Fecr Süresi 1-5 Arası Besairu’l Kur’an Tefsiri

1. “Tanyerinin ağarmasına andolsun ki;

Rabbimiz, fecre yeminle söze başlıyor. Rabbimizin sonsuz ve sınırsız ilmini, hikmetini anlatmayı murad buyurduğu zaman, isim ve sıfatlarına yemin ettiğini, gücünü, kudretini bize göstermek istediği zaman da fiillerine ve yaratıklarına yemin ettiğini görüyoruz. Burada da yarattığı ayetlerinden birisi üzerine yemin ediyor. Dikkatler daha bir çekilsin diye, bu yeminlerden sonra anlatılacak konuları daha bir dikkatli dinleyelim diye fecre yemin ediyor.

Sabah aydınlığının ilk belirtisidir fecir. Kelime bizi farklı bir dünyaya götürüyor. Doğuda güneş doğmadan önce dikine bir kırmızılık meydana gelir ki, bu fecr-i kazib, yalancı fecirdir. Sabahın geleceğinin ilk habercisi, ilk müjdecisidir bu. Fakat henüz güneş doğmamış, henüz sabah gelmemiştir. Bundan hemen sonra tümüyle ufku kaplayan bir aydınlık başlar ki, işte bu fecr-i sâdıktır ve günün başlangıcıdır. Artık gece bitmiş ve sabah başlamıştır.

İşte Allah ona yemin ediyor. Anlayabildiğimiz kadarıyla bu fecir, zulmün, zulmetin, karanlığın ve işkencenin bitmesinin beyanıdır. Sanki bu yeminle Rabbimiz biz mü’min kullarına şöyle buyuruyor:

Ey Müslümanlar! Ey kullarım!

Sakın endişe etmeyin! Sakın üzülmeyin! Eğer Benim istediğim gibi kul olursanız, eğer sadece Beni dinler, sadece Benim çektiğim yere gider, sadece Benim yolumda olursanız bilesiniz ki mutlaka fecre ulaşacaksınız. Fecre yemin olsun ki fecre ulaşacaksınız. Fecre yemin olsun ki bayrama ulaşacaksınız.Fecre yemin olsun ki zafere ve kurtuluşa ereceksiniz. Yeter ki siz Benim istediğim gibi kul olun, gerisini düşünmeyin!” Bundan sonra bakın Rabbimiz bir yemin daha yapıyor, bir yemin daha geliyor:

2. “Zilhicce ayının ilk on gecesine andolsun;”

On geceye de yemin olsun ki! Rabbimiz on geceye yemin ediyor. Bu on geceyle ilgili birçok şeyler söylenmiştir. Bunun, itikafa girilen Ramazanın son on gecesi, Kurban bayramı arefesi olan Zilhiccenin ilk on gecesi, Ramazan bayramı başlangıcı veya Muharremin son on gecesi, zafere ulaşılmadan önceki son on gece, her ayın karanlık gibi geçen ilk on gecesi olduğu söylenmiştir. Böylece diyebiliriz ki, bütün gecelere yemin edilmektedir.

Bunun manası şudur:

Üzerimizde bulunan geceler bunlardan hangisi olursa olsun, hangi gecede bulunursak bulunalım, biz bunları Allah’ın istediği gibi değerlendireceğiz. Bu gecelerde hep kullukta, kıyamda olacak, isyan etmeyeceğiz. Bu geceleri onların sahibinin istediği gibi değerlendirecek ve sonunda fecre ulaşacağımızdan emin olacağız. Bu geceleri bize lütfedenin arzularını gerçekleştirecek ve sonunda zafere, bayrama ulaşacağımızı bileceğiz.

Üzerimizde taşıdığımız karanlıklar, zulmetler, işkence, kötü hava ve terslikler on günler, on geceler sürebilir. Ama bilelim ki fecir mutlaka doğacaktır. Uzun bir süre zulmet dönemi yaşasakta sabredeceğiz, imkânları değerlendireceğiz ve kesinlikle bir fecrin, bir bayramın geleceğini bileceğiz. Ne olursa olsun unutmayacağız ki Allah’ın gücü her şeye yeter.

