Dünyanın Aldatıcılığı Ve İnsanların İçine Düştükleri Gaflet

Dünyanın İnsanı Aldatması Ve İnsanın İçine Düştüğü Gaflet Ve Dalalet



Dünyanın aldatıcılığını ve insanların gafletini birkaç örnekle açıklayacağız:

1. ÖRNEK: Dünyanın en büyük aldatıcılığı, insana kendisini devamlı kalacak şekilde göstermesidir. Halbuki o, devamlı hareket eder ve insandan kaçar. Fakat safha safha ve gayet yavaş hareket eder. Kendisine bakıldığı zaman hareketsiz görünen fakat daima uzayan gölge gibidir. İnsan bilir ki, ömrü devamlı gidiyor ve yavaş yavaş kendisinden her an biraz daha uzaklaşıyor. İşte bu uzaklaşan ve kaçan dünyadır, insana veda ediyor. Ama insan anlamak istemiyor.

2. ÖRNEK: Dünyanın aldatmacılığından biri de, kendini insana sunuyor gibi göstermesi, onu kendine aşık etmesi, devamlı onunla kalacağını, bir başkasına varmayacağını ima etmesidir. Halbuki sonradan insana aniden düşman kesilir. Bu bakımdan, erkekleri aldatıp kendisine aşık ettikten sonra, evine götürerek zehirleyen zâlim bir dul kadına benzer.

Hz. İsa (A.S.) mükaşefede iken dünyayı ihtiyar bir kadın şeklinde görüp sordu:

– Kaç kocan var?

– O kadar çok ki sayamam.

– Öldüler mi, yoksa seni boşadılar mı?

– Hayır, hemen hemen tümünü ben öldürdüm, dedi.

Bunun üzerine İsa (A.S.): “Diğerlerine ne yaptığını gördükleri halde yine de ibret almayıp seni isteyen bu ahmaklara şaşarım.” buyurdu.

3. ÖRNEK: Dünyanın aldatmacalarından birisi de, dışını süsleyip bela ve sıkıntılarını gizlemesi, kendine dıştan bakan cahilleri yanıltmasıdır. Bu bakımdan, çirkin yüzünü örtüp, ipekli ve süslü elbiseler giyen ihtiyar bir kadına benzer. Uzaktan görenler çarpılırlar, fakat yüzündeki örtüyü kaldırınca pişman olur, üzülürler rezaletini görürler.

Peygamber (S.A.S.) efendimiz buyuruyor ki:

“Kıyamet gününde dünya, yeşil gözlü, dişleri dökülmüş, çirkin, ihtiyar bir kadın şekline getirilir. Onu görenler: Allah korusun bu rezil ve çirkin şey de nedir? Derler. Onlara: Bu, uğrunda birbirinizi kıskandığınız, birbirinize düşman kesildiğiniz, kan döktüğünüz, merhameti terkettiğiniz ve aldandığınız dünyadır, derler. Sonra onu cehenneme atarlar. Dünya der ki: Ya Rabbi, beni sevenler nerededir? Yüce Allah onların da getirilip cehenneme atılmalarını emreder.”

4. ÖRNEK: Birisi, dünyaya gelmeden daha önceki ölçüsüz zamanı ve içinde bulunmayacağı gelecekteki seneleri, yani önceliksiz ile sonsuzluk arasındaki birkaç günlük ömrünü hesaplarsa, dünyada geçici bir misafir olduğunu, ilk yerinin beşik, son yerinin mezar ve bu ikisi arasında birkaç konak bulunduğunu görür.

Her yıl bir konak, her ay bir fersah, her gün bir mil ve her nefes bir adım gibidir. İnsan ise bu yolu katetmek için durmadan yürür. Kiminin bir fersah, kiminin daha az, kiminin daha çok yolu kalmıştır. Kendisi ise devamlı burada kalacakmış gibi üzüntüsüz ve düşüncesizce oturmuş, on sene içinde bile kendisine lazım olmayacak şeyleri düşünmekle uğraşmaktadır. Oysa belki on gün sonra toprak altında olacaktır.

5. ÖRNEK: Sevgisini dünyaya verip ondan aldıkları zevklerden dolayı ahirette rezillik ve sıkıntı çekenler, çok yağlı yemekler tıkıştırıp üzerine tatlı şerbetler içerek midesini bozan, sonra da midesinde, ağzında ve dışkısındaki rezaleti görerek utanan, pişman olan “lezzetleri geçti, pislikleri kaldı” diyen kimse gibidir. Yemekler ne kadar çok olursa ağırlık ta o kadar fazla olacağı gibi, dünya lezzeti de ne kadar çok olursa, sondaki rezillik o kadar fazla olur. Bu, can çekişen insanlarda apaçık görülür. Zira çok zengin, bağ, bostan, cariye, köle, altın ve gümüş sahibi olan kişi ölürken, bunlardan ayrıldığı için duyacağı üzüntü, malı-mülkü az olanlarınkinden daha çok olur. Bu acı ve üzüntü ölümle yok olmaz. Bilakis daha da artar. Çünkü sevgi kalbin sıfatıdır. Kalb ise ölmez, olduğu gibi kalır.

