Emr-i Maruf’un Anlam Ve Önemi

Ebu Bekir’i sıdık(ra) şöyle buyuruyor:

“Ey insanlar sizler şu ayeti kerimeyi okuyup, yanlış mana vererek, Emr-i bil maruf ve Nehy-i anil münkeri terk etmek için kendinize delil gösteriyorsunuz: “Ey iman dediler! Siz kendinize bakın siz doğru yolda olunca yoldan sapanlar kimse size zarar veremez.”

Fakat hiç de öyle değildir. Çünkü Rasülüllah(sav)’in şöyle dediğini işittim: “Muhakkak ki insanlar zulüm eden (yani İslam’ın emir ve yasaklarını çiğneyen)kişiyi görüp de onu yaptığı o zulümden söz veya fiille alıkoymaya çalışmazsa, Allah(cc) katında hepsine azap gönderilmesi çok yakındır”(Tirmizi)

Huzeyfe ibn-i Yeman(ra) Rasülüllah(sav)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “

Nefsim yedi kudretinde olan zata kasem ederim ki; İslam emirlerinin yerine getirilmesi için, ya insanlara emredip onları haramdan sakındırırsınız veya yakında Allah(cc) başınıza bela ve musibetler musallat edecek ve sonra dua edersiniz de duanız kabul olunmayacaktır”(Tirmizi)

Hadis-i şeriften şu dersler çıkarılır

Ya ümmet Emr-i bil maruf ve nehy-i münker vazifesini yerinen getirir veya Allah(cc)’ın azabıyla karşı karşıya kalıp, duada bulunurlar, fakat duaları kabul olunmaz. Tıpkı günümüzde olduğu gibi. Müslümanlar zillet içinde yaşıyorlar, başkalarının hakimiyeti altında hor görünüyorlar. Kısacası Müslüman kişi kurtlar arasında bulunan zavallı bir koyun durumuna düşmüştür. Müslümanlar bu durumdan kurtulmak için gece gündüz duada bulunuyorlar. Fakat dualar maalesef kabul olunmuyor. Çünkü Müslümanlar bu hadis-i şerifin son bölümünde anlatılan duruma maruz kalmış ve Allah(cc)’ın emir ve yasaklarını bırakarak laubalilik içinde yaşıyorlar.

Bu zillettin ortadan kalkması için İslam’ın emir ve yasaklarına sahip çıkmamız gerekir. Aksi taktirde hem zilelte düşer, hem de zulme maruz kalırız.

Ebu Said-i Hudri(ra) Rasulüllah(sav)’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: “

Sizden kim bir münkeri görürse eliyle kaldırsın, eğer gücü yetmez ise dili ile kaldırsın, eğer gücü yetmez ise kalbi bile buğzetsin. Bu da imanın en zayıf halidir.”(Tirmizi)

Bu hadis-i şerifte harama karşı müslümanın yapması gereken vazifeler belirtilmiş. Eliyle harama engel olabilen bir kişi sadece diliyle yetinirse mes’uliyetten kurtulamaz. Örneğin ev sahibinin evinde hangi münker işlenirse eliyle engel olması gerekir. Yoksa mes’uliyetten kurtulamaz.

Muhakkak ki ev sahibi, çocuklarına islami terbiyeyi verip, İslam’a hizmet edecek birer asker olarak yetiştirmesi gerekir.

Onları gayri İslami dergi, gazete ve filmlerden muhafaza etmesi gerekir. Ayrıca Hadis-i şeriften şu ders de çıkarılır: İslam da sorumluluk duygusu vardır. İslam’da nemelazımcılık, laubalilik ve olaylara karşı kayıtsız kalmak yoktur. Muhakkak ki Müslüman kişi bu üç vazifeden gücü hangisine yetiyorsa onu yerine getirmesi gerekir. Şayet bu üç vazifeyi de terk ederse imandan bahsetmek mümkün değildir.

Diğer bir ders de şudur:

Kalp ile nefretten maksat; o münkeri işleyen kişiden İslami maslahat dışındaki ilişkimizi kesip, onunla içli dışlı olmamak ve ondan nefret ettiğimizi ona hissettirmemizdir.