On geceye yemin ediyor Allah, ama miskin miskin yatılan, gafletle fevt edilen on gece değildir bu geceler. Sabahı bekleme, fecri kucaklama, bayramı soluklama adına çabalanan, çırpınılan, terlenilen, Allah’ın istediği gibi değerlendirilen, Allah’ın istediği biçimde kendilerinde kıraatin gerçekleştirileceği bir on gece… Kitapla beraber olunacak, kitapla diyalog kurulacak bir on gece. Allah kitabından Allah’ın istediği gibi hayatı düzenlemek üzere mesaj alınacak bir on gece… Kıraatle birlikte kıyamın gerçekleştirileceği bir on gece.

İşte böyle Allah’ın istediği biçimde değerlendirilecek bir on geceden, kıyam ve kıraatin gerçekleştirildiği bir on geceden sonra gelecek bir sabah, bir fecirden söz ediyor Rabbimiz. On gecelik bir karanlıktan sonra gelen bir fecir, bir aydınlık. On gecelik bir çileden, ıstıraptan, işkenceden, yoğun bir çaba ve çırpınıştan sonra erişilen bir aydınlık.

Önce Hatice’de, sonra Ebu Bekir’de, sonra Ali’de, sonra Zeyd’de sonra Bilal’da gerçekleşen bir aydınlık. Hani duvarda, surda bir gedik açılır, ışık sızmaya başlar, sonra bir delik, bir delik daha açılır ve nihayet tüm duvarlar yıkılıp oda aydınlanır ya, işte bunun gibi, önce bir evde, sonra evlerde, ardından mahallede, tüm şehirde, sonra tüm ülkede ve dünyada güneşin doğacağı ve Allah’ın hâkimiyetinin gerçekleşeceği bir fecir, bir bayram.

Güneşin doğuşu ve aydınlatışı da böyledir değil mi? Önce en yüksek dağlar aydınlanır, sonra biraz daha alçak tepeler, sonra dağlar, tepeler yırtılıverir de tüm şehir aydınlanıverir ya, işte böyle yırtına yırtına, devire devire gelecek bir aydınlık ve zafer

3. “Her şeyin çiftine de, tekine de andolsun;”

Sonra bir de çift ve teke yemin olsun ki! Peki acaba nedir bu çift ve tek? Acaba bu çift ve teke yeminle neyi kastediyor, neyi anlatıyor Rabbimiz bize? Bu konuda da 36 görüş vardır. Meselâ tek Arafa günü, çiftte bayram günüdür demişler. Arafa günü tek gündür ama bayram günleri çifttir. Rabbimiz Bayrama ve bayram öncesi onun muştusu olan arafe gününe yemin ediyor demişlerdir.

Veya burada kastedilen tek ve çift rekatlı namazlardır. Kimi namazlar tek rekatlı, kimileri de çift rekatlıdır. Öyleyse Rabbimiz tek ve çift rekatlı namazlara yemin ediyor. Yani zafere, fecre ulaşmanın yolu namazdan geçer. Öyleyse aman ha namazlarınıza dikkat edin ki fecre ulaşabilesiniz. Namaz kılarak tüm bedenlerinizde Allah’ı söz sahibi kabul edin ki zafere ulaşabilesiniz. Namazla Allah’tan mesaj alıp hayatınızı onunla düzenleyin ki kurtuluşa eresiniz.

Veya tek Allah’tır, çift de mahlukattır demişler. Rabbimiz hem kendi zatına hem de mahlukatına yemin ediyor demişler. Veya tek 1,3,5,7,9 gibi tek sayılar, çift de 2,4,6,8 gibi çift sayılardır demişler. Veya buradaki tek Safa’dır, çift de Merve’dir demiş…

O halde diyeceğiz ki çift ve tek özelliği taşıyan kâinatta ne varsa hepsi bu yeminin içindedir. O halde fecre yemin olsun ki fecre ereceksiniz! Ama şu on geceyi iyi değerlendirin! Bu on geceyi kıyamla, kıraatle Allah’ın istediği biçimde değerlendirin! Sonra teke ve çifte iyi dikkat edin. Tek tek iş yapın, birlikte iş yapın! Tek tek okuyun, birlikte okuyun! Tek tek anlatın, birlikte anlatın! Tek tek hareket edin, birlikte hareket edin! Geceyi, gündüzü güzel değerlendirin! Tek olan Allah’ı dinleyin, çift olan insanlara yönelin. Tek olan Allah’tan mesaj alıp mahlukatı düzenleyin! Tek olan Allah’tan mesaj alın, çift olan insanlara ulaştırın! Tek olan Allah’la çift olan varlıklar arası ilişkiyi iyi kurun.

