Eğer Herşey Kader İse Bu Çaba Niye

Dediler ki;

Eğer ezelde işler takdir edilmiş ise;kimilerinin mutlu kimilerinin de mutsuz olacağı,mutlu olanların mutsuz,mutsuz olanların mutlu olmayacağı takdir edilip yazılmışsa,yapılan ameller kendi zatında mutluluğa varmak ve mutsuzluğu defetmek içinse ve bu amellerin varolacağı daha önceden belirlenmiş ise,neden nefsimizi amellerle yoralım ve onu zevklerinden alıkoyalım.Çünkü kaderde yazılı olan olacaktır kuşkusuz.

Buna cevap olarak deriz ki;

Bu sözler,bütün şeriatları reddetmek,bütün kitapların hükmünü geçersiz kılmak ve bütün peygamberleri dışlamaktır.Getirdiklerini yalanlamaktır.Çünkü Kur’an da namaz kılın dendiği zaman adam ‘Niçin namaz kılayım ki;eğer ben mutlu olanlardansam neticede varacağım yer orasıdır.Yok eğer mutsuız olacaklardan isem neticede varacağım yer mutsuzların yeri olacaktır.O zaman namazı kılmamın ne faydası olacak’.Yine Kur’an da zinaya yaklaşmayın buyurulduğunda adam ‘Neden nefsimi zevklerden mahrum edeyim,mutlu olup olmamak daha önceden belirlenmiş ve takdir edilmiştir’ demektedir.O zaman Firavun da Musa’ya böyle söyler.Musa ona ‘Arınmak istemiyormusun’ dediğinde o da bu şekilde cevap verir.Sonra Allah’a yükselip der ki ‘Madem takdir ettiğin geçerli olup vuku bulacaktı,peygamberleri göndermenin anlamı neydi? Ne faydası oldu? İşte kitapların reddedilmesine,peygamberlerin cehaletine götüren şeyler muhaldir,batıldır.

Bunun için Resulüllah (s.a.v) sahabesine:’Çalışın,amel edin’ demiştir.Sahabe ona ‘Tevekkül etmeyelim mi?’ diye sormuşlar.O da öyle cevaplamıştı.

Sonra insanoğlunun cüzi bir kazanma gücü ve seçim hakkı vardır.İşte bu seçtikleri üzere sevap ve ceza alır.Eğer muhalefet ettiyse bize beyan olur ki Allah önceden böyle takdir etti ve muhalefet ettiği için de cezalandırılır.Kaderinden dolayı değil muhalefetinden dolayı cezasını çeker.Bunun için haksız yere öldüren öldürülür ve kaderdir diye maruz görülmez.Resulüllah (s.a.v)’de sahabelerine kadere değil amele dikkat etmelerini emretmiştir.Zira emir ve nehiyler açık olup bilinirler.Ama kader gizli bir iştir.Dolayısı ile bilmediğimizi bilmediğimizden dolayı terkedemeyiz.

Dediler ki;

Allah’ın amellerimize ihtiyacı yoktur.Hiçbir günahın ona zararı olmadığı gibi hiçbir itaatin de faydası yoktur.O halde faydası ve zararı olmayan şeylerde neden nefislerimizi yoralım.Kendimizi yormamız gerekmez.

Buna cevap olarak deriz ki;

İlk şüphenin cevabı ile aynıdır.Bu,şeriatı reddetmektir diyebiliriz.Çünkü emreden O’dur.Sanki biz Resul’e şöyle diyoruz:Bize emrettiğinin hiçbir faydası yoktur.Sonra kim ki Allah-u Tealanın itaatle faydalandığını,masiyet ile zarar gördüğünü zanneder ve Allah’ın bunda herhangi bir menfaati olduğunu düşünür inanırsa,o kişi Allah’ı tanımamış demektir.Çünkü o maksatlar üstü bir varlıktır.Zarar ve faydadan münezzehtir.Amellerin fayda ve zararları kendi nefsimize döner.Allah-u Teala’nın buyurduğu gibi:’Kim mücadele ederse kendisi için etmiş olur’.

Doktor,hastanın iyiliği için ona ilaçlar verir,doktorun bir maslahatı olduğu için değil.Nasıl ki bedenlerin gıdalanması gereken maslahatları ve kaçınması gereken zararları varsa,nefislerinde aynı şekilde maslahatları ve ona zararlı olan durumları vardır.

İlim nefsin maslahatı,cehalet ise onun zararıdır.Amel ve inanç da aynı şekilde maslahat veya zarardır.Şeriatta doktor gibidir.O emrettiğini en iyi bilendir.

Bir diğer cevap da şöyledir;

Eğer Allah’ın bizim amellerimize ihtiyacı yok ise,o zaman bizim onu tanımamıza da ihtiyacı yoktur.Ama O bizim O’nu tanımamızı vacip kılmıştır.O halde O’nun emrine bakmak gerekir,emredişindeki gayeye değil.O bizim ilgimiz dışındadır.Bizi ilgilendirmez.



Kaynak= İbn’ul-Cevzi / Tebis’u İblis (Şeytanın Hileleri) / bkz:522…524