Dünya Sevgisi Ve Nefis Allah’a Giden Yolda Engeldir

  • 08 Aralık 2017
  • 218 kez görüntülendi.

İmam Kuşeyri Hz’nin (k.s) naklettiği bir habere göre Allah Teala Hz Davud’a (a.s) şöyle vahyetmiştir;’Ey Davud! Ümmetini aşırı arzuyla yemekten sakındır ve korkut.Hiç şüphesiz dünya şehvetlerine bağlı bir kalbin aklı,benden perelenmiştir’

Buradan anlaşılacağı üzere kıymetliler,nefsin meydanı dünya oluyor.İnsanın üç büyük düşmanından

  1. Birincisi dünya,
  2. İkincisi nefis,
  3. Üçüncüsü de malum şeytandır

Dünyanın hükümleri çok geniştir.Dünyaya dair ahkamı Rabbü’l-alemin,Kur’an’la,Resulüllah Efendimiz’le (s.a.v) ümmet-i Muhammed’e bildirmiştir. Dünyanın haline uymamakla bizleri uyarmıştır.

Ulemanın beyanına göre dünya,Allah’a ve Allah’ın dostlarına düşmandır. Dünyanın,Allah’a giden yolları kullara kapaması,Allah’a düşman olduğunun alametidir.Onun için dünya bir perdedir.Dünyanın aslı fanidir;yaratılışındaki sıfatı cazibeli,aldatıcı ve nefsin yaratılışına uygundur.Çünkü dünya şeytanın avını yakalamak için kurduğu bir tuzak hükmündedir.Şeytan dünyayı çok iyi kullanır.Ademoğlunu da dünya ile aldatır.Dünyanın cazibe ve güzelliği olmasaydı,ne şeytan insana hücum edebilir ne de nefis insanı ahiret yolundan alıkoyabilirdi.

Allah’ın zatından başkasına olan muhabbet,Allah’ın Resulü’ne (s.a.v) duyulan sevgi Allah Resulü’ne olan muhabbet Allah Teala’ya karşı hissedilen sevgiden kaynaklanır.Yani Hz Muhammed Mustafa’yı (s.a.v) sevmenin belirtisi,ona itaat ve sünnet-i seniyyelerine uymak,onu en güzel örnek almakla anlaşılır.

Şu halde ahlak-ı hamide olan Hz Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) sünnetlerinden vazgeçen ehl-i dünya olur.Bu dünya için insanların birbirine küsmesi,Allah Resulü’nün (s.a.v) ahlakından habersiz olmasındandır.Çünkü bu tür ehl-i dünya,tamamen veya kısmen ahiretten uzaklaşmıştır.Bu,tıpkı ahiret ehlinin dünyadan uzaklaşmasına benzer.

İşte Resulüllah (s.a.v) Efendimiz’in daha önce de zikredildiği gib ‘Siz dünya işlerini benden daha iyi bilirsiniz’ buyurması

Nasıl ki ehl-i dünya,dünyaya bağlılıkları derecesinde,Allah’ın şeriatından çok şeyi noksan yapıyorsa,ehl-i Hak da yüzünü Cenab-ı Hakk’a çevirince dünyadan çok şeyi noksan bırakır,terkeder.Zira ahiret ehline göre dışta dünya ile olmak,içte ahiret perişanlığına sebep olur.İki hanımlı adam,iki hanımını da aynı anda hoşnut edemeyeceği gibi,ahiret adamı da dünyayı hoşnut etmeye kalkarsa ahiret gelinini küstürür.

Biz insanların basireti yani gönül gözü açılmadıkça,gözün zahiri görmesi bir mana ifade etmiyor.Gönül gözü gaflet uykusundan azat olup,nefsini tezkiye etmedikçe,gönül nurunu parlatmadıkça,gözün zahiri görmesi gerçek manada uyanıklık sayılmıyor.Kur’an’ı Kerim’de zikredilen ‘kalplerin kör olma’ meselesi işte budur:

‘Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir.Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır (Bakara’7)’

‘(Seni yalanlayanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu.Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz;lakin göğüsler içindeki kalpler kör olur (Hac’46)’

Muhteremler !

Bu dünyada güzel ahlaka ve Peygamberim Muhammed Mustafa Efendimiz ‘in (s.a.v) sünnetine sarılmadıysak nafile’ Basiretimizi açıp aklımızı işletmediksek nafile ! Bu bakımdan ehl-i tasavvuf,baş gözünün değil kalp gözünün görmesini gerekli kabul ediyor.Onun için kalp gözü açılmayan amadır ve ehl-i dünyadır.

Kemalat,ehl-i dünya olarak çok para kazanmakta değil reşit olmaktadır.Nasıl ki bedeni kanuna göre bir vatandaşın bazı haklara sahip olabilmesi için,reşit olması gerekiyorsa,tasavvufta da reşit olmak,marifet-i ilahiyyeye ulaşmakla mümkündür.Onun için dünya ehl-i arasında nice yetmiş yaşında çocuklar,nice yirmi yaşında er kişiler vardır.

İsmail Hakkı Bursevi,Kenz-i Mahfi (gizli hazine) isimli eserinde şöyle buyurmuş;

‘Ey irfan sahibi! Herkeste göz aynı iken,birinizin bir,diğerinizin iki görmesinin sebebi nedir ? Birinin yar,diğerinin ağyan seyretmesi nedendir? İşte bu şaşlık ve göz bozukluğu,neyl-i dünyadan ibarettir..



Kaynak= Mehmet Ildırar / Tasavvuf Ve Nefis Terbiyesi / bkz:142…145