Tek tek günleri, geceleri, saniyeleri, dakikaları, imkânları iyi değerlendirin! Tek tek insanları, tek tek âmirleri, müdürleri ele alıp yetiştirin! Yani tekle ve çiftle ilgili akla gelebilecek her şeyi, her işi, her ameli Allah’ın istediği gibi düzenleyin ki bayrama eresiniz, fecre ulaşasınız.

Tek tek günleri, insanları, âmirleri, memurları, kuruşlarınızı, paralarınızı, imkânlarınızı, terlerinizi, enerjilerinizi değerlendirirseniz mutlaka bayrama erecek, zafere ulaşacaksınız, bundan şüpheniz olmasın diyor Rabbimiz. Sonra:

4-5. “Gelip geçen geceye andolsun ki, bunların her biri akıl sahibi için birer yemine değmez mi?”

Bir de geçip gitmeye yüz tutmuş, bitmek üzere olan geceye yemin olsun ki!

Bu gece, önceki ayette zikredilen on gecenin son gecesidir. Rabbimizin kıyamda ve kıraatte değerlendirilmesini istediği on gecenin son gecesi. Yani zulmetle geçirilen on gecenin bitmek üzere olduğu, işkencenin sona ermek üzere olduğu son gece. Rabbimiz değerlendirilmesi gereken bu on gecenin bitişini anlatan son gecesine yeminle bize şunu anlatıyor:

Ey Müslümanlar! Ey kullarım!

Ey on geceleri kıyamda ve kullukta değerlendiren ve sonunda Benden zafer bekleyen, fecir uman kullarım! Aman ha! Dikkat edin! Bu son geceyi iyi değerlendirin! Değerlendirdiğiniz on gecenin son gecesine dikkat edin! Bu son gece çok önemlidir! Sakın son geceyi kaybetmeyin!”

Yani neticeye varmadan bayram yapmaya kalkmayın! Bayrama ulaşmadan ulaştık zannedip bayram yapmaya kalkmayın! Daha zaferi kazanmadan zafer sarhoşluğuna girmeyin! Henüz zulmettesiniz. Henüz on gece bitmedi. Henüz her şey bitmedi. Daha yapacağınız şeyler var. Üstelik bundan sonra yapacağınız şeyler çok daha önemlidir. Çok daha dikkatli olmalısınız. Sakın atalete, tembelliğe düşüp işi bırakıvermeyin. Sakın bayrama ulaştık, zaferle tanıştık zannederek işi bırakıvermeyin. İş bitti diye sakın tembelliğe, atalete düşmeyin. Böylece iş bitmeden işin sonunda kendinizi ele vermeyin. Zira unutmayın ki zamansız öten horozun başı gider.

Uhut’da böyle oldu. İş bitmeden bitti zannetti mü’minler. Zafere ulaşmadan zafere ulaştık zannettiler. Son geceye, son ana dikkat edemediler. Bayrama ulaşmadan ganimet devşirmeye kalktılar. Her şey bitmeden yerlerini, mevzilerini terk ettiler. Zafere ulaşmadan zafer sarhoşluğuna kapıldılar. İşte Uhut böyle oldu, Hama, Afganistan, Cezayir de böyle oldu. Müslümanlar kıyamlarının son gecesine, son dönemine dikkat edemediler. Henüz iş bitmeden, henüz kesin zafere ulaşmadan bayram yapmaya kalkıştılar.

Cezayir’de bağımsızlık kazanılma dönemine gelindiğinde, neredeyse iş bitmek üzereyken Fransızlar bundan haberdar oldu ve “Avrupa’nın Üzerine Doğan İslâm Güneşi” adlı bir kitap yazıp, Cezayir’de bolca dağıttılar. Bunun üzerine Müslümanlar hedefi kaybediyorlar. Havalara giriyorlar. Vay be! Biz neymişiz be! Biz neler yapmışız, biz neler becermişiz diyerek gereksiz bir tatmin olma duygusu içine girerek hedeflerini kaybettiler. Yapacaklarını unutup gevşeyiverdiler. Tabi hemen işleri bitiverdi.

