Cinsel Hastalıklar Ve Belirtileri

Zina, toplumsal büyük bir yaradır. Bu yaranın açtığı gediği hiç bir şey dolduramaz. İşleyenlerin dünya ve ahiret hayatlarını mahveden büyük bir günahtır. Ahlak duvarını yıkan, maddi ve manevi tahribatları büyük sosyal bir anarşidir.İşte doğurduğu sadece bedensel zararlardan ikisi.

Bel Soğukluğu Belirtileri

Bu hastalık «gonokok» adı verilen, çok ufak, nokta şeklinde olan ve mikroskop altında çifter çifter duruşlarından, burgulu çivi başına benzeyen karakteristik şekillerinden tanınan bir mikropla ortaya çıkar.

Cinsel ilişki ile kadından erkeğe, erkekten kadına bulaşan bu hastalıkta ilişkiden 24 saat sonra cinsel organlarda sızlama, yanma ve cerahat renginde bir akıntı başlar. Ancak kadınlarda uzun zaman gizli kalan bu hastalık, böyle bir kadınla ilişkide bulunan yüzlerce erkeğe kolayca geçebilir.

Erkek tarafından alınan gonokoklar 2-3 gün içinde idrar yolu ön kısmında o derece ürerler ki, kaygan zarlar iltihaplanır ve akıntı ile birlikte idrar sırasında dayanılmaz ağrılar kendini gösterir. Bu sırada tedaviye başlanırsa 2-3 gün içinde hastalık işaretleri azalır ve 5-10 gün sonra da tamamen kaybolur. Eğer gonokoklar üç ay için de mikroplar kaygan zarların büklümleri arasında iyice yerleşirler. Atılmaları, buradan temizlenmeleri güçleşmiş demektir. Şikayetler azalır, akıntı seyrekleşir, fakat zaman zaman sabahları kendini gösterir, idrar yolları daralır, hastalık kronik bel soğukluğuna dönüşür.

Kadın tarafından alınan gonokoklar ise, idrar yolları dış kısmında uzun süre kalırlar ve ufak yanmalar ve belli belirsiz akıntılar bir yana kendilerini pek hissettirmezler. Zamanla idrar yolu çıkış yerinden rahim yoluna, buradan da daha yukarılara giderek rahim yolu boynu nezlesi, yumurtalık kanalı iltihabı ve sonuçta da kısırlık.

Frengi Hastalığının Belirtileri

Bu hastalık; bel soğukluğu ve yumuşak şankr ile birlikle Venüs Hastalıklarından sayılan ve «spiroçet pallida» diye adlandırılan, yılan balığı gibi kıvrana kıvrana ilerleyen bir mikrop aracılığı ile kadından erkeğe ve erkekten kadına bulaşır. Frengi’nin yüzde 90’ı doğrudan doğruya cinsel ilişki, yüzde 8’i öpüşme, yüzde 2’si de bardak, pipo, musiki aletleri, taş bıçakları, oyuncaklar v.b. şeylerle taşınır.

Spiroçet pallidalar aktif bir şekilde kanda dolaştığı ve bütün uzuvlara yayılabildiği için, pek çok yan hastalıklara sebep olur. Ve sonuç olarak da dört ayrı safhada kendini gösterdikten sonra (eğer bu safhâlâr sırasında önü alınmazsa) hastayı ölüme götürür. Frenginin sirayeti, vücudu örten deri tabakasının yaraları vasıtasiyle olur ve frengi mikrobu, bu yara ve çatlaklardan vücut içi dokularına girer.

