Ezanın Fazileti Ve Mekruhları Nelerdir?

İslam dini, namaz vakitlerinin girdiğini mü’minlere bildirmek için ezan okunmasını emretmiştir. Ezan, derin ve ibretli manalar taşıyan özlü cümlelerden kurulu bir ilahî davet ifadesidir. Her beş vakit namazda minarelerden taşan ve her zaman duyduğumuz için olacak, derinlemesine manasını düşünmediğimiz bu ezanı cümle cümle incelemeye çalışalım.

1- Müezzin arka arkaya dört kere “Allahü ekber” ifadeleri ile Allah’ın her şeyden büyük olduğunu dile getirerek ezana başlar. Müezzin, mü’minlere, hatta herkese demek ister ki: “Ey insanlar, Ulu Allah; peşinden koştuğumuz, derdini taşıdığınız, ele geçirmek için can attığınız ve elinize geçince sizi mes’ut edip rahata kavuşturacağını sandığınız her şeyden daha büyüktür. O’nun rızasını kazanmaya çalışmak, O’nun dışındaki her şeyin arzusunu taşımaktan kullar hesabına daha menfaatlidir. Çünkü, her şey O’nun elinde ve emri altında olduğu için, O’nun rızasını ve müsaadesini elde etmeksizin hiç bir istediğimize kavuşmak imkanı ve ihtimali yoktur.”

2- Sonra müezzin, “Eşhedüenlâilâhe illallah” ifadesiyle üst üste iki kere her şeyin en” büyüğü olduğunu dile getirdiğî bu Yüce Allah’ın eşsiz ve tek olduğunu, ortağı ve benzeri olmadığını mü’minlere hatırlatır. Bu demektir ki, “Ey mü’minler, az önce her şeyin en büyüğü ve sahibi olduğunu ifade ettiğimiz Cenab-ı Allah’a yönelmek üzeresiniz, az sonra huzuruna çıkacaksınız. Onun için, iyice bilmelisiniz ki, Allah’ın eşi, ortağı yoktur. O’na yapacağınız ibadeti sırf O’nun rızasını kazanmak niyetiyle yapmalısınız, başkaca adi menfaatleri, maddî arzuları O’nun karşısındayken kalbinizde taşımamalısınız. bunları O’nun yüce birliğine ortak etmemelisiniz. Aksi halde, ibadetlerinizi tamamen Allah’ı düşünerek yapmış sayılmayacağınız için vâdedilen mükâfatlara kavuşamazsınız.

3- Arkasından müezzin, “Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” ifadesiyle Hazreti Muhammed’in, Allah’ın elçisi olduğunu ilân eder. Bunun altında şu mânâ yatmaktadır: Her şeyin en büyüğü ve ortaksız Allah’a ancak insanlığın kurtarıcısı Hazreti Muhammed’in önderliği sayesinde varılabilir: Âyet-i celîlede ifade edildiği gibi: “O, boşuna konuşmamaktadır. Allah’ın kendisine bildirdiklerini kullara anlayabilecekleri bir dille tebliğ etmektedir.”; “Allah’ı gerçekten sevenler O’na uymalıdır, ancak O’nun yolunda gitmek suretiyle Allah’ın sevgisine mazhar olmak mümkün olabilir.”

Peygamberin kılavuzluğunu kabul etmeksizin O’nun gösterdiğinden başka yollarla Allah’a varmaya kalkışmak, hidayet yolundayım diye zannederek, şeytanın boyunduruğu altına girmektir. Peygamberin yolunda gitmek de, Allah’ın emirleri olan farzları O’nun tarifine uygun bir şekilde yapmak, ayrıca her konudaki sünnetlerine de titizlikle riayet etmekle olur.

4- Daha sonra müezzîn, “Hayye alesselâh (Haydîn namaza)!” cümlesiyle mü’minleri namaz kılmaya davet eder. Daha önce Allah’ın, kâinatta peşinden koşulacak her şeyden büyük olduğu, eşi ve ortağı olmadığı ifade edilirken, zaten kapalı bir şekilde mü’minler O’na ibadet etmeye davet edilmişlerdir. Bu defa daha önce yapılmış olan o kapalı davet açık ve sarih bir emir şeklinde tekrar ediliyor, mü’minler ibadetlerin en faziletlisi olan namaza koşmaya çağırılıyorlar.