Dinleyicilerden “bayram dinimizde ne anlama gelir” diye bir soru soruldu. Bu konuda bildiklerimi söyleyeyim inşallah.

Bayram; malın ve canın Allah’a izafesinin adıdır. Zaten bir kişinin hayatta sahip olduğu iki şeyi vardır; malı ve canı. İşte kişi sahip olduğu bu iki değerini Allah’a izafe ettiği an bayram yapmaya hak kazanmış demektir. Malı ve canı konusunda Allah’ı söz sahibi bilen kişi bayram yapabilir. Ya Rabbi, malım da senindir, canım da. Malım konusunda da, canım konusunda da yetki sana aittir. Bedenini namazla bana hasret dedin, ediyorum, zekât ve infakla mal çıkar dedin, çıkarıyorum. Şuralardan kazan, buralarda harca dedin, yapıyorum. Ye dedin, yiyorum, yeme dedin, yermiyorum. Ramazanda yeme dedin, bak işte yemiyorum, ama iftarda ye dedin işte yiyorum. Ben konusunda, bedenim ve sahip olduğum her şey konusunda senin sözün geçer. Ben benliğimi, ben irademi sana teslim ettim. Kendi adıma senin seçimini seçim kabul ettim. İşte bunu becerebilen kişi, malı ve bedenini Allah’ın sözcülüğüne devredebilen kişi bayramı hak etmiş demektir.

Bayram; kişinin hanımını ve çocuklarını Allah’ın emaneti bilebilmesinin ifadesidir. Ramazanda kişinin helâliyle cinsi münasebet yapması yasaktır. Yerine göre öpmesi bile yasaktır. Hanımlarımız bizlerle, bizler de hanımlarımızla Allah’ın istediği konumda, O’nun meşru gördüğü alanda ilişki kurmalıyız. Onlar bizi, biz de onları Allah sınırları içinde kullanmalıyız. Bu konuda yetki sahibi Allah’tır. Değilse; o benimdir, o benim hanımımdır, o benim kocamdır, binan aleyh istediğim şekilde ondan istifade edebilirim, kime ne? Demeye hiçbir kimsenin hakkı yoktur. İşte Ramazan boyunca ve tüm hayat boyunca bunu becerebilen mü’min bayram yapmaya hak kazanmış demektir. Bayram o kişinin hakkıdır.

Bayram; niyette ihlâs ve samimiyetin ifadesidir. Çünkü oruç baştan sona niyetten ibarettir ve sadece Allah’a aittir. Bir mü’minin oruçlu olduğunu sadece Allah bilebilir. Eğer orucunda ve Allah adına yaşadığı tüm hayatında Allah için bir niyet taşıyabilmiş ve bu niyetinde de samimi olabilmişse kişi, yani niyetini Allah’a hâlis kılabilmişse işte o zaman bayramı hak etmiş demektir. Tüm hayatını Allah için yaşamayanlar, tüm hayatlarında Allah adına niyet taşımayanlar, niyetleri bozuk olanlar bayramı hak edemeyen kimselerdir.

Bayram; nefse hakimiyetin ifadesidir. Nefse söz geçirmektir, nefse dizgin vurmanın sonucudur bayram. Nefsinin arzu ve istekleri doğrultusunda, nefsinin heva ve hevesleri istikametinde bir hayatı terk edip; ya yemeyi içmeyi terk etmek türünde negatif, ya da oruç tutmak, kurban kesmek, namaz kılmak, infak etmek, paylaşmadan yana olmak türünde pozitif eylemler ortaya koymanın neticesidir bayram. Nefis yaratılışı gereği hiçbir zaman bunları istemez. Ne salih amelleri icra etmeye, ne de gayri salih amelleri terk etmeye razı olmaz nefis. O, hiçbir kayd altına girmeden, Allah’ın haram helâl yasalarını dinlemeden sorumsuzca hareket etmek ister. İpini koparmış bir deve gibi sere serpe, özgürce bir hayat yaşamak ister. İşte böylece nefsine hakim olup onu Allah’ın istediği şekilde dizginlerini eline alabilen kişi bayramı hak etmiş demektir.