Frengili bir insanın ifrazatı ile bulaşmış herhangi bir eşya, ancak kurumamış olduğu takdirde mikrop aşılamak tehlikesini haizdir. Oda içindeki sıcaklık nedeniyle alelade eşyalarda bu ifrazat kısa zamanda kuruyacağı için, frenginin bir insandan diğer insana cansız eşyalar vasıtasıyla geçebilmesi pek nadirdir. Esas itibariyle frengi mikrobu bir insandan öbürüne, tenasül uzuvlarındaki rutubetli zar tabakaları vasıtasıyla, yahut mikroplu insanın ağzının, sıhhatli insanın rutubetli zar tabakasıyla kaplı kısımlarına dokunması suretiyle geçer. Yalnız bu zar veya deri kısımlarının mikrop için elverişli rutubette olması gerekir. Bu kısımlardaki gözle görülmez bir delikten içeri giren mikroplar birkaç saat içinde lenf guddelerine ve damarlarda dolaşan kan içine nüfuz eder.

Bir kere vücuttan içeri girince, bu mikroplar süratle çoğalır ve birçok dokulara yayılır. Bu dokulardan her birinin mukavemet gücü birbirinden farklı olduğu için, zamanla bazılarında hastalık görüldüğü halde diğerlerinde görülmez.

Mikrop vücuda girdikten sonra üç veya dört hafta çoğalmaya devam eder, fakat hiç bir hastalık belirtisi görülmez, öyle ki mikrop, kapan kimse mikropların bu faaliyetinden hiç haberdar olmaz.

Mikroplar vücuda yayılırken, ilk girdikleri yerdeki dokuda bir aksülamel başlar. Üç veya dört hafta süren bu yayılma devresine, frenginin kuluçka devresi adı verilir ve mikroba aşılanma ile ilk yaranın çıktığı zaman arasında devam eder. Hemen daima tenasül uzuvlarında çıkan ve şankr adı verilen bu ilk yara, giriş yerindeki mikroplara karşı aksülamelin neticesidir. Birçok hastalar, bilhassa kadınlar, böyle bir çıban çıkarmış olduklarının farkına bile varmazlar. Kadının tenasül uzuvlarının yapısı dolayısıyla bu iki çıban, vagina içinde veya rahim boynunda çıkar ve gözle görülmez. Bu farkına varılmayan ilk yara, pek nadir olarak erkeklerde penis içindeki idrar kanalında çıkabilir.

Eğer mikrobun aşılanma yeri ağız üzerindeki zar tabakasında ise, bu ilk çıban dudaklarda, dilde, burun deliklerinde veya ağzın diğer bir zar tabakası üzerinde çıkabilir, şankr’ın karın altında, kalçalarda veya göğüste çıkması da mümkündür…

İlk frengi yarası çıktıktan iki ila dört hafta sonra kendi kendine iyi olmaya başlar. Fakat yine bu esnada cilt üzerinde döküntüler meydana çıkar. Bu ekseriya cilt üzerinde belirdiği gibi, bedende, tenasül uzuvları etrafında, başta ve bilhassa alında, ağız ve burun civarında, avuç içi ve tabanlarda daha kuvvetli olarak görülür.

Cilt döküntüleri ile beraber olarak boğazda yara, ağzın veya tenasül uzuvlarının zarlı tabakaları üzerinde sivilce şeklinde küçük çıbanlar çıkabilir. Baş ve sırt ağrıları, mafsallarda sancılar meydana gelebilir ve bunlar geceleri şiddetlenir. Bazı hastalar, frengiye yakalandıklarının farkına varmaz ve belirtileri bir enfiuenzaya atfederler. Birçok hastalarda ise bu umumî arazların hiç biri görülmez, bazıları da hafif geçen cilt kızartıları veya sivilcelerin ya farkına varmaz veya unutur giderler. Bu devre birçok haftalar veya aylar devam edebilir fakat cilt kızartıları ve sivilceler hiç tedavi edilmeseler dahi, yavaş yavaş kaybolurlar. Kızartı kaybolunca o kimse tamamen sıhhat bulduğuna inanır.

