Duha Süresi Bilmen Tefsiri

1-Ey Muhammed’) Andolsun kuşluk vaktine

Bu mübarek sûre, Allâh-ü Teâlâ’nın Peygamberimiz hakkındaki lütuf ve ihsanını bildiriyor. O Yüce Peygamberin günden güne daha ziyade nîmetlere, muvaffakiyetlere nail olacağını müjdeliyor. Ve o Yüce Peygamberin yetimlere, yoksullara karşı güzel muamelede bulunmakla ve nail olduğu nîmetlerin şükrünü yerine getirmekle mükellef bulunmuş olduğunu göstermektedir. Şöyle ki: (Andolsun kuşluk vaktine…) yani: Güneşin yükseldiği, gündüzün başlamış olduğu, adeta insanlık âlemine yeni bir hayat verilmiş gibi bir şekilde ilâhî kudretin pek parlak bir sûrette tecellî eylemiş bulunduğu bir zamana andolsun. Bu öyle bir zamandır ki: Musa (a.s) bu vakitte ilâhî kelâma erişmiş ve bu vakitte sihirbazlar imana gelip secdeye kapanmışlardı.

  • 2-Ve sükuna erdiğinde gceye ki,

2. (Ve sakin olduğu zaman) Yani: Gündüz hayatındaki faaliyet sükûnet bulup hareketler kesildiği, başka bir kudret manzarası vücuda geldiği vakit (geceye…) de andolsun (ki:) o da insanlık için başka bir ilâhî lütuftur, bir istirahat zamanıdır. Yüce Peygamberimizin miracı böyle bir gece içinde vuku bulmuştur. Kısacası: Gündüzler de, geceler de birer büyük nîmettir, birer muazzam ilâhî kudret eseridir. Bunların bu ehemmiyetine işaret içindir ki: Kendilerine yemîn edilerek buyruluyor ki:

  • 3-Rabb’in seni terk etmedi,sana darılmadı da

3. Ey Son Peygamber!. (Rab’bin seni ne terketti) Ne senden veda ederek ayrılmak gibi bir hâl vücuda getirdi (ve ne de) senden (darıldı.) ne de sana buğz etmiş oldu. Sen daima ilâhî iltifatlara mazhar bulunmaktasın.

Bu mübarek sûrenin sebebi nüzulü hakkında çeşitli rivayetler vardır. Kısaca deniliyor ki: Yahudiler, Resûl-i Ekrem’e müracaat ederek ruhtan Zülkarneynden ve Ashab-ı kehf’den sual etmişlerdi. O Yüce Peygamber de: “Size yarın haber verir mi demiş “İnşallah” dememiş idi. bunun üzerine ilâhî vahiy bir müddet kesilmiş oldu. Bu müddet, on iki veya on beş veyâhut kırk gün kadar devam etmişti. Bir takım müşrikler de” Artık Muhammed’e Rabbi veda etmiş, onu terkeylemiş diye söylemişlerdi, Peygamber Efendimiz ise böyle ilâhî vahyin kesilmiş gibi olmasından dolayı pek fazla mahzun ve kederli bulunuyordu, Cenab-ı Hak’kın rızasına aykırı bir harekette mi bulundum diye pek üzülmeğe başlamıştı. Hatta deniliyor ki: Mübârek alnını Kâbe-i Muazzama’ya koyarak dua ve niyazda bulunmuştu. Bunun üzerine bu mübarek süre inerek kendisinden Cenab-ı Hak’kın razı olduğu, o Yüce Peygamberin ilâhî iltifatlardan mahrûm kalmamış olduğu kendisine müjdelenmiş oldu.

  • 4-Göreceksin,senin için sonuç başlangıçtan daha iyi olacaktır

4. (Ve) Ey Yüce Peygamber!, (elbette ki: Senin için ilerisi) Müstakbel hayat, (evvelinden daha hayırlıdır.) sen her vakit yükselmeden yükselmeye nail olacaksın, senin günden güne izzet ve şanın yükselmekte bulunacaktır. Dünyada günden güne muvaffakiyetlere nail olacağın gibi asıl ahirette de her türlü nîmetlere, tecellîlere mazhar bulunacaksındır. Artık gönlünü ferah tut. Nitekim bu ilâhî müjde, daha dünyada iken tahakkuk etmiş oldu. Resûl-i Ekrem Hazretleri nice başarılara, fetihlere kavuştu. Mübarek şeref ve şanı Şark ve Garba yayıldı, nice milyonlarca mü’mîn tarafından yüceltilmekte ve salât-ü selâm ile anılmaktadır.

  • 5Rabb’in sana verecek,sen de razı olacaksın

5. (Ve muhakkak ki:) Ey Yaratıkların en faziletlisi!. (Sana Rab’bin ihsân buyuracak) seni nîmetlere erdirecektir Kısaca sen, ilâhî vahye peş peşe nail olacaksındır. Bir müddet gecikmiş olduğundan dolayı mahzun olma ve senin Kerîm olan Rab’binden (sen de hoşnut olacaksın.) nitekim bu ilâhî va’d gerçekleşmiştir. Evet.. Cenab-ı Hak, O Yüce Peygamber’in dinini yüceltmiştir. O pek Muhterem Peygamberini nice muvaffakiyetlere eriştirerek gönlü ferah bir hâlde yaşatmıştır. Onun hakkındaki uhrevî nîmetler ise her türlü düşüncelerin üstündedir.