Öyleyse ey nefislerine hakim olabilen Müslümanlar. Ey şu uzun ve sıcak Ramazan günlerinde Allah adına oruç tutacağız diye varlık içinde darlık çeken Müslümanlar. Ceplerinde paraları olduğu halde, ellerinin altında her türlü yiyecek bulunduğu halde, buz dolaplarında soğuk suları olduğu halde, onlardan istifade imkânları ellerinde olduğu halde sırf Allah sebebiyle, Allah hatırına ellerini onlara uzatmayan ve varlık içinde yokluk çeken Müslümanlar. İşte bayram böylece nefse hakim olanların hakkıdır. Buyurun bayram edin. Mübarek olsun bayramınız.

Çünkü bayram; kurtuluş demektir. Dünyaya ve dünyalıklara kulluktan, masivaya, Allah’tan gayriye kölelikten, mala mülke, makama mansıba, çoluğa çocuğa, babaya anaya, ağaya patrona, yasalara yönetmeliklere, çevreye topluma, âdetlere törelere, modaya topluma ve hasılı Allah’tan başka ger şeye ve herkese kölelikten kurtuluşun ifadesidir. Herkese ve her şeye karşı hür, ama Allah’a kul köle oluşun neticesidir bayram. Allah’tan başkalarına ait tüm ipleri, tüm prangaları, tüm tasmaları, tüm bağları kırıp atabilmenin sonucudur bayram. Eğer şu anda gözünüzde, gönlünüzde tüm masivanın değersizliği anlaşılabilmişse, bayrama böyle bir ruh temizliği, böyle bir düşünce berraklığıyla çıkabilmişseniz bayramınız mübarek olsun.

Evet, bayram kurtuluş demektir dedim. İnsan kendisini ezen günahlarının yükünden kurtulunca bayram yapmayı hak eder. Günahları terk edip rahatça Rabbine yönelebilen kişinin hakkıdır bayram. Nitekim bir bayram hutbesinde Resulullah Efendimizin üç kere âmin, âmin, âmin dediği rivâyet edilir. Sebebini soranlara da sevgili efendimiz şöyle buyurmuşlardır: Cebrail; Ramazan gelip geçtiği halde günahlarını terk edip Rabbine kulluğa yönelemeyen, günahlarını affettiremeyen, böyle bir fırsattan istifade edemeyen kimselere yazıklar olsun dedi, ben de âmin dedim buyurmuşlardır. Demek ki Ramazan büyük bit fırsattır. Ramazanda mü’min günahları terk edip Rabbine kulluğa koşacak ve kendisini, günahlarını affettirecek ve sonunda da bunun bayramını yaşayacaktır. Bunu beceremeyenlerin bayramı idrak etmiş olsalar da bayramları yoktur.

Bayram; sabrın, sebatın sonucu demektir. Ya da zafere ulaşmanın sevincidir. Kulluk yolunda sabredeceğiz. Haramlardan kaçınma gibi negatif, farzları yerine getirme gibi pozitif bir sabır ortaya koyacağız. Allah’ın emirlerini icra ve nehiylerinden uzak durma konusunda sabredeceğiz, bir daha sabredeceğiz, bir daha, bir daha sabredeceğiz. Ramazanda sabır mektebinden geçeceğiz. Yeryüzü kâfirlerinin doyumsuzca insanların ellerindekilere, ceplerindekilere uzandıkları, Müslümanların ağızlarındakileri bile alıp kendi doyumsuz ağızlarına götürmek için çırpındıkları, bunun için savaşlar başlatıp kan dökmekten bile çekinmedikleri bir dünyada bizler bırakın haramları helâl yiyeceklerimizden bile vazgeçerek tüm dünyaya Allah için bir sabır dersi vereceğiz. Kendimizi Ramazanın sabır mektebinde bileyeceğiz. İbadetlere devam konusunda sabredip dişimizi sıkacağız. Her türlü dış zorlamalara karşı sabredip Allah’a kulluğumuzda geri adım atmayı aklımızın ucundan bile geçirmeyeceğiz. Tüm yerli ve yabancı kâfirlerin, tâğutların, zalimlerin baskılarına karşı sabredip Allah’ın istediği bir hayattan vazgeçmeceğiz. Sabır budur zaten. Sabır her şart altında Allah’a kulluğu sürdürmektir. İşte bunu becerenlerin hakkıdır bayram. Değilse her şart altında değişik bir tavır takınan, geri adım atan, kulluğunu bozan kimselerin bayramları yoktur.