Nu’man ibn-i Beşir(ra) Rasulüllah(sav)’ın şöyle dediğini rivayet ediyor: “

Allah(cc)’ın emir ve yasaklarını muhafaza eden ile Allah(cc)’ın emir ve yasaklarına kayıtsız kalan kişilerin örneği: “Bir gemiyi aralarında kura çekerek paylaşan, bazıları üst kata, diğerleri de alt kata yerleşen bir topluluk gibidir. Geminin alt katına yerleşen kişiler su ihtiyaçlarını gidermek için üst kata çıkıyorlardı. Dolayısıyla üst kattakiler rahatsız olup, üst kata çıkmalarına izin vermiyorlardı. Bundan dolayı alt kattakiler biz de gemiyi delip su ihtiyacımızı oradan gidereceğiz dediler. Eğer üst kattakiler buna engel olsalar hepsi birlikte kurtulurlar. Eğer onlara engel olmasalar ve bize nesi deseler hepsi birlikte denize gömülürler.”(Tirmizi)

Hadis-i Şerifin bize vermek istediği dersler:

Eğer insanlar, aralarında günah işleyen kişilere karşı çıkıp, onlara engel olurlarsa hep birlikte kurtulurlar. Şayet günah işleyen kişilere karşı bir tedbir alıp onları o günahtan alıkoymazlarsa hep birlikte Allah(cc)’ın azabını hak ederler. Yine hadisten anlaşılıyor ki; İslam’da mutlak bir hoşgörü anlayışı yoktur. İslam İslam’ın emir ve yasaklarına uyan hareketlere karşı hoşgörü vardır. İslam’ın emir ve yasaklarına aykırı hareketlere karşı ise, hoşgörü göstermek ya cahillikten veya nifaktan kaynaklanır.

Alimler hoşgörüyü ve nifakı şu şekilde birbirinden ayırmışlar. Hoşgörü, kendi şahsına yapılan haksızlığa cevap vermemek ve hakkından vazgeçmektir diye tanımlamışlar. Eğer hoşgörüden maksat bu ise bu kabul edilir. Ancak Allah(cc)’ın emir ve yasaklarına karşı yapılan hakaretlere sessiz kalmak ve karşı çıkmamak ise bu kesinlikle hoşgörü olamaz ve kabul de edilemez. İslam fakihleri buna (Mudahinen) adını vermişler.

Resulüllah(sav); “İsrail oğullarından kafir olanlar Davut(as) ve Meryem oğlu İsa’nın dilleriyle lanetlenmişlerdir. Bunu sebebi söz dinlememeleri ve haddi aşmalarıdır. Onlar işledikleri kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. And olsun ki yaptıkları ne kötüdür” ayetini okuduktan sonra şöyle buyurmuş: “İsrail oğulları İslam’ın emir ve yasaklarını terk edince onların alimleri ondan sakındırdı. Fakat onlar sakınmadılar. Bir süre sonra onların alimleri onlarla oturdular ve beraber yiyip içtiler. Bunun üzerine Allah(cc) alimlerinin kalplerini günah işleyen kişilerin günahlarından dolayı kapkara etti. Allah(cc)’a isyan edip sınırı aştıklarından dolayı Davut ve Meryem oğlu İsa diliyle lanetlenmişlerdir.”

Sonra Resulüllah(sav) oturdu ve şöyle buyurdu: “Nefsim yedi kudretinde olan zata kasem ederim ki; Sizler de kurtulamazsınız. Ta ki onlara batıldan çevirip, hakka yöneltmeyinceye kadar”(Tirmiz)

Hadis şunu anlatmak istiyor:

İslam’ın emir ve yasaklarını yerine getiren kişi, İslam’ın emir ve yasaklarını yerine getirmeyen kişilerden nefret edip, onlarla dostluk kurmamalı ve onlarla islam’ı tebliğ etmek dışında ilişki kurmamalıdır. Eğer ilişkiyi kesmeyip onlarla dostluk kurar ve içli dışlı olursa, o da onlar gibi Allah(cc)’ın lanetine maruz kalır. Mümin kişinin hak ve batıl mücadelesinde ortada kalması, taraf tutmaması mümkün değildir. Kurtulmanın çaresi, taraf tutup batıla karşı hakkı desteklemektir. Ortada kalmak safını net bir şekilde belirtmemek, tarafsız davranmak, değneği ortasından tutmak nifakın alametlerindendir

Rivayetlere göre, İsrail oğullarından bazılar Hz. Davud zamanında maymun, bazıları da Hz. İsa zamanında domuzlaşmışlar. Burada domuz ve maymun olanlar iki kısımdır:

Biri islam’ın emir ve yasaklarından haberi olan alimler sınıfı. Bunlar günahı direk işlediklerinden dolayı maymun ve domuz olmamıştır. Onlar günah işleyen kişilerle içli dışlı olduklarından dolayı domuz olmuşlardır.
İkincisi ise Allah(cc)’ın emir ve yasaklarını direk olarak terk edenlerdir.
Müminlerin Allah(cc)’ın emir ve yasaklarına karşı iki vazifesi vardır. Bunlardan birincisi; Allah(cc)’ın emir ve yasaklarına göre hareket etmek. İkincisi ise; Allah(cc)’ın emir ve yasaklarına göre hareket etmeyenlerden nefret edip onlardan uzak durmaktır.

