Cehennemliklerin Ameliyle Cenneti Beklemek

Cehennemliklerin Özellikleri



Allah’ım,ben dilimin döndüğü kadar dua ediyorum.Sen kabul et.Ben elimden geleni yapıyorum,Sen’den başka güveneceğim kimse yoktur.Biz Allah içiniz ve O’na yöneleceğiz.Sonsuz güç;ancak azamet sahibi olan Allah’ındır. Kıyamet gününde güvenlikte olmayı,ebedi günde sözünü tutup rüku ve secde eden iyilerle beraber Sen’den cenneti dilerim.Cömertlik ve iyiliğine son olmayan dostlarına sonsuz sevgisi olan ve dilediğini dilediği gibi yapan Sen’sin.Ey izzet giysisine bürünüp herkese galip olan Allah’ım.Seni her türlü noksan sıfattan tenzih ederim.Ey ululuk ve yücelik giysisine bürünüp kullarına eşsiz iyiliğini ve nimetini esirgemeyen Allah’ım.Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim.(Hz Muhammed)(s.a.v)

Hak Teala’nın;”Şeytan sizin düşmanınızdır…(1)” buyurmasına rağmen,Ademoğlu düşmanı dost olarak gördü ne yazıktır ki. Şeytanın Ademoğluna olan düşmanlığı,kini ve öfkesi,Yüce Allah’ın “Haydi, hürmet için secde edin Âdem’e!” dedik. Onların hepsi hemen secde ettiler, yalnız İblis dayattı. (2)” olayı vuku bulduktan sonra “Ben ondan daha üstünüm; çünkü Sen beni ateşten, onu ise bir çamur parçasından yarattın. (3)” diyerek üstünlük taslayıp secde etmemesi ve buna istinaden de “O halde, defol buradan! Çünkü sen kovuldun. (4)” ayetin de belirtildiği üzere cennetten kıyamete kadar kendisine “Sen artık kovulmuş birisin, ceza gününe kadar lânetim senin üzerindedir! buyurdu. (5)”

Ancak kendisinin cennetten kovulmasına sebep olan ve ondan daha üstün olduğunu iddia ettiği Hz Adem (a.s.)’a ve ondan sonra gelecek olan Ademoğullarına ebediyen kıyamete kadar düşman olacağını ve “Mutlaka onları saptıracağım , onları birtakım temennilerle oyalayacağım (6)” şeklinde söylemiş ve buna istinaden de Yüce Allah ;”…mutlaka sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım! buyurdu (7)”

Ancak ne acıdır ki Allah (c.c) kullarına “Fakat şeytanın peşinden gitmeyiniz. Çünkü o sizin besbