Kuran Yurdu

Fatır Süresi Geylani Tefesiri

    Ey İnsanlar! Ey gaflet ve unutma denizinde boğulmuş, aldanma ve hüsran çölünde yolunu kaybetmiş insanlar! Şüphesiz ki, Allah’ın vaadi gerçektir.Ahirette, şaki olsun, said olsun, muti olsun, kafir olsun bütün kullarına ne vaad ettiyse onların hepsini de gerçekleştirmek Allah-u Teala’nın kendi üzerine aldığı bir ahittir ve bunun tersi söz konusu değildir. O halde, size düşen; Mevla’nızın sizin için hazırlamış olduğu şeylere nail olabilmek üzere; ahiretinize azık hazırlamak, ukbanıza hazırlanmaktır.

    Sakın ola ki, dünya hayatı sizi aldatmasın.Lezzetleri de kendisi de ebedi,baki ve daim olan ahiret hayatından, dünya hayatı ve onun geçici lezzetleri sizi engellemesin, alıkoymasın.O aldatıcı da sizi Allah ile aldatmasın (5)

    Yani hilekar, tuzakçı, aldatıcı ve düzenbaz olan şeytan, Allah’ın rahmetinin çok geniş, lütuf ve ihsanının sonsuz olduğu,onun hiç kimsenin ibadet ve taatine ihtiyacı olmadığı, Hakim ve Allahm olan bir zatan elem verme fiilinin sudur etmesinin tasavvur edilemeyeceği gibi kandırmacalarla, yine takvadan ve ahirete hazırlanmaktan engelleyecek hileleri kalbinize düşürmek suretiyle sizi aldatmasın

    Ey Ademoğlu! Şüphesiz ki şeytan sizin düşmanınızdır.Onun size olan düşmanlığı babanız Adem’den beri devam etmektedir.O halde sizler de onu düşman bilin de, ona meyletmeyin, ona gönül vermeyin, onun sözlerini dinlemeyin, onun aldatmasına asla kanmayın. O sizi nefislerinizin çektiği ve arzuladığı şeylere yönlendirir ve böylece sizi büyük bir fitneye düşürür. Nasıl ki babanız Adem’i de aynı şekilde şaşırtmıştı. O halde onun iğvalarından ve aldatmacalarından sakının. Aksi halde onun tarafından olursunuz.

    O kendi tarafından olanları ancak ve ancak cehennemliklerden olmaya çağırır (6). İğvası ve şaşırtmacası ile, tıpkı kendisi, taraftarları ve takipçilerinde olduğu gibi ezeli şekavete uğramış olanlar için hazırlanmış olan saire, yani cehenneme çağırır

    İnkar edenler var ya yani hakkı/gerçeği örtenler ve ondan dünya hayatında inatla ve kibirle yüz çevirenler var ya,Onlar için şiddetli bir azap vardır.Yani dünyada yapmış oldukları şeye karşın ahirette ateşte yanma azabı vardır; çünkü yanmaktan daha şiddetli bir azap yoktur.. İman edenlere,Allah’ın birliğin inanıp, onun kendilerine indirdiği tevhid ve irfan yolunu beyan eden kitaplar ve sahifelerle kendi katından desteklenmiş olan peygamberlerini tasdik edenlere Ve salih amel işleyenlere gelince,bu kitap ve sahifelerde kendilerine emredilmiş olan güzel davranışları sergileyenlere gelince,Onlar için bir mağfiret,ahiret hayatında, iman ve tasdik etmelerinden önce kendilerinden sadır olan günah ve hatalarının üstünün örtülmesi ve gizlenmesi Ve büyük bir ecir vardır (7).Cenab-ı Hak katından indirilmiş olan kitaplarda açıklanan ilahi emirler gereğince, onlar için azim bir karşılık söz konusudur