5- Arkasından müezzin; canlı cansız, dindar dinsiz bütün kâinata karşı, “Hayye alelfelâh (kurtuluşa geliniz)!” diye haykırır. Bu ifade daha önceki “namaza geliniz!” ifadesinin namaz kelimesi kaldırılarak yerine kurtuluşa (felâh) kelimesi kullanılmak sûretiyle bir tekrarından ibarettir.

Bu, en öz ve kısa şekilde namaz kılmanın maddî ve manevî kurtuluş ve saadetin tek yolu olduğunu kurallara açıklamaktadır. Mü’mine kısaca demek isteniyor ki: “Sen bütün varlığını ortaya dökerek gece-gündüz refah ve saadet peşinde koşmaktasın, fakat her halde sen de farkettin ki, seni rahatlık ve saadete kavuşturacağını ümit ettiğin şeyler ele geçseler bile sırtına sadece yeni ve daha başka dertler yüklüyorlar, bu arada özlediğin huzura bir türlü kavuşamıyorsun.

Halbuki yaratıcın Ulu Allah olduğuna göre, senin her türlü ihtiyaçlarını ve bunların en kısa yoldan nasıl karşılanabileceğini de elbette ki O bilecektir, sense O’nun tarifesini bırakmış, başka kurtuluş ve saadet yolları arıyorsun, bulabilir misin ki? Senden önce bulabilmiş biri var mı ki sen de bulabilesin? O halde; işte seni yeni bir ilâhî ses, huzuruna çağırıyor, kurtuluşa davet ediyor, bu fırsatı kaçırma, sese kulak ver, en büyük kurtarıcın Hazreti Allah’ın huzuruna koş.”

6- Ezanın sonunda müezzin üst üste iki defa, “Allahü ekber, Allahü ekber (Allah her şeyden.daha büyüktür, Allah büyüktür)'” cümleleriyle bu ilâhî davete son veriyor. Zaten ezana arka arkaya aynı ifade dört kere tekrar edilerek başlamıştı, aynı cümlenin tekrarıyla da ezan son bulmaktadır.

Bunun en büyük hikmeti, Allah’ın adı anılarak başlanan bir işin yine Allah’ın adıyla bitirilmesinin, dolayısıyla her şeyin önünün ve sonunun Allah olduğunu açıkça belirtmenin gerçek bir İslam şiarı olduğunu ifade etmektedir. Aynı zamanda yirmi dört saat boyunca, hiç bir işine koyulurken besmele çekmeyen ve dolayısıyla yirmi dört saatinin hiç bir işine, Allah’ın yardım ve bereketini katmadan gününü deviren Müslümanlara ne yaman bir şamardır?..

Ayrıca, az sonra Allah’ın huzuruna çağrılmakta olan bir Müslümana son defa olarak Allah’ın büyüklüğünü hatırlatmak, karşısına çıkmak üzere olduğu büyükler büyüğüne lâyık olduğu saygıyı takınmaya, onu hazırlamak hususunda faydalı olacağı için, çok yerinde bir ihtardır. Nitekim hâkimin huzuruna çıkmak üzere mahkeme kapısına kadar gelen bir kişiye, yanındaki dostu veya büyüğü, tam içeri girerken nasıl davranacağını son bir defa daha hatırlatır.

7- Ezanı duyan Müslümanlar, müezzinin; “Allahü ekber, eşhedü enlâilâhe illâllah, eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah” cümlelerinin arkasından bu ifadelerle belirtilen hakikatleri aynen kabul ettiklerini açıkça ve kesinlikle belirtmek üzere: “Saddakte (evet, doğru söylüyorsun) ” diye karşılık verirler. Yalnız müezzin, mü’minleri, “Hayye alessaiât ve hayye alel felâh”” cümleleriyle namaz kılmaya davet edince, bu cümielere, “Saddakte (doğru söylüyorsun)” diye karşılık vermezler, bunlara, “Lâhavle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil aziym (Yüce Allah’ın yardımı olmaksızın hiç kimse ne kıpırdayabilir ve ne bir şey yapabilme gücünü kendinde bulabilir) ” diye cevap verirler.

