Emr-i Mar’uf Nehy-i Münker Hakkında

Konuya başlamadan önce Resulullah (s.a.a)’den nakledilmiş olan şu hadisi nakletmek istiyoruz:

Ümmetimin içerisinde bidatler ortaya çıktığında alim ilmini ortaya koymalıdır; kim bunu yapmazsa Allah’ın laneti onun üzerine olsun [1]”

Görüldüğü gibi Resulullah (s.a.a)’in bu hadisi gereğince, âlimler ilimleriyle halkı aydınlatmalıdırlar; özellikle din adına bir takım bidatler ortaya çıktığında bütün Müslümanların özellikle de âlim sınıfının susup bidatler karşısında seyirci kalmaları, su-i istifade peşinde olan kimselere daha da cesaret veriyor ve farkında olmaksızın onlar için bir zemin hazırlamış oluyorlar. Oysa el, dil ve kalpleriyle onlara karşı durmakla görevli kılınmışlardır. Ayet ve hadislerde her şey çok açıkça beyan edildiğinden dolayı biz kendimizden hiç bir yorum yapmaksızın iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmakla ilgili olan ayet ve hadisleri naklediyoruz. Umulur ki, mümin kardeş ve bacılar bunları okuyarak sorumluluklarının daha da bilincinde olup halkı aydınlatırlar inşaallah.

İyiliği Emredip Kötülüğü Sakındırmakla İlgili Ayetler

Siz insanlara iyiliği emrediyorken, kendinizi mi unutuyorsunuz? Oysa siz kitabı okumaktasınız Yine de akıllanmayacak mısınız?” [2]

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” [3]

“Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, maruf (iyi ve İslam’a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah’a iman edersiniz. Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu.

İçlerinden iman edenler vardır fakat çoğunluğu fıska sapanlardır.” [4]

“Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır” [5]

Yapmakta oldukları münkir (çirkin iş)lerden birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları şey ne kötü idi.” [6]

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar, bir birlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” [7]

“Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır; üzerinde oldukça sert ve güçlü melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse O’na isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.” [8]

İyiliği Emredip Kötülüğü Sakındırmakla İlgili Hadisler

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki :

“Ümmetim, iyiliği emir ve kötülükten nehy ettikleri ve iyilik ve takva üzeri yardımlaştıkları sürece hayır içerisindedirler. Bunu yapmadıklarında bereketler onlardan kaldırılır, bazıları bazılarına musallat kılınır, yeryüzünde ve gökte onlar için bir yardımcı olmaz.” [9]

Bekr bin Muhammed İmam Sadık (a.s)’dan şöyle buyurduğunu naklediyor:

“Ey insanlar! İyiliği emredin, kötülükten sakındırın. Çünkü iyiliği emir edip kötülükten sakındırmak, eceli yakınlaştırmadığı gibi rızkı da uzaklaştırmaz.”

Emir’ul Müminin Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“…Kim kalbi, dili ve eliyle insanları münkerden (çirkin işlerden) nehy etmezse (bu vazifeyi yapmazsa), diriler arasında ölü gibidir.” [10]

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Beni gökyüzüne götürdükleri gece (Miraç gecesi), bazı insanların dudaklarının ateşten olan bir makasla kesilip atıldığını gördüm. Ya Cebrail! Bunlar kimlerdir? dediğimde şöyle dedi: “Bunlar, senin ümmetinin hatipleridirler, insanları iyiliğe emir ediyor kendilerini unuturlar, oysaki onlar Kur’an okuyorlar, acaba akıl etmiyorlar mı?” [11]

İmam Caferi Sadık (a.s), Emir’ul Muminin Hz. Ali (a.s)’ın şöyle buyurduğunu söyledi:

“Resulullah (s.a.a) bize masiyet ehli kimselere karşı asık suratlı olmamızı emir etmiştir.” [12]

İmam Cafer’us Sadık (a.s), Resulullah (s.a.a)’den şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Allah-u Teala, dini olmayan güçsüz mümini sevmez” Dini olmayan güçsüz mümin kimdir? dediklerinde; “Münkerden nehy etmeyen kimsedir” buyurdular.[13]