    Şu iki deniz bir değildir,fayda da, zararda ve kendilerinden elde edilen şeylerde şu iki deniz denk değildir:Şu yani mü’min, vahdet-i zatiyye denizinden beslenen iman ve irfan denizini tasdik eden kimse;Tatlıdır, hoştur, tatlılığın zirvesindedir, Kandırır, yakin soğukluğu ile susuzların ciğerlerindeki harareti giderir, İçimi kolaydır, yani tevhid fıtratı üzere yaratılmış olanlar tarafından kolayca içilebilir ve sindirilebilir. Şu ise, yani gaflet denizinde bocalayıp duran kafir ise, Tuzludur, kendisinden içen kimseye hiçbir tat/zevk ve fayda vermez.Bilakis Acıdır, zehir gibidir, insanın bünyesini bozar. Ondan içen kimse, asla kurtulmamak üzere, helak olup gider. Bununla birlikte, her ne kadar aslında küfrün ve dalaletin hiçbir faydası olmamakla birlikte, acı olan denizin birtakım faydaları da yok değildir. Hepsinden, yani her iki denizden de, Taze et yersiniz. Balık veya başka türden yiyecekler elde edersiniz. Ve o ikisinden Takındığınız süs eşyaları çıkarırsınız. Çeşit çeşit aksesuarlar elde edersiniz. Ey Mükellefler!, ey Hakkın emir ve yasakları karşısında sorumlu olanlar! Cenab-ı Hak size karalarını ve denizlerini birçok yönden faydalı ve onlardan faydalanmayı mübah kılmıştır. Ve onun lütfunu aramanız için ve ona şükredersiniz diye, gemilerin denizde suyu yara yara gittiğini görürsün (12). Bundan, sizin onun nimetlerine karşı şükretmeniz beklenmektedir ki, böyle yaptığınız takdirde, o size lütfunu daha çok artıracaktır

    Ey insanlar! Ey Allah’a verdiği sözlerini ve ahitlerini, onun nimetlerini unutan, onun ihsanının karşılığını ihmal edenler! Sizler Allah’a muhtaç fakirlersiniz. Hiçbir şey değilken, sizleri adem/yokluk kilerinden ızhar edip çıkararak, türlü türlü nimetleriyle, özellikle de geldiğiniz ve aslen mensup olduğunuz yeri (mebde ve menşe) hatırlatıcı olan akıl nimetiyle sizleri besleyip büyütüp terbiye eden Allah’a muhtaçsınız. Halbuki, ey muhtaç olmasının yanında gafil ve cahil de olan kimseler! Kendinizi yaratan ve besleyip büyüten için, verdiği nimetler mıkabilinde asla şükretmiyorsunuz. Oysa, şükredenlerin şükründen de, küfredenlerin küfründen de münezzeh olan Allah, Gani’dir. Zenginlik bizzat ona hastır. Diğer taraftan, onun zenginliğe ve kemale de ihtiyacı yoktur. Onun kemalini onun fiillerinde bizzat görebilirsin. Ve o, aynı zamanda da Hamid’dir (15).

    Kendi şanına yakışır şekilde övülmeye değerdir, övgüye müstehaktır. Yarattıklarından hiçbiri onun hakikatine uygun bir şekilde övülmeye muktedir değildir. Ey onun cemal ve lütfu gereğince birer fani gölgeden ibaret olanlar! Ona kulluk etmeyi ve onu tanımayı hiçbir zaman terk etmeyin ki, onun tevhidine ulaşabilesiniz, bu maddiyat çukurundan kurtularak ayne’l-yakin, ilme!l-yakin ve hakka’l-yakin mertebelerinde zati varlığın zirvesine ulaşabilesiniz. Oysa sizler tembellik ediyor ve hep heva-yı nefsaninize, beşeri güçlerinize, onların hazlarını yerine getirmeye meylediyorsunuz

    Ey aldanmışlar! Hiç düşünmüyor ve hiç korkmuyor musunuz? Eğer o isterse, sizleri giderir. Sizi, bu bariz olma,meydanda olma durumunuzdan bir anda silerek yokluk dehlizlerine, yokluk alemine gönderir de, Yeni bir halk getiriverir (16). Kulluk ve marifet hikmetini tamamlamak için yeni kimseler yaratır. Ve ey gaflet çöllerinde helak olup gidenler! İyi bilin ki Bu, Allah için hiç de güç değildir (17). Yeni bir halk getirme ve değiştirme işi, Kadir ve üzerine ilim ve iradesinin parıltısının düştüğü her şeyi ızhar etmekte muktedir olan Allah Teala için zor değildir. Bilakis, onun takdir ettiği şeylerin bir an önce gerçekleşmesi elbette kolaydır.

    Ve bununla birlikte Kör ile gören kimse bir değildir (19). Cenab-ı Hakk’a yakınlıkta ve onun indindeki rütbede, ona dönüşten ve yönelmeden gaflette ve cehalette olan kimse ile, yükselmenin ve terakki etmenin işaretlerini bilen ve arif olan kimse denk değildir.

    Ne gölge, ne de hararet (21) birdir. Muhabbet erbabının ruhlarını serinleten türlü türlü fetif ve keramet nesimleri ile, şehvet ateşlerinden, enaniyet buharlarından yükselen tabiat dumanıyla karışmış kuruntuların ortaya çıkardığı şımarıklık ve rahatlıktan meydana gelen hararet elbette ki bir değildir.

    Onlar, feryat ve figanlarının şiddetinden dolayı, Orada şöyle bağrışırlar, bütün hasret ve feryatlarıyla Allah-u Teala’dan bu şekilde yardım dilerler: Ey bizi her türlü lütuf ve ikramı ile besleyip büyüten Rabbimiz! Biz sana nankörlük ettik, senden, kitabından ve resulünden yüz çevirdik. Bizi çıkar, bizi bir kereliğine olsun cehennemden çıkar da dünyaya tekrar gönder. Senin katında makbul olan Salih ameller işleyelim, yapmış olduklarımızı değil.

    İnatla ve dikbaşlılıkla yapageldiklerimizi değil de, senin razı olduğun amelleri işleyelim. Şu anda gerçeği ve yapmış olduğumuz fasit amellerin senin kitabına ve resulünün getirmiş olduğu dine uygun olmadığını, onların birer batıl amel olduğunu görüyoruz. Eğer bizi cehennemden çıkarır ve dünyaya tekrar gönderirsen, gerçekten de sana, kitaplarına, peygamberlerine ve onların senin katından getirdiği her şeye iman ederiz.

    Onlar bu kadar uzun bir şikayette bulunduktan ve şikayetlerini uzattıkça uzattıktan sonra, Cenab-ı Hak tarafından azar ve red yoluyla kendilerine şöyle seslenilir: Siz bizden, size yeniden mühlet verilmesini mi istiyorsunuz?

    Biz size, bir kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Ey haddi aşıp aşırı gidenler! Biz size dünyada iken, bir kimsenin düşünüp, öğüt alabileceği, gafletten uyanıp kendine gelebileceği kadar bir ömür  vermedik mi? Size böyle bir yaşam imkanı sunmadık mı? Ki, bu ömür müddeti umumiyetle büluğ çağından başlayıp altmışlı yıllara kadar olan dönemdir. Halbuki sizler, düşünüp öğüt alma kabiliyeti üzere yaratıldığınız halde, bu müddet zarfında kendi kendinize düşünüp öğüt almadınız Ve bununla birlikte Size uyarıcı da geldi.

    Şu anda içinde bulunduğunuz durum için sizi uyararak, bu konuda size öğüt ve nasihat veren kimse de geldi. Ama siz onu da inkar ettiniz, onun sözlerinden asla öğüt ve nasihat almadınız. Hatta size uzun yolculuğu haber veren, onu size hatırlatan beyazlıklar, saçlarınızın ve sakallarınızın ağarması gibi işaretler üzerinizde belirdi. Buna rağmen siz yine de o yolculuk için azık hazırlamadınız, ona hazırlanmadınız. Şimdi ise, düşünüp öğüt alma ve tedbir alma vakti doldu. Tedarik zamanı artık geçti. Oradan çıkmayı ve geri dönmeyi mi istiyorsunuz?

    Heyhat ki heyhat…

    Süreniz doldu ve kaybettiniz. Burada ki tattığınız lezzetlere bedel olarak  Haydi, tadın azabı. Ve iyi bilin ki Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur (37). Allah’ın sınırlarının dışına çıkıp haksızlık edenler için, bu azabı kaldıracak, giderecek hiçbir güç ya da onların azaplarının hafifletilmesi için Allah-u Teala’nın huzurunda şefaatçi olacak hiç kimse yoktur. Bilakis, onlar sonsuza kadar ateşte kalacaklardır. Onlar için oradan kurtuluş yolu asla yoktur



    Kaynak : Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C:IV / bkz: 459-481

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.