Kuran Yurdu

Edep Ve Haya

    Edep Ve Haya



    Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

    ”Beni Rabbim terbiye etti ve edebimi ne güzel yaptı.”

    Edep, kulun zahirinin ve batınının yani dışının ve içinin terbiye ile güzelleştirilmesidir. Kulun zahiri ve batını güzelleşince edepli bir sufi olur.

    Kim, sünnetin edebine sarılırsa, Allahu Teala onun kalbini marifet nuruyla nurlandırır. Allah’ın Habibi Hz. Muhammed’e (s.a.v), emirlerine, fiillerine ve ahlakına uymaktan, bir de söz, fiil, inanç ve niyet olarak onun edepleriyle edeblenmekten daha şerefli bir makam yoktur.

    Kul ile yüce Allah arasındaki işler genelde üç alanda gerçekleşir. Bunlar yardım isteme, gayret ve edeptir.

    Yardım istemek kuldan; tövbesine yardım etmek ise yüce Allah’tandır.

    Gayret kuldan, başarıya ulaştırmak Allah’tandır.

    Edep kuldan, ikram ve ihsanlar Allah’tandır.

    Kim, salihlerin edebiyle edeblenirse, o keramete ve ilahî ihsanlara kavuşur. Kim evliyanın edebiyle edeblenirse, o, ilâhî yakınlığa alınır. Kim, sıddıkların edebiyle edeplenirse, o, müşahedeye ulaştırılır. Kim, peygamberlerin edebiyle edeplenirse, ona, ünsiyet/özel muhabbet ve dostluk nimeti bahşedilir. Kim, edepten mahrum olursa, bütün bu hayırlardan mahrum kalır.

    Meşayihin/kamil mürşidlerin emirlerine uymayan ve edeplerine razı olmayan kimse, tek başına Kur’an ve sünnet ile gerçek edebi elde edemez.

    Terbiye yolunun başındaki kimselere gereken edebi koruyamayan kimse, nasıl olur da terbiyenin sonuna gelmiş yüksek makam sahibi velîlerin makamlarına ulaştığını iddia edebilir?

    Yüce Allah’ı tanımayan kimse, O’na yönelmez. O’nun emir ve yasaklarına dikkat etmeyen kimse, edepten çok uzaktadır.

    Yüce Allah’a hizmet ve kulluğun edebi; kul ne kadar çok amel de yapsa, kendisini o amele sevkeden yüce Rabb’ine nazar edip bütün yaptıklarını hiç görmektir.

    Kul, yaptığı taatiyle cennete girer; edebiyle yüce Allah’a erer.

    Tevhid, imanı gerekli kılar;

    imanı olmayan kimsenin tevhid inancı yoktur.

    İman da dine uymayı gerekli kılar;

    dine uymayan kimsenin gerçek bir imanı ve tevhid inancı yoktur.

    Din de edebi gerekli kılar edebi olmayan kimsenin gerçek manada bir dini, imanı ve tevhid inancı yoktur.

    Edebi terketmek, kovulmayı gerektirir; kim huzurda edebini bozarsa, kapıya kovulur; kim kapıda edebini bozarsa, ahıra hayvanların hizmetine gönderilir.

    Edeplerin en güzeli, dinde fakih olmak (dini güzelce öğrenmek), dünyadan gönlünü çekmek ve yüce Allah’ın senin üzerindeki hakkını bilmektir.

    Arif, yüce Rabbine karşı edebini terkederse, helak olanlarla birlikte helâk olur.

    Şöyle denilmiştir: ”Üç şey var ki, onları yapan kimse garip ve yalnız kalmaz.

    Bunlar,

    dinde şüphe edenlerden uzaklaşmak,
    güzel edebi korumak ve
    kimseye eziyet yapmamaktır.”

    Din ehlinin en çok üzerinde durduğu edepler; nefislerini güzel ahlâkla süslemek, âzalarıyla ilgili edepleri yerine getirmek, helâl-haram sınırlarına dikkat etmek ve kötü arzularını terketmektir.

    Seçilmiş velîlerin daha çok üzerinde durduğu edepler ise; kalplerini temizlemek, sırlarının hal ve yönelişlerine dikkat etmek, sözlerini yerine getirmek, içinde bulunduğu vaktin hakkını korumak, vaktin gereğini yapmak, kalbe gelen boş düşüncelere fazla iltifat etmemek, yüce Allah’tan bir şey talep ettikleri ve ilâhî huzurda bulundukları zaman güzel edep içinde olmaktır.

    Kim, nefsini edeple ezip terbiye ederse, o, yüce Allah’a ihlasla kulluk yapar. Denilmiştir ki, ihlas; Allahu Teâlâ’yı şeksiz şüphesiz bir şekilde tanımaktır.

    Şöyle denilmiştir: Allahu Teâlâ buyurur ki: ”Kim, isim ve sıfatlarıma imanla birlikte kulluğa sarılırsa, onu edeplendiririm. Kim, zâtımın hakikatini açığa vurmak isterse, ona kızarım. Artık sen bunlardan hangisini istersen onu seç!”

    Kim, içinde bulunduğu vaktin edebini muhafaza etmezse; vakit onun için bira kınanma ve azap sebebi olur.

    Bir mürid/hak yolcusu, edebi terkederse, geldiği yere geri döner.

    Ebû Ubeyd Kasım b. Sellâm’ın (rah) şöyle dediği nakledilir: ”Mekke’de bulunduğum sıralarda çoğu kez Kâbe’nin hizasında otururdum. Bazan da, ayaklarımı uzatmış halde sırt üstü yatar, dinlenirdim. Bir gün bu halde uzanmış yatarken kadın velîlerden Mekkeli Âişe yanıma geldi; beni o halde görünce, ‘Ey Ebû Ubeyd! Senin ilim ehli bir zât olduğunu söylüyorlar; bir söz de benden al: Yüce Rabb’inin huzurunda edeple otur; yoksa ismin Allah’a yakın velîler defterinden silinir!’ diye uyardı. Bu kadın, Hak dostu âriflerdendi.”

    Âriflerden biri der ki: ”Zâhiren ve bâtınen/dışın ve içinle edebe sarıl. Zâhirdeki edebi zayi eden kimse, zâhiren cezalandırılır; iç âlemindeki edebi zayi edin kimse ise, bâtınen/iç âleminde cezalandırılır.”

    Edep, kuvvede ve yaratılışta olan bir şeyi fiiliyata çıkarmaktır. Yaratılışı ve tabiatı güzel olan kimselerde, hak olan güzel işler meydana çıkar. İnsanın tabiatının şekillenmesi, Cenâb-ı Hakk’ın işidir; onun yaratılmasında insanın bir kuvveti yoktur. Bu durum, çakmak taşında ateşin bulunmasına benzer. Çakmak taşında ateşin bulunması yüce Allah’ın işidir; onun meydana çıkarılması ise insanın işidir.

    Edepler de böyledir; onun kaynağı güzel tabiatlar ve kula verilen ilâhî ihsanlardır.

    Allahu Teâlâ, sûfîlerin iç âlemlerini olgun ve olgunluğa erecek şekilde hazırlamıştır. Onlar güzel terbiye ve riyâzet yolları ile Allahu Teâlâ’nın nefislerinde yerleştirdiği kabiliyetleri ortaya çıkarırlar; böylece edepli ve güzel ahlâklı kimseler olurlar.



    Kaynak = Turan Yazılım / Mürşit 5 / Tasavvuf / Hak Yolunun Esasları

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.