Hakeza Resulüllah(sav) hadiste ümmetinin ahir zamanda ne hale düşeceğini haber vermiştir. Bizden öncekilerden maksat Yahudi ve Hıristiyanlardır. Onlar peygamberlerine gelen kitapları tahrif ederek, emir ve yasaklarını çiğneyip yoldan nasıl çıkmışsa bu ümmet de aynen onların yollarını izleyecekler. Dolayısıyla onların başına gelenler bu ümmetin de başına gelecektir. Onlardan bazıları İslam’ın emir ve yasaklarını terk etti. Bazıları (alim ve abidleri gibi) sessiz kalıp günah işleyenlerle kalkıp oturdukları için domuz ve maymun olmuşlardır. Bu ümmet de onlar gibi bir kısmı günah işler bir kısmı da sessiz kaldıkları zaman, onların başına da bela ve musibetler yağar ve tümüyle değil de kalben maymun ve domuzlaşırlar. Günümüzde olduğu gibi. Allah(cc) bizi muhafaza etsin.

Bu hadis-i şerif hem tehdit hem de ihbardır. Resulullah(sav) ümmetini bu durumlara düşmemesi için tehdit ediyor.Ve ümmetinden bazılarının bu yolu takip edeceklerini haber veriyor.

İbn-i Mes’ud(ra) Resulüllah(sav)’ın şöyle dediğini rivayet ediyor:

“Allah(cc) benden önce hangi ümmete bir nebi göndermişse, muhakkak onun yolunu takip eden ve onun emirlerine uyan sadık ve halis dostları olmuştur. Onlardan sonra yapamayacaklarını söyleyen ve onunlar emir olunmadıkları şeyleri yapan kötü bir nesil gelir. Bundan dolayı kim bunlarla eliyle cihad ederse o mümindir. Kim de diliyle cihad ederse o da mümindir ve kim de onlarla kalbiyle cihad ederse o da mümindir. Bundan sonra hardal tanesi kadar iman yoktur”

Bu hadis Müslümanlara şu dersleri veriyor:

  1. Ümmetin iki sınıfa ayrılması söz konusudur
  2. Kişi iman sahibi kalması için gücüne göre İslam’ın emir ve yasaklarına göre hareket etmeyenlerle eli dili veya kalbiyle mücadele etmesi gerekir.
  3. İslam’ın emir ve yasaklarına göre hareket etmeyenlerle mücadele etmek imanın şiarı ve alametidir

Hak ve batıl mücadelesinde ortada kalmak, Batıl ile mücadele etmemek, kişiyi imandan mahrum bırakır. Nitekim Resulüllah(sav) bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “Kim İslam’a hizmet etmeden ve bunu istemeden ölürse nifakın bir parçası üzerine ölür”

Çoğunluğun verdiği kararlardan sapmak kişiyi şeytana yaklaştırır. Şimdi bunu bir örnekle somutlaştıralım: Bir yere giden bir kişiye, yüze yakın sadık kişi; oraya gitme orası senin için tehlikelidir der. Sadece bir kaçı ona; orası tehlikeli değildir, oraya gidebilirsin derler. Şimdi burada akıllı olan kişi o yere gitmemeye doğru bulur. Çünkü her iki gurubu karşılaştırınca çoğunluğun düşüncesi ona daha doğru gelir. Anca o yerde tehlikenin olmadığını kesin biliyor ve delil(hüccet) gösterebiliyorsa kendisini savunabilir ve itiraz edebilir. Fakat azınlığın düşüncesine göre hareket edip bir tehlikeye maruz kalırsa bu onun için hüccet olamaz. Kendisini savunamaz ve haksız duruma düşer. Aynı bu şekilde eğer bir konuda bir çok alim bir şey söylemişse, (çoğunluğun) görüşünü bir kenara bırakıp o birkaç kişini görüşüne göre hareket etmemiz nefsimize uymaktan başka bir şey olmaz. Nefsimiz öyle istediği için o birkaç kişinin görüşünü kabul etmişizdir. Yoksa içtihat edip, o birkaç kişini görüşü Kur’an ve sünnete göre daha uygun olduğu için değildir. Biz nerde içtihat etmek nerde.

Mümin kişi İslam’a hizmet ederken alimlerin cumhuruna(çoğunluğuna) göre hareket etmesi gerekir. Yoksa yaptığı hizmet faydadan çok zara getirir. Dünya ile birlikte ahireti de kaybeder. Tıpkı haricilerin yaptıkları gibi…



Kaynak Site

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.