  • 6-Nitekim O,seni bir yetim olarak bulup barındırmadı mı?

6. Evet.. Bir kere düşünmeli, ey insanlığın kendisiyle iftihar ettiği Yüce Peygamber!. Kerem ve merhamet sahibi Yaratıcın (seni bir yetim bulup barındırmadı mı?.) evet.. Sen daha validen rahmine henüz altı aydan beri şeref vermiş iken pederin vefat etmiş idi, validen dahi sen henüz sekiz yaşında iken ölüp gitmişti, seni amcan Ebû Talip yanına alarak hakkında pek güzel, şefkatlice muamelede, himayede bulunmuştu, sen bütün bir ilâhî lütuf eseri olarak öyle büyüyüp gelişmeye muvaffak oldun.

  • 7-Seni,ne yapacağını bilmez halde görüp yol göstermedi mi?

7. (Ve) Cenab-ı Hak (seni) ey Yüce Peygamber!, (bir şaşırmış hâlde buldu da) Sana (doğru yolu göstermedi mi?) evet.. Gösterdi, çünkü: O pek muhterem Peygamber, Allah’ın dininden mahrum, dini hükümlerden habersiz bir muhit içinde dünyaya gelmiş, kırk kadar kavminin pek cahilce hâllerine şahit olmuş, onların akla, hikmete muhalif inançlarını, hareketlerini gördükçe hayretler içinde kalmış bulunuyordu. Sonra Cenab-ı Hak, lütfetti, o masum kulunu peygamberlik ve risalete nail kıldı, onun kaderini bir ilâhî kitapla yüceltti, ona takip edilmesi icabeden hidayet ve saadet yolunu gösterdi.

  • 8-Seni muhtaç halde bulup ihtiyaçlarını gidermedi mi?

8. (Ve) Ey Yüce Nebi!, (seni) Kerîm olan Rab’bin (bir yoksul buldu da zengin kılmadı mı?.) Evet.. O pek büyük Peygamberini, maddî ve manevî nice nîmetlere nail buyurdu. Bilmektedir ki: Resûl-i Ekrem Efendimize vaktîle pederinden miras adına bir deve ile bir cariyeden başka bir şey miras kalmamıştı, dünyevî bir servete sahip değildi, fakat Cenab-ı Hak, o muhterem kuluna lütfetti, onu bir kalp zenginliğine sahip kıldı, onun yüceliğe yönelik olan bakışları karşısında dünya varlığının bir kıymeti kalmamış bulunuyordu. Maamafih eşi Hatice validemizin servetinden yararlandı. Ve ticaret ve cihat yoluyla nice malları elde ediverdi, daha dünyada iken de günden güne nice nîmetlere, hayırlara kavuşmuş bulundu.

  • 9-O halde sakın ha,yetimi incitme

9. (Artık) Yüce Yaratıcı, o şefkat timsali Nebisine emrediyor ki: sen (sen yetime sakın kötü bir muamelede bulunma.) onun bir malını elde etmek isteme, ona bir hakaret gözüyle bakma, onun yetim hâline merhamet et, kendisine şefkatle muamelede bulun, nitekim o merhamet deryası Peygamber de, yetimlere karşı büyük bir merhamet göstermiştir, bir hadîs-i şerifi şu mealdedir. “Müslümanların arasında en hayırlı ev, içindeki yetime güzel muamele yapılan evdir ve müslümanlarca en şerli ev de içindeki yetime kötü muamele yapılan evdir.”

  • 10-İsteyeni azarlayıp gücendirme

10. Hak Teâlâ Hazretleri, o Yüce Peygamberine şöyle de bir ahlâkî fazilet telkin buyuruyor, (ve bir şey dileneni de) veya bir şey sual edeni de, (kovma) huzurundan reddetme, hakkında şefkatle muamelede bulun, bütün bu ilâhî beyanlar, müslümanlar için ahlâk dersi vermektedir. Dilenen bir kimseye bir şey verilmesi uygun görülürse verilmelidir. Verilmediği takdirde şefkatle, nezaketle reddedilmelidir. Sertlik, hakaret göstermemelidir Öyle bir muamele, insanîyete yakışmaz.

  • 11-Rabb’inin lutfettiği nimete gelince,ondan da bahset

11. (Fakat..) Ey Yüce Peygamber!. (Rab’bin nîmetini de an.) Bir şükür lisanı ile söyle, o nîmetten başkalarını yararlandır, nitekim o âlemler için rahmet olan Yüce Peygamber maddî ve manevî nîmetlere nâil bulunmuş bunlardan ümmetlerini yararlandırmaya son derece çalışmıştır. Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun.

Bu sûreden itibaren Kur’an-ı Kerim’in son süresine kadar olan sürelerin okunmaları nihâyetinde ‘”Allâh-ü Ekber” denilmesi, öteden beri yapılan bir sünnettir. Bu tekbir, Cenab-ı Hakkın Yüce şanına saygı ve Peygamber Efendimiz hakkında ilâhî iltifatlara bir teşekkür vazifesi demektir. Kerîm Mâbudumuz, cümlemizi ilâhî feyizlerine nâil buyursun. Peygamberlerin Efendisi hürmetine âmin.



Turan Yazılım / Mürşit 5 / Kur’an / Tefsir / Bilmen

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.