İmam Cafer’us Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Kendisinde şu üç haslet olan kimse ancak iyiliği emredip kötülükten sakındırabilir: Emrettiğiyle amel edip nehy ettiğinden kaçınan, emr ve nehy ettiği şeyde adaletli davranan, emr ve nehy ettiği şeyde şefkatli olan.” [14]

Resulullah buyurmuştur ki:

“Gelecekte bir takım fitneler ortaya çıkacak, mümin eli ve dili ile onları yok edemeyecektir.” Ya Resulullah! O gün onlar (fitneler) arasında müminler de olacak mı? dediklerinde “Evet”diye buyurdular. Bu fitneler onların imanından bir şey eksiltecek mi? dediklerinde de; “Hayır, ancak yağmurun kayadan bir şey eksilttiği gibi eksiltecektir. Çünkü onlar kalpleriyle onu sevmeyeceklerdir” buyurdular.[15]

İmam Ali (a.s), İmam Hasan (a.s)’a olan vasiyetinde şöyle buyurmuştur:

“…İyiliğe emret ki, iyilerden olasın, elin ve dilinle Münkeri (kötülükleri) önle, tüm gücünle onu yapandan uzak dur, Allah yolunda hakkıyla cihat et, Allah için olan işte kınayanların kınaması seni o işi yapmaktan alı koymasın” [16]

Yine İmam Ali (a.s) oğlu Hüseyn (a.s)’a olan vasiyetinde şöyle buyurmuştur:

“…İyiliği emir ve kötülükten sakındırmayı terk etmeyiniz, yoksa aksi taktirde en kötüleriniz size musallat olurlar, sonra dua eder siniz duanız kabul olmaz.”[17]

Yine Hz. Ali (a.s) cihadı mana ederken şöyle buyurmuştur:

“Kim iyiliği (marufu) emrederse müminlerin bellerini güçlendirmiş olur, kim de münkerden (kötülüklerden) nehy ederse münafıkların burnunu yere sürmüş olur.”[18]

Yine Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“…Bütün hayır amel ve Allah yolundaki cihat, marufu emir ve münkerden nehy etme yanında engin denizdeki bir tükürüğe benzer (ona oranla o kadar küçüktür). İyiliği emredip münkerden sakındırmak, eceli yakınlaştırmadığı gibi rızkı da azaltmaz. Bunların hepsinden daha faziletlisi zalim bir yöneticinin yanında adaletli (hak) bir söz söylemektir.”[19]

Bir gün Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular:

“Kıyamet günü bir grup insanlar, peygamber ve şehit olmamalarına rağmen Allah katında halkın imrendiği bir makamda olup nurdan olan minberler üzerinde oturacaklardır; acaba onları size tanıtayım mı?”

Ya Resulullah! Onlar kimlerdir? dediklerinde şöyle buyurdular:

“Onlar Allah’ın kullarını Allah’a sevdiren, Allah’ı da O’nun kullarına sevdiren kimselerdir.”

Halk bu sözü duyunca; ”Allah’ı kendi kullarına sevdirebilirler ama Allah’ın kullarını Allah’a nasıl sevdiriyorlar?” dediklerinde buyurdular ki:

“Onlar, Allah’ın sevdiği şeyi insanlara emrediyor, Allah’ın sevmediği şeyden onları alı koyuyor, onları Allah’a muti kılıyor ve böylece onları Allah’a sevdirmiş oluyorlar.” [20]

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Eğer bir kimse günahı gizli olarak yapmış olursa, onun zararı sadece onun kendisine olur; ama eğer onu açıkta (alenen) yapmış olursa ve o amelden de nehy edilmezse o zaman onun zararı herkese dokunur.”