Frenginin yukarıda sayılan ilk arızası geçtikten ve umumiyetle hastalık başladıktan sonra tedavi edilmiş olan hastada frenginin neticeleri baş göstermeye başlar, ilk safhası ile daha sonraki kötürümleştirici safha arasındaki devrede frengiyi teşhis etmek ancak kan muayenesi ile mümkün olabilir. Eğer o şahıs, ilk mikrop kaptığı zaman geçirdiği arazları hatırlayacak kadar talihli ise, doktora maddi bakımdan yardım etmiş olur; fakat araz göstermeden seyir eden frengiyi teşhis edebilmek için kan muayeneleri yaptırmak zaruridir.

İyi bir hekim, laboratuvarda ki kan muayenesinde yalnız bir defa müspet netice görmekle iktifa etmez, bu tecrübeyi birkaç defa tekrar ettirir; bundan başka teşhisinden emin olabilmek için hastanın geçmişini dikkatle tetkik ettiği gibi, ayrıca bedeni muayene yapmayı da ihmal etmez.

Doktor, gizli seyir etmiş bir frengiyi teşhis etmek için deneme mahiyetinde bir muayene yaparken, hastalığın başka birtakım arazlar meydana getirmiş olup olmadığını da iyice araştırır.

Frengiyi bir insanda, hastalığın daha sonraları beyin veya murdariliğe sirayet edip etmeyeceğini yıllarca önceden kestirmek mümkündür Mikrop kaptıktan bir veya iki yıl sonra yapılan bel suyu muayenesinde frengi mikrobu bulunan bir frengilinin, yalnız başına veya murdarilik frengisi ile birlikte olarak, umumi felçten dolayı akıl hastahanesine yatmaya namzet olduğu önceden tahmin edilebilir.

Umumî felç (paersis), sinsi bir şekilde gelişir. Şahsiyet ve muhakemede vakitsiz değişiklikler baş gösterir. Hasta, tehlikeli malî teşebbüslere girişir, saçma sapan işlere büyük paralar yatırır ve kaybeder. Gözün hadekası ışığa karşı hiç reaksiyon göstermemeye başlar. Yavaş yavaş bunar ve yatalak olur. Vücudundaki uzuvlar yavaş yavaş işlememeye başlar ve hasta, iradesiyle vücut faaliyetlerini idare etmek gücünü kaybeder; kendisine zorla gıda vermek mecburiyeti hasıl olur. Eğer tedavisi için halâ bir şey yapılmazsa, iki veya üç yıl içinde, tam bir gıdasızlığa ve nihayet ölüme düçar olur.

Murdarilik frengisi, umumi felç (parasis)’ten daha yavaş gelişir. Ve onu  erken ölüme sürüklemediyi gibi, her zaman da öldürmez. Murdarilik frengisinin ilk belirtisi, göz kapalı iken ayakta durmakta güçlük çekmektir. Bu bilhassa yüz yıkarken hissedilir. Bundan başka bilhassa ayaklarda, gayritabiî hisler duyulur ve hasta kimse bileklerinin sıkıştırıldığını, yahut sanki yıldırım çarpmış gibi vücudundan şiddetli bir sancının gelip geçtiğini hisseder.

Böyle bir hastaya ayakta dururken gözlerini kapaması söylenirse, bir yere dayanmadan duramaz. Yavaş yavaş artık ayaklarına hakim olamaz ve yatağa, yahut tekerlekli bir iskemle üzerine çivilenmeye mahkum olur. Murdarilik frengisinin son safhâlârında hastanın bu vaziyeti yıllarca aynı kalır veya bir mikrop kapmadan dolayı ölümle sonuçlanır.

Bir insanda ya umumî felç, yahut da yalnız murdarilik frengisi vardır, denemez. Umumi felce düçar olmuş birçok hastalarda murdarilik frengisi belirtileri de beraber görülür. Buna karşılık murdarlık frengisine yakalanmış hastalarda da umumî felç tezahürleri müşahade edilebilir. Bundan başka frenginin merkezi sinir sisteminde yaptığı ihtilaflar yalnız bu ikisinden ibaret olmadığı gibi, daima hastalığın son safhasında da çıkmaz.