6. ÖRNEK: Uğraştığı dünya işleri, insana az gelir, bununla uğraşmanın uzun sürmeyeceğini zanneder. Belki de yüz işten ancak bir tanesi ortaya çıkar ve ömrü o işle uğraşmakla geçer.

İsa (A.S.) diyor ki:

“Dünyayı arayan, deniz suyu içene benzer. Ne kadar çok içilirse o kadar susuzluk artar, çok içilince sonunda öldürür. Yine de susuzluğun harareti eksilmez.”

Peygamberimiz (S.A.S.) de buyuruyor ki:

“Suya girenin ıslanmaması imkansız olduğu gibi, dünyada olup da ona bulaşmamak imkansızdır,”

7. ÖRNEK: Çok misafirperver bir adam düşünün: Misafirler için odalar süsler, onları grup grup çağırarak, önlerine kuru yemişlerle dolu altın ve gümüş tabaklar çıkarır, yanlarına da güzel kokular saçan ateş dolu mangallar koyar, gelen misafirler önlerindeki tatlıları ve meyveleri yer, fakat kendilerinden sonra gelenler için tabak ve mangalları bırakırlar.

Dünyaya gelenin hali böyle bir adamın evinde misafir olmaya benzer. Onun adetini bilen ve akıllı olan herkes, ateşte ısınır, güzel kokulara bürünür, meyveleri yer, fakat mangal ve tabaklara dokunmaz, teşekkür edip kalkar gider. Ahmak olan, bunları kendisine verilmiş zanneder, giderken hepsini alıp götürmek ister. Fakat tam gideceği zaman elinden alındığında üzülür, canı sıkılır, feryat eder. İşte dünya da tıpkı böyle, yolcuların azıklarını bedava alacakları, fakat içerde bulunan şeyler için açgözlülük etmeyecekleri misafir konağına benzer.

8. ÖRNEK: Dünyaya karşı aşırı ilgi duyanlar, onunla devamlı meşgul olup ahireti unutanlar, gemide yolcu olup, bir adaya yanaşarak ihtiyaçlarını gidermek için dışarıya çıkanlar gibidir. Kaptan: “Hiç kimse fazla kalmasın, temizlikten başka bir şeyle meşgul olmasın. Gemi hemen kalkacaktır” der. Yolcular adaya dağılırlar. Akıllı olanlar, çabucak temizlenerek geri döner, boş olan gemide daha güzel ve daha uygun bir yer tutup oraya oturur. Başka bir gurup adanın güzelliğine ve çekiciliğine kapılır, şaşkınlıkla etrafındaki çiçeklerin harikuladeliğine, bülbüllerin şakırdamalarına dalar.

Gemiye dönünce rahat yer bulamaz, dar ve karanlık bir yerde oturmanın sıkıntısını çekerler. Başka bir gurup da yalnız bakmakla kalmaz, çiçekleri ve güzel taşları toplamaya koyulur. Gemiye döndüklerinde yer bulamaz, dar bir köşeye sıkışırlar. Çok defa çakıl taşlarını da omuzlarının üzerinde taşır. Aradan bir iki gün geçince getirdikleri çiçekler solmaya başlar, kararır, etrafa kötü kokular saçar.

Bu sefer pişman olurlar, atacak yer bulamazlar, yükü ve sıkıntıyı omuzlarında taşırlar. Diğer bir gurupta adadaki güzellikler karşısında apışıp kalır, kendilerinden geçerler. Kaptanın çağrısını duymazlar ve adada kalırlar. Böylece kimisi açlıktan ölür, kimisi de yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanır.

Bu örnekte gördüğümüz birinci grup Allah’tan korkup günahlardan kaçan mü’minlere benzer. Sondakiler de Kâfirlere. Çünkü Kâfirler, son gurubun gemiyi unutması gibi, Allah’ı ve ahireti unuturlar, bütün varlıklarını dünyaya verirler. Onlar hakkında,

Yüce Allah buyuruyor ki:

“Dünya hayatını ahiretten daha çok sevdiler (Nahl’107)”

Örnekte gördüğümüz, gecikmiş olmakla beraber, yine de gemiye dönen iki gurup Allah’a inanmakla beraber, O’nun buyruklarına kulak asmayarak, dünyadan vazgeçmeyenlere benzerler. Bir kısmı fakir kalır, bir kısmı da çok şey toplayıp yükünü fazlalaştırır.



Kaynak= Turan Yazılım / Mürşit 5 / Tasavvuf / Kimyay-ı Saadet / 1.Bölüm / 3.Konu / 4.Kısım