İmam Sadık (a.s) bunun sebebini şöyle açıklamıştır: “Çünkü o günahı açıkta işleyen şahıs, kendi ameliyle Allah’ın dinini zelil kılır ve Allah düşmanları ise ona uyarlar ( ve böylece onun zararı herkese dokunmuş olur.)” [21]

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Allah’ın helal ve haramı tanıyan, emir ve nehy ettiği şeyleri kendi çıkarı için yapmayan, halkın hayrını isteyen, onlara acıyan, onlara şefkatli olan, hoşluk ve güzel sözle onları davet eden, herkesi kendi yerine indirmesi (herkesin makam ve tabiatına göre davranması) için onların ahlaklarının farklılığını tanıyan, nefsin ve şeytanın hilelerini bilen, karşılayacağı zorluklara sabreden, onlara karşılık vermeyen, onlardan şikâyet etmeyen, taassup gözetmeyen, kendisi için sinirlenmeyen, sadece niyeti Allah olan, O’ndan yardım dileyen, O’nun rızasını isteyen, muhalefet ve kabalık yaptıklarında tahammül edebilen bir kimse ancak iyiliği emredip kötülükten sakındırabilir. Eğer muvafakat edip ondan kabul ederlerse şükür etmeli, işini Allah’a bırakmalı ve kendi ayıbına bakmalıdır .”[22]

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Kıyamet gönü olduğunda bir münadi şöyle nida edecek: Zalimler ve zalimlerin yardımcıları, onların hokkalarına mürekkep dökenler, yahut torbalarının ağzını bağlayanlar veya kalemlerini mürekkebe batıranlar neredeler? Onları da zalimlerle haşir edin.”[23]

Resulullah(s.a.a) buyurmuş ki:

“ Ulema dünyaya dalmadıkça peygamberlerin eminleridirler.”

Ya Resulellah! Dünyaya girmeleri nasıl olur? diye sorduklarında şöyle buyurdular:

“Sultanlara (güç sahiplerine ) uymalarıyla olur; bunu yaparlarsa dininizi bozmalarından korkun.”[24]

Resulullah (s.a.a) buyurmuşlar ki :

“Sizlerden herhangi biriniz bir münker (çirkin bir iş) gördüğünde, onu eliyle, gücü yetmezse diliyle ortadan kaldırsın; eğer buna da gücü yetmiyorsa, kalbiyle buğz etsin; elbette bu sonuncusu imanın en zayıf mertebesidir.”[25]

İmam Hüseyn (a.s)’ın İyiliği Emr Ve Kötülüğü Nehy Etme Hakkındaki Sözleri

“Ey İnsanlar! Allah’ın kendi velilerine öğüt vermek için Yahudi âlimleri hakkında yaptığı kınamadan öğüt alın. Allah-u Teala (Yahudi âlimlerini kınayarak şöyle) buyuruyor: “Niçin onların din âlimleri, onları (Yahudileri) günah olan sözleri söylemekten (ve haram yemekten) men etmediler.”[26]

Yine Allah-u Teâla buyuruyor ki: “İsrail oğullarından kâfir olanlara Davud’un diliyle de lanet edilmişti, Meryem oğlu İsa’nın diliyle de. Bu da isyan ettiklerinden ve aşırı gittiklerindendi. İşledikleri kötülükten, birbirlerini men etmezlerdi. Gerçekten de yaptıkları iş, ne de kötüydü.”[27]

Allah’ın onları kınaması, onların, aralarında bulunan zalimlerin yaptıkları kötü işleri görüp, onlar vasıtasıyla elde ettikleri dünya mal ve makamına olan bağlılıkları ve maruz kalmaktan korktukları baskı yüzünden onları alıkoymamaları içindir. Hâlbuki Allah-u Teâla: “İnsanlardan korkmayın, benden korkun.” diye buyurmaktadır.[28]

Yine buyurmaktadır ki:

Erkek ve kadın müminler, birbirlerinin (gözetleyen ve koruyan dostlarıdırlar, iyiliği emrederler ve kötülüklerden de alıkoymaya çalışırlar. (Namaz kılarlar, zekat verirler Allah’a ve Peygamberine itaat ederler.” [29]

Görüldüğü gibi Allah-u Teala (müminlerin sıfatını saydığında) emr-i bil maruf ve nehy-i anil münkerle başlayıp ilk olarak onu farz kılıyor. Çünkü biliyor ki, eğer bu fariza hakkıyla yerine getirilip uygulanırsa, artık bütün farizalar, ister kolay olsun ister zor yerine getirilip uygulanır. Zira iyiliği emredip kötülükten alıkoymak; zulme uğrayanların haklarının alınmasını, zalimlere muhalefeti, Beyt’ül- malın ve ganimetlerin (adaletle) dağıtılmasını, zekâtın gereken yerlerden alınıp gerektiği şekilde sarf edilmesini sağlamakla, İslam’a yapılan (ameli) bir davettir.

Sonra siz, ey ilimle meşhur olup hayırla anılan, nasihatle tanınıp Allah’ın vesilesiyle halkın gönüllerinde heybetli görünen topluluk! (Bilin ki) şerefli insanlar sizden çekinir, zayıflar size saygı gösterir, kendi düzeyinizde olan ve iyilikte bulunmadığınız kimseler sizi kendilerine tercih ederler. (İnsanların) ihtiyaçları karşılanmadığı zaman sizin arabuluculuğunuzla karşılanır. Yolda giderken padişahların heybeti ve büyüklerin de izzetiyle yürürsünüz. Acaba bunların hepsi sizden beklenilen İlahi vazifenizi yapmanız (hakkı hâkim kılmanız) için değil midir? Ama siz vazifenizin çoğunu yapmıyorsunuz, kusur ediyorsunuz. İmamların hakkını küçümsüyor, zayıfların hakkını çiğniyorsunuz. Fakat kendiniz için sığındığınız hakka gelince onu talep ediyorsunuz. Siz Allah yolunda ne bir mal harcadınız; ne de O’nun için, yarattığı nefsi herhangi bir tehlikeye attınız ve ne de O’nun rızası için bir kabileye (topluluğa) düşman oldunuz. (Bununla birlikte) Allah’ın cennetine girmeği, peygamberleriyle komşu olmayı ve azabından da kurtulmayı arzu ediyorsunuz.

Ey (amelsiz olarak) Allah’tan hayır bekleyenler! Sizlerin O’nun azap ve intikamına duçar olmanızdan korkarım. Çünkü sizler, Allah’ın size ikramı sayesinde makam ve üstünlük kazanmış ve O’nun ismiyle kulları arasında hürmet görmektesiniz. Oysa Allah’a itaat etmekle tanınan kimselere hürmetiniz yoktur.

Kendi gözlerinizle Allah’ın ahitlerinin bozulduğunu görmeniz sizleri tedirgin etmiyor. Oysaki babalarınızın bazı ahitlerinin (söz ve vasiyetlerinin) çiğnenmesinden tedirgin oluyorsunuz. Peygamber (s.a.a)’in ahitleri küçümsenmekte; kör, dilsiz ve kötürüm kimseler şehirlerde sığınaksız ve bakıcısız kalmış, acıyanları bile yoktur; sizler de ne makamınızdan yararlanıp onların hakkında bir iş yapıyorsunuz ve ne de (sığınaksız insanlara) bir iş yapan kimselere yardımcı oluyorsunuz. Zalimlere dalkavukluk ve yaltaklık yaparak güvence elde etmeye çalışıyorsunuz. Bütün bunları Yüce Allah size yasaklamıştır; oysa sizler bundan gaflet ediyorsunuz.

Eğer şuurunuz olsaydı, anlardınız ki, insanların içerisinde en büyük musibete uğrayan, ulemanın hakiki makamından uzak düşmüş bulunan sizlersiniz. Çünkü işleri yürütmek ve hükümleri uygulamak, Allah’ın helal ve haramına emin olan ulemanın elinde olmalıdır. Oysa bu mevki sizin elinizden alınmıştır. Bu mevki sadece açık deliller geldikten sonra hakta tefrikaya düşmeniz ve sünnette ihtilaf etmeniz yüzünden elinizden çıktı.