Bazı kimselerde bilhassa tedavi yaptırmış fakat eksik bırakmış olanlarda, hastalığın başlayışından birkaç ay sonra şiddetli baş ağrıları ile beraber frengi menenjiti meydana gelebilir; aynı zamanda beyin sinirlerindeki ihtilatlardan ileri gelen arazlar müşahede edilir. Bu tezahürler çok çeşitlidir. Burada hepsini tasvire imkan yoktur. Sonraları meydana gelen diğer bir sinir sistemi ihtilatı da vasküler tiptedir; bunda, beyindeki kan damarları tahrip olur ve bu yüzden zamanla kollarda veya bacaklarda, ekseriya bir taraflı olmak üzere, felç meydana gelir.

Kalp ve büyük kan damarlarındaki frengi, ekseriya ani şekilde ölüme sebep olur. Bununla beraber son zamanlarda elde edilen bilgiler cardiovasküler frenginin, eğer iyi tedavi edilirse nispeten zararsız olduğuna işaret etmektedir.

Kan damarları frengisinin en çok görülen şekli, vücuttaki geniş arterlerin, bilhassa aorta adı verilen ve belkemiği önünde boylu boyunca uzanan damarlara kan yollayan geniş arterin iltihaplanması ve zayıflamasıdır. Teknik tabiri aortifis olan aort iltihabının arazlarını teşhis etmek zordur; bu teşhisi ancak, bu iş için hususi surette yerleştirilmiş hekimler, çok dikkat sarf ederek ve modern laboratuvar vasıtalarından faydalanarak yapabilmektedirler.

Aort iltihabının en önemli tarafı, genel olarak aort’un genişlemesine yol açmasıdır. Bu genişleme ya umumi olabilir, yahut bir bölgeye inhisar edebilir. Böyle mevzii genişlemenin bazı şekillerinde aort duvarının en zayıf yerinde kesecikler meydana gelir. Bu keseciklere anevrizma adı verilir. Bazen anevrizma, arter içindeki kanı daimi şekilde zorlayarak, yolu üzerindeki nesiçleri, hatta belkemiği yahut göğüs kemiklerini tahrip eder. Bu bölgelerde dokular bazen öyle tahribata uğrar ki, anevrizma duvarı son derece incelebilir.

Bazı anevrizmalı kimselerde kalbin çarpışı çıplak gözle dahi görülebilir. Bu gibi kimseler kalp durmasından ölmezlerse, anevrizma duvarındaki ani bir çatlama ve bundan ileri gelen kanamalarla yine ölüme sürüklenirler.

Kalp ve aort’dan başka, vücudun herhangi bir tarafında kan damarları da frengi dolayısıyla hastalanabilirler. Kan damarlarının iç tabakalarında meydana gelen iltihaplanmalar ve damarlar ve damarların kısmen tahrip olmasına sebep olur. Vücudun bilhassa aşağı taraflarında bu hal ciddi ihtilâtlara sebep olabilir, çünkü buralarda kan dolaşımı vücudun diğer taraflarına bakarak daha durgundur. Bacaklar ve kalçaların kan damarlarındaki frengi iltihapları normal kan akımını azalttığı için, bacaklar ve ayaklarda ülser, hatta kangren meydana gelebilir.

Vücutta frenginin sebep olduğu biçimsizliklerin en kötüsü, kafa kemikleri bilhassa burun kemikleri frengi mikroplarının istilasına uğradığı zaman görülür. Böyle hallerde bütün burun tahrip olabilir. Bilhassa ülserleşme ve düğümler şeklindeki cilt tahribatı, vücudun her tarafında, fakat en çok bacaklarda görülür. Karaciğerin frengiye yakalanması, o kadar çok normal karaciğer hücrelerinin mahvolmasına sebep olur ki, gıdalar kâfi derecede sindirilemez. Ya karaciğerin harap olması veya ihtilat yapıcı mikropların sonunda ölümden kaçınılamaz.

Birçok masum kimseler frengi mikrobuna aşılanırlar; evli eşlerden birinin diğerine mikrop geçirmesi gibi. Fakat birçok frengi vakaları görmüş olan bir hekime en çok ızdırab veren şey, doğmamış bir çocuğun frengi mikrobu almış olması faciasıdır.

Frengi, doğmamış bir çocuğa, gebeliğin beşinci ayından sonra geçer. Hastalık hiçbir zaman, doğmamış bir çocuğa doğrudan doğruya babadan geçmez. Eğer baba hastalıklıysa mikrobu anneye geçirir. Sonra, bu mikroplar hamile olan anneden, rahim içindeki çocuğa besin maddelerini götüren göbek bağına geçer. Şurasını tekrar edelim ki, çocuğun hastalığa yakalanması ancak gebeliğin beşinci ayından sonra olur; bu sebeple beş ay içinde anne tedavi edilirse, yüzde doksan ihtimalle çocuğa hastalık geçmez. Anne tedavi görmezse, 8 de bir ihtimalle çocuğun sıhhatli doğma şansı vardır.

Hastalıklı olan hamile anne tedavi görmezse, çocuk, ekseriya vaktin den önce ve ölü olarak doğar. Canlı doğsa bile, kısa bir müddet sonra ölebilir. Umumi olarak, anne hastalığa ne kadar yeni yakalanmışsa, çocuğa hastalığın geçmesi o kadar çok mümkündür.

Canlı doğan frengili çocuğun, ekseriya kalça ve tenasül uzuvları civarında bir cilt döküntüsü görülür. Bununla beraber bu döküntünün bütün vücudu kaplamış olması da mümkündür. Böyle bir çocuğun karaciğeri ekseriya hastalıklıdır ve çok büyümüştür. Kemikleri de hastalıklı olabilir. Bundan başka görünüşte müzmin bir soğuk algınlığına benzeyen, sürüncemeli burun akıntılarından muztariptir. Bir müddet sonra gözler de iltihaplanır, görme kuvveti azalır, gözler ışıktan rahatsızlık duyar. Gözlerin beyaz kısımlarında da iltihaplar görülür.

Çocuk biraz büyüyünce kollarında ve bacaklarında, beyindeki kan damarlarının frengiden hasta olması dolayısıyla felçler görülebilir.
Çocuk 10 yaşını geçince veya buluğ çağında… umumi felç (bunama) alametleri baş gösterir. Bu ihtilatın ilk işareti, çocuğun okul hayatında, önce parlak bir öğrenci iken, gittikçe sönük zekalı ve dersleri güçlükle takip eden bir öğrenci haline gelmesidir. Bu hal, yavaş yavaş bir cinnet haline (dementia) doğru gelişir.

İrsi frengisi olan çocukların dişleri kusurludur. Hatta çocuklarda yalnız dişleri muayene ederek irsî firengiyi teşhis etmek kabildir.

Çocuklarda frenginin diğer bir belirtisi, işitme sinirinin mikroplanmasından ileri gelen sağırlıktır. Bu sinir, işitmeyi sağlama görevinden başka, vücudun dengesini de sağlarlar. Bu sebepledir ki işitme siniri hastalanan çocuklar göz kamaşması ve baş dönmesinden acı çekerler.

Göz ve dişlerdeki tahribatından sonra, çocuklardaki firenginin en umumi üçüncü belirtisi ise işitme sinirinin hastalanmasıdır. Bu üç belirtinin bir arada bulunması, başka hiçbir delile lüzum bırakmadan, frenginin teşhisine imkan verir.

HARİCEN NOT= BİR ANLIK ŞEHEVİ ARZULARINIZI TATMİN EDİP HARAM YOLA GİREREK,BU YOL SONUCUNDA VE BİR ANLIK ZEVKİNİZ VE TATMİN SONUCUNDA BİR DÜNYA HASTALIĞA VE BİR SÜRÜ UĞRAŞ VERMEYE DEĞER Mİ GERÇEKTEN?

Kaynak= Turan Yazılım – Mürşit 5 – İlmihal -Evlilik Hayatı Ve Mahremiyetleri

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.