğinize, dininizi hangi sınıra kadar yaşayacağınıza, ne kadarını anlatabileceğinize, nasıl bir kisveye bürüneceğinize, nasıl bir hukuk uygulayacağınıza, ekonominizin nasıl olacağına, bayramlarınızın, tatillerinizin neler olacağına biz karar veririz. Tüm hayatınız konusunda bize danışmak, bizden izin almak ve bizim yasalarımıza karşı gelmemek zorundasınız, diyorlar.

Mesela

Müslüman bir kızcağız Rabbinin istediği biçimde örtünüverdi mi hemen Firavunlar harekete geçerler. “Bizden izin almadan örtündün ha! Bizden izin almadan bizim yasalarımızı çiğnedin ha! Rabbini bize tercih ettin ha! Rabbinin yasalarını bizimkilere tercih ettin ha!” diyerek onu bundan vazgeçirebilmek için ellerinden ne gelirse yaparlar.

Veya meselâ bir öğretmen okulda talebelerine biraz fazlaca İslâm duyursa, tâğutların belirlediği ders programını birazcık aşarak Allah’ın istediği biçimde bir din anlatımını gerçekleştirse veya meselâ bir vaiz kürsüden cemaatine biraz açık din anlatsa, halkın anlayabileceği bir şekilde Allah ayetlerini şerh etse hemen sorguya çekerler. “Bizden izin almadan bunları bunları konuştun ha! Halbuki neleri anlatacağını, ne kadarını anlatacağını biz belirleyecektik. Halbuki seni biz tayin etmiştik. Sen bizim memurumuzdun. Senin maaşını biz veriyorduk. Seni özellikle bize kulluk etsin diye, Musa’nın karşısında, Musaların karşısında bizi savunasın diye seni okullarımızda eğitmiştik” diyerek onun hemen Firavunlar tarafından sorgulandıklarını görürüz. Niye? Çünkü o tanrıydı. Egemen oydu. Şu âyetler okunsun, şunlar okunmasın diye o izin verecekti. O belirleyecekti, şu kadarı gündeme getirilebilir, şu kadarına gerek yoktur diye. Şunlar anlatılsın, şu kadar anlatılsın, filânlar anlatsın, falanlar kesinlikle anlatmasınlar diye…

Düzen bozmuşlardı, ifsad etmişlerdi, fesadı çoğaltmışlardı orada. Yeryüzünde dengeyi bozmuşlardı. Aslında düzen iddiasıyla yapıyorlardı bunu. Tüm yaptıklarını düzen adına yapıyorlardı ama aslında tüm yaptıkları bozmaydı. Tüm yaptıkları ifsattan ibaretti. Zira düzen sahibi Allah’ın düzenini beğenmiyorlardı. Allah’ın düzenini bilmiyorlardı. Allah’ın düzeninden habersiz kimselerin yaptıkları bozmadan başka bir şey değildir. Ekonomi, ev tefrişi, kılık-kıyafet, eğitim, hukuk, şehir planlaması adına yaptıkları her şey bozmaydı. Fıtratın dışında bir şeyler getiriyorlardı ama hepsi bozmaydı.

Bu yüzden de Rabbin onların üzerine kırbaç azabını, kamçı azabını döktü. Rabbin onların üzerlerine azabını döküverdi. Azap gönderdi, azap indirdi değil, onların üzerine azabı döküverdi. “

Onların üzerlerine Rabbin kırbaç azabını döküverdi. Yani bir kırbaç değil her taraftan kırbaç yağıyor. Allah onların başlarına böyle bir azap yağdırıverdi. Çünkü:

Elbette ki Rabbin görüp gözetendir. Elbette ki Rabbin gözetleme yerindedir. Kendiniz her an O’nu göremiyorsanız bile, O sizi hep görmektedir. Yani hep O’nun murakabesi altındasınız. Onu kandıramazsınız, atlatamazsınız. “Ya Rabbi ben değildim! Ben yapmamıştım! Ya Rabbi ben öyle yapmak istememiştim! Ya Rabbi ben dünyada Âd peşinde değildim! Ya Rabbi ben dünyada dünyayı kıble edinenlerden değildim! Ben yaşadığım dünya hayatında tüm plan ve programımı dünyada bitecek şekilde yapmamıştım! Ya Rabbi ben Semûd gibi değildim! Semûd’u örnek almamıştım! Semûd peşinde değildim! Ben dünyayı ebedîleştirme peşinde değildim! Ben hayırlıdan hoşlanmayan, senin hayat programından hoşlanmayan, tâğutların yasalarına teslim olarak onlara kulluk edenlerden değildim! Ya Rabbi ben çevreye, topluma, âdetlere, modaya kulluk edenlerden değildim!” diyerek Allah’ı kandıramaz, Allah’ı atlatamazsınız.

Buraya kadar Rabbimiz Hak peşinde olanları, Hakka tabi olanları ve de şeytan peşinde olanları anlattı. Bundan sonra da ey kullarım! Olanlar oldu, gidenler gitti. Kimisi cehenneme, kimisi cennete gitti. Sizden öncekiler iyi, ya da kötü, hak, ya da bâtıl yolda ömürlerini tüketip Allah’ın huzuruna gittiler. Şimdi şu anda da sizler onların yerinde bulunuyorsunuz. Unutmayın ki burada imtihan sebebiyle bulun-maktasınız. İmtihanda olduğunuzu asla unutmayın diyerek, bize kulluğumuzu hatırlatarak uyarılarda bulunacak.



ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.