Eğer eziyetlere sabredip Allah için zorluklara katlanacak olsaydınız., İlahi işler sizden çıkar ve size dönerdi. Ama siz mevkiinizi zalimlere bırakarak İlahi meseleleri onlara teslim ettiniz. Onlar da şüphe üzerine hareket edip nefsanî arzulara uyuyorlar. Zalimleri bu işe musallat kılan, siz âlimlerin ölümden kaçmanız ve sizden ayrılacak hayata gönül bağlamanızdır. Sizler güçsüz halkı onlara teslim ettiniz. Onlardan bazıları ezik köleler durumuna düşmüş, bazıları da geçimini sağlayamayan yenik mustaz’aflar haline gelmiştir. Onlar (zalimler) eşrarla (kötülerle) birlikte Allah’a karşı gelmeye yeltenerek, memleketten istedikleri şekilde faydalanıyorlar; heva ve heveslerine uyup her kötülüğe başvuruyorlar.

Her şehirde belagatlı hatipleri vardır. Memleketin her tarafı onlara boyun eğmiş durumdadır; her tarafta egemenliklerini kurmuş, halk da onların köleleri durumuna gelmiş ve kendilerini savunacak bir güçleri kalmamıştır. Halka egemen olanlar gaddar, isyankâr ve zayıflara karşı acımasızca davranan zalimlerdir. Ya da Allah’a ve kıyamete inancı olmayan, emrine uyulan yetki sahipleridir. Hayret! Nasıl hayrete düşmeyeyim ki, İslam toprakları, sahtekâr ve zalim zekât toplayıcılarının ve müminlere karşı şefkatsiz ve insafsız olan hain hükümdarların otoritesi altındadır. Münakaşa ettiğimiz, hususta, bizimle sizlerin arasında hüküm verecek olan, yalnız Allah’tır. İhtilafa düştüğümüz konularda da bizleri yargılayan olacak olan O’dur.

Allah’ım! Sen biliyorsun ki, bizim tarafımızdan gerçekleşen (kıyam), saltanat için yarış ve değersiz dünya mallarından bir şeye ulaşmak için değildir. Senin dininin nişanelerini göstermek, beldelerinde işleri düzeltip rayına oturtmak, mazlum kullarına emniyet ve güvence kazandırmak ve İslam’ın farzlarına, Resulullah’ın sünnet ve hükümlerine amel olunması içindir. Sizler de bize yardım etmeyip hakkımızda insaflı olmazsanız, zalimler sizlere egemen olur ve Peygamber’inizin nurunu söndürmeye çalışırlar.

Allah bize yeterlidir. O’na tevekkül etmişiz, O’na yönelmişiz ve dönüşümüz de O’nadır.” [30]

İmam Sadık (a.s)’ın Velayetin Kısımlarıyla İlgili Açıklaması

“Velayet iki kısımdır: Bir kısmı Allah’ın kendilerinin velayetini (yöneticiliğini) İnsanların üzerine farz kıldığı adil yöneticilerin ve onlar tarafından yöneticilik makamına tayin edilen kimselerin velayetidir. Velayetin diğer kısmı ise zalim yöneticilerin ve onlar tarafından yöneticilik makamına tayin edilen kimselerin velayetidir. Velayetin helal olan kısmı, adil yöneticinin velayetidir. Allah ona, indirdiği hükme bir şey ekleyip eksiltmeyeceğini, sözünü tahrif etmeyeceğini ve buyruğundan da çıkmayacağını, emrettiğinden dolayı insanların onu tanımalarını, velayetini kabul etmelerini, velayetinde hizmet etmelerini ve onun tarafından yöneticilik makamına tayin edilen kimselerin yöneticilik makamında çalışmalarını emretmiştir.

Eğer yönetici zikrettiğimiz şekilde adaletli olursa, onun adına vali olmak, onunla çalışmak, ona yardımda bulunmak ve onu desteklemek helal ve meşru olduğu gibi onlarla muâmele yapmak da câizdir. Çünkü adil yöneticinin ve onun tarafından tayin edilen yöneticilerin önderliğinde hak ve adalet dirildiği gibi, her (çeşit) zulüm ve fesat da yok olur. İşte bunun içindir ki, o yöneticinin hükümetini desteklemek için çalışan ve ona yardımda bulunan bir kimse, Allah’ın dinini güçlendirdiği gibi Allah’a itaatte de çaba göstermiştir.

Velayetin (yöneticiliğin) haram kısmı, zalim yöneticinin velayeti ve en yükseğinden en alt makamına kadar onun tarafından tayin edilen kimselerin velayetidir. Yönetici olarak onlar için çalışmak ve onlara ticaret yapmak haramdır, bu iş meşru değildir. Bunu yapan adam, -yaptığı iş ister az olsun ister çok- bu işinden dolayı azaba uğrayacaktır. Çünkü onlara her çeşit yardımda bulunmak büyük bir günahtır.

Bunun sebebi ise şudur: Zalim yöneticinin yöneticiliğinde hak olan her şey ayakaltına alınır ve batıl olan her şey de dirilir; zulüm, sitem ve fesat aşikâr olur; ilahi kitaplar iptal edilir; Peygamber ve mü’minler öldürülür; camiler yıkılır ve Allah’ın sünnet ve şeriatı değiştirilir. Bu yüzden onlarla çalışmak, onlara yardımda bulunmak ve onlarla ticaret yapmak haramdır; ama kan ve murdarı yemek kadar bir zaruret söz konusu olursa o başka.” [31]

İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın Saray Alimi Olan Muhammed Bin Muslim-i Zuhriye Mektubundan

“Allah, bizi ve sizi fitnelerden korusun ve ateşe yakalanmaman için sana acısın. Bugün öyle bir duruma düşmüşsün ki, seni tanıyan herkesin sana acıması gerekir. Şüphesiz Allah, sana verdiği sağlıklı vücut ve uzun ömür ile yükünü ağırlaştırmıştır. Kuran’ın ilmini sana öğrettiği, seni dininde fakih kıldığı ve peygamberi olan Hz. Muhammed (s.a.a)’in sünnetini sana tanıttığından dolayı da hüccetleri sana tamam olmuştur.

Sana verdiği her nimet ve gösterdiği her delil karşısında da sana bazı vazifeleri farz kılmıştır. Bu ihsanları, şükür etmeni denemek ve fazlını sana aşikâr etmek için yapmıştır ancak. Nitekim buyuruyor ki: “… Nimetlerime şükür ederseniz nimeti arttırırım, nankörlük ederseniz, şüphe yok ki, azabım pek çetindir.” [32]

Öyleyse bak gör, yarın Allah’ın huzuruna çıktığında nasıl birisi olacaksın; sana verdiği nimetlere nasıl riayet ettin ve emrine bıraktığı hüccetlerin hakkını nasıl eda ettin? diye seni sorguya çekecektir. Sanma ki, Allah senin mazeretini kabul edip kusurlarına göz yumacaktır. Heyhat, heyhat, sandığınız gibi değildir. “Allah âlimlerden, (Semavi kitapların hakikatlerini) insanlara mutlaka açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz diye söz almıştır.”[33]

Bil ki, gizlediğin en ufak hak ve taptığın en hafif günah, zalime yaklaşmakla ve davetini kabul etmekle onun yalnızlık ve korkusunu giderip sapıklık yolunu ona kolaylaştırmandır. Beni korkutan şey, yarın günahınla birlikte hainlerle Allah’ın huzuruna çıkman ve zalimlerin zulmüne yardım etmede de aldığın ücretten sorguya çekilmendir. Çünkü sen, hakkın olmayan bir malı alarak hiç kimsenin hakkını vermeyen bir adama yaklaşmışsın. Ona yaklaşmanla da hiçbir batılı önleyememiş ve Allah’a düşmanlık eden bir kimseyle dostluk kurmuşsun.