Bayram; hayatı düzenlemenin, yaşanacak hayatın Allah adına olması için Allah’a ahit yenilemenin ifadesidir. Mü’min Ramazan mektebinde belli dönemlerde belli şeyleri yapma alışkanlığını kazanacaktır. Meselâ iftar bekleyecek, sahur icra edecek, Arafat’ta irfana ulaşmanın bilincine erecek, Meş’arde onu kuru bir bilgi yığını olmaktan çıkarıp şuur haline getirecek, amele dönüştürecek, uygulamaya koyacak, Mina’da da bu yolda karşısına çıkan tüm engelleri kurban edecek noktaya gelecek. İşte hayatı böylece düzenleyeceğine dair Allah’a söz vermenin, O’nunla ahit yenilemenin ifadesidir bayram.

Yine bayram; işte bütün bunların neticesi olarak kulluğa kabulün ifadesidir, teabbudün beyanıdır. Az evvel ifade ettiğim gibi Allah için orucunu yaşayabilen,Allah’a kulluğunu Allah’ın istediği şekilde icra edebilen mü’min Rabbi tarafından kulluğa kabul ediliyor. İşte Mevlâ beni kulluğuna kabul buyurduğu için, kulluk şerefine eriştirdiği için ben bayram yapıyorum. Meselâ Hz. İbrahim Allah’a O’nun istediği gibi kulluk icra etti. Allah’ın emrine teslim olup O’nun adına oğlunu yatırıp kurban olarak boynunu kesmeye azmetti. Sen nasıl istersen ya Rabbi, dedi ve sonunda bu teslimiyetiyle kulluğa kabul edildi de hemen bayram etti. Oğlu İsmail de yine Allah’ın emrine teslim olarak babasının bıçağının altına yattı da o da sonunda bayramı hak etti. Sizler de teslim olduysanız Allah’ın emirlerine, sizler de teslim ettiyseniz çocuklarınızı Allah’ın emrine, sizler de bir şeylerinizi kurban ettiyseniz Allah için, o zaman sizler de bayramı hak etmişsiniz demektir.

Bayram; kişinin Kadir gecesini yaşamasının, Kadir gecesinde inmeye başlayan Kur’an’ın kadr-u kıymetini bilmesinin ifadesidir. Kur’-an’ın kadr-u kıymetini anlayan, Kur’an’sız Müslümanlık olmayacağının farkına varan, Kur’an’ı eline alan, onu hayatına indiren, indirgeyen, tüm hayatını onunla düzenleme yoluna giren kişi bayramı hak etmiştir. Unutmayalım ki Kur’an’ın kadr-u kıymetini bilemeyen bir kişinin ömründe hiç Kadir gecesi olmadığı gibi, bayramı da yoktur.

Son olarak bu sûrenin beyanıyla diyelim ki bayram; bir fecirdir. Zulmetten, karanlıklardan sonra gelen bir aydınlıktır bayram. Çileden, ıstıraptan, işkenceden, yoğun bir çaba ve çırpınıştan sonra erişilen bir aydınlıktır bayram. Hakkın hakimiyetini gerçekleştirme ve zaferi kucaklama adına çalışılıp çırpınılan bir on gecenin sonunda erişilen bir sevinç anıdır bayram.

Evet, son geceye de yemin olsun ki!

“Bunların her biri akıl sahibi için birer yemine değmez mi?”

Bu yemin değmedi mi? Yemine değer değil mi bu konu? Akıl sahipleri bu yeminden de mi ibret almayacaklar? Aklı olan kimselere bu kadar yemin yetmez mi? Aklı başında olanlar için bu yeminler en büyük yeminlerdir. Ya da bu yeminleri ancak akıl sahipleri anlar. Bundan sonra örnekler verecek Rabbimiz. On geceyi yaşayanları, yaşamayanları, geceyi ve gündüzü Allah’ın istediği biçimde değerlendirip değerlendirmeyenleri, eziyet çekenleri, yakılanları, gömülenleri anlatacak. Bakın şöyle buyuruyor:



Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.