Mü’min demek ister ki, “Ey müezzin kardeşim, beni namaz kılmaya çağırıyorsun, iyi güzel, ben de gelmek isterim, ama benim elimde ne var ki, ben sadece âciz bir kulum, içime çektiğim nefesi dışarıya boşaltacak kadar ömrüm olup olmadığını bilemem, yaşasam bile az sonra yerimden kıpırdayamayacak derecede hasta olmayacağım’ hakkında söz veremem. Onun için, eğer Cenab-ı Allah bana kudret ve imkân verirse senin davetin üzerine O’nun yüce huzuruna çıkacak ve senin vasıtanla va’dedilen dünya ve âhiret saadetinden payımı almaya çalışacağım.”

Erkekler tarafından gerek yalnız başlarına, gerekse cemaatle beraber farz namaza başlanacağı zaman kamet yapılır. Yani, ezandaki kelimeler aynen okunur, yalnız “Hayye alelfelâh”dan sonra “Kadkametissalatü kadkametissalât (namaz başladı, namaz başladı” denir.

Ezanda her cümleden sonra biraz durulur, ikinci cümleye ses yükselterek başlanır. Fakat ikamette böyle bir şey yapılmaz, süratle okunur.

Cumadan başka hiç bir farz için birden fazla ezan ve hiç bir farz için birden fazla kamet okunmaz. Onun için bir camide ezan ve kamet getirilerek cemaatle namaz kılındıktan sonra bir daha ezan ve kamet okunmaz.

Evde veya kırda kılınacak farz namazlar için de hem ezan, hem kamet iyidir. Bununla beraber yalnız kamet ile yetinildiği halde yalnız ezan ile yetinmek mekruhtur.

Bir namaz için daha vakit gelmeden ezan okumak caiz değildir. Böyle durumlarda tekrar ezan okumak gerekir. Yalnız Ebu Yusuf ve diğer üç mezhebe göre sabah namazı için vaktinden önce ezan okunabilir.

Ezan ile kametin arasını biraz ayırmak uygundur.

Ezan ve kamet vakit namazları için sünnet olduğu gibi, kaza namazları için de sünnettir.

Birkaç kaza namazı başka başka yerlerde kaza edildiği takdirde her birisi için ayrı ayrı ezan ve kamet gerekir.

Kametle namaz arasında yemek içmek gibi bir şey meydana gelse kameti yenilemek gerekir. Fakat kamet alan kimse kametten sonra sünnet kılsa veya İmam kametten sonra hazır olsa yeniden kamet gerekmez.

Ezanın mekruhları nelerdir?

CEVAP: Ezanın mekruhları şunlardır:

a) Ezan kelimelerini yanlış okumak veya şarkı okur gibi ezan okumak.

b) Abdestsiz ezan okumak ve kamet getirmek.

c) Cünüp iken ezan okumak.

d) Bülûğa ermeyen küçüğün, delinin, sarhoşun, kadının, fâsıkın ve oturanın ezan okumaları da mekruhtur. Bu takdirde ezanın tekrar okunması müstehabdır. Kamet iade edilmez. Cuma günü bir özürden dolayı Cuma’yı kılmayanların kılacakları öğle namazı için ezan okumaları ve kamet getirmeleri mekruhtur.

Ezanda müezzine ait müstehablar nelerdir

CEVAP: Ezanda müezzine ait müstehablar şunlardır:

a) Müezzinin salih amelli kişi olması.

b) Ezanın sünnetlerini ve namaz vakitlerini bilmesi.

c) Ezan okurken abdestli bulunması.

d) Ezan okuyanın ezanı abdestle, kıbleye yönelerek okuması. (Ancak binek hayvanı özerinde veya vasıta içinde olması müstesna.)

e) Ezan okurken iki parmağı ile kulaklarını tıkaması, çünkü bu hal sesin daha uzağa gitmesini temin eder.

f) “Hayye alessalâH” derken yüzünü sağa ve “hayye alelfelâh” derken de sola çevirmesi veya şerefede dönmesi

g) Müstehap olan vakte riayet etmekle beraber devamlı cemaatin namaza gelmesini sağlayacak kadar ezanı kamet arasını ayırmak da ezanın müstehablarındandır.

Akşam namazında üç kısa âyet okunacak veya üç adım atacak kadar ara verilir. Müezzinin ezandan sonra; “Namaza, ey musalliler!” diye tesvip etmesi da müstehabdır.



Kaynak= Riyazü’s-Salihin (TURAN YAZILIM / MÜRŞİT 5