Acaba onlar, kendi yanlarına çağırmakla seni kendi zulüm değirmenlerinin etrafında döndürdükleri bir eksen, kendi gayelerine ulaşmak için bir köprü, dalaletlerine bir merdiven, sapık yollarına tebliğci ve gittikleri yolu izleyen birisi yapmamışlar mı? Seninle gerçek âlimler hakkında şüphe icat ederek cahillerin kalplerini kendilerine çekiyorlar. Onların fesatlarının üzerini kapatmakta, has ve ammenin (Alim ve cahillerin) ayağını onların kapısına açmakta, onların en yakın vezir ve en güçlü yardımcılarının bile yapamadığı hizmeti sen yapmaktasın. Senden aldıkları şeye karşılık, verdikleri ne de azdır. Senin için onardıkları değersiz şey karşısında, gör başına neyi yıkıyorlar? (Verdikleri dünya malı ve makamı karşılığında, ahiretini ve şerefini yok ediyorlar). Öyleyse kendi haline bak -çünkü başkası senin halini düşünmez- ve sorumlu bir kimse gibi hesabına yetiş…” [34]

İmam Zeyn’ul- Abidin (A.S)’In Öğütlerinden

“Allah-u Teala, bizi ve sizi zalimlerin hilesinden, kıskançların zulmünden ve zorbaların zorbalığından korusun. Ey Müminler! Dünyaya ve onun yarın çürüyüp yok olacak malına ve solup gidecek otlarına (süslerine ) meyil eden tağutlar ve onların yandaşları, sakın sizleri aldatmasınlar! Allah’ın dünyada sakınmanızı istediği şeylerden sakının ve ilgi göstermemenizi istediği şeylere de ilgi göstermeyin. Bu dünyaya, onu ebedi kalacak yurt zan eden kimselerin güvendiği gibi güvenip meyletmeyin…

Pişmanlık duymadan, hasret çekmeden ve Allah’ın huzuruna çıkıp karşısında durmadan önce korkup-sakının, ihtiyatlı davranın. Allah’a ant olsun ki, günah işleyen hiçbir kavmin Allah’ın azabına doğru gitmekten başka bir gidiş yönü olmamıştır ve dünyayı ahirete tercih eden hiçbir kavmin de dönüş yeri (sonucu) bedbahtlıktan başka bir yer olmamıştır. Allah’ı tanımak ve O’na itaat etmek, birbirinden ayrılmayan iki arkadaştır. Allah’ı tanıyan O’ndan korkar ve bu korku da onu Allah’a itaat etmeye sevk eder. Gerçekten bilgi sahipleri ve onlara tabi olanlar, Allah’ı tanıyıp O’nun için amel eden ve O’na doğru rağbet gösteren kimselerdir. Zira Allah Teala buyuruyor ki: “Allah’tan ancak kullarının bilgili olanları korkar.”[35]

Allah’a karşı günah işlemekle bu dünyada her şey elde etmeğe çalışmayın. Bu dünyada, Allah’ın itaatiyle meşgul olun, günlerinizi ganimet bilin ve sizin yarın Allah’ın azabından kurtaracak şey için çalışın. Şüphesiz böyle davranmanız, kötü sonucu daha az, mazeretli olmaya daha elverişli ve kurtuluş için daha ümit verici bir tavırdır.

Allah’ın emrini ve itaatini ve Allah’ın itaatini farz kıldığı kimsenin itaatini bütün şeylerden öne geçirin. Size yönelmiş olan dünyanın süslerine aldanmayın ve tağutların itaatini Allah’ın emir ve itaatiyle sizden olan Ulu’l- Emr’in itaatinden öne geçirmeyin…

Allah’tan mağfiret dileyin ve O’na yönelerek tövbe edin. Çünkü Allah tövbeyi kabul eden, günahları affeden ve yaptığınız her şeyi bilendir. Günahkârla dost olmaktan sakının, fitnelerine karşı ihtiyatlı olun ve çevrelerinden uzaklaşın…

Ey akıl sahipleri! İbret alın ve sizi hidayet ettiği şeye karşılık Allah’a hamt edin. Bilin ki siz, Allah’ın kudretinden çıkıp O’ndan başkasının kudretine sığınamazsınız. Allah yaptığınız amelleri görür, sonra O’na doğru haşır olunacaksınız . Öyleyse öğütten faydalanın ve salih insanların adabıyla edeplenin.” [36]

“Yazıklar olsun sana ey gafil Âdemoğlu! Oysa senden gaflet edilmemekte, ecelin her şeyden hızlı sana doğru süratle gelmektedir, seni arıyor, seni yakalamasına bir şey kalmamıştır. Neredeyse vaktini tüketmişsin, ölüm meleği canını almış ve kabirde yalnız başına bırakılmışsın, ruhun tekrar sana döndürülmüştür. Nekir ve Münkir adlı iki melek seni sorgu ve sıkı imtihana çekmek için aniden, habersiz olarak yanına gelmişlerdir. Bil ki, onların senden soracağı ilk soru, taptığın Rabbin, sana gönderilen peygamber, inandığın din, okuduğun kitap, itaat ettiğin İmam hakkında ve ömrünü nerede geçirdiğinden, malını nereden kazanıp ve nerede harcadığından olacaktır.

Korunmak için kendine bir vesile hazırla, nefsini yokla, imtihan ve sorguya tabi tutulmadan önce kendine cevap ara. Eğer iman eden, dinini tanıyan, doğrulara uyan ve Allah’ın velilerini sevenlerden olursan, (o zaman ) Allah, delilini (vereceğin cevabı ) sana bildirir, dilini doğruya açar ve böylece güzel cevap vererek cennet ve Allah’ın rızasına kavuşmakla müjdelenirsin. Melekler rahmet ve nimetle seni karşılarlar. Böyle olmadığın takdirde dilin tutulur, delilin batıl olur, cevap vermekten aciz kalarak cehennemle müjdelenirsin ve azap melekleri cehennemin kaynar suyu ve yakıcı ateşiyle seni karşılarlar…”[37]

Allah-u Teala hepimizi, Ehl-i Beyt’in çizgisinde hareket edenlerden kılsın, bizleri doğru amellere muvaffak etsin, hak davamızda bizleri sabit kılsın, dünya ve ahiret işlerinde bize yardımcı olsun, hepimizi kendilerine ihsan edildiğinde şükreden, bela ve zorluğa uğradıklarında sabreden, kötülük yaptıklarında af dileyen, tevhit ve masum İmamların imametine sağlam ve sarsılmaz bir imanla inananlardan kılsın inşaallah.



Kaynak Site

[1] – (Kafi, c.1, s.54) / [2] – Bakara/44. / [3] – Al-i İmran/104. / [4] – Al-i İmran /110. / [5] – Al-i İmran /114. / [6] – Maide /79. / [7] – Tevbe/71. / [8] – Tahrim/6. / [9] – Vesail’uş- Şia, c.16, s.125, H:24. / [10] – Vesail’uş- Şia, c.16, s.123. / [11] -Vesail’uş- Şia, c.16, s.132, H: 4. / [12] – Kafi, c.5, s.59,H:11. / [13] – Kafi, c.5, s. 59, H: 11. / [14] – Hisal, s. 109, H:79. / [15] – Emali -yi Tusi, c.2 , s. 88. / [16] – Nehc’ul- Belağa, s. 910, M:31. Tuhaf’ul- Ukul, s.126. / [17] – Nehc’ul- Belağa, s. 978, M: 47. / [18] – Nehc’ul- Belağa, s. 1100, kısa sözler:30. / [19] – Nehc’ul- Belağa, s. 1263, kısa sözler:366. / [20] – Müstedrek, c.12, B. 1, H:19. / [21] – Bihar’ul- Envar, c.100, s.78, H:35. / [22] – Misbah’uş- Şeria, s. 42, B. 64. / [23] – Bihar’ul- Envar, c. 75, s. 372. / [24] – Usul-u Kafi, c.1, s. 46. Kenz’ul-Ummal, H:28952. / [25] – Müsned-i Ahmet, c. 3, s.49. / [26] – Mâide/63 / [27] – Mâide/78-79 / [28] – Mâide/44 / [29] – Tevbe/71 / [30] – Tuhaf’ul- Ukul, 475-481. / [31] – Tuhaf’ul- Ukul, s. 683. / [32] – İbrahim/7 / [33] – Al-i İmran/187 / [34]- Tuhaf’ul- Ukul , s. 555-557. / [35] – Fatır/25 / [36] – Tuhaf’ul- Ukul, s. 511-515. / [37] – Tuhaf’ul- Ukul, s. 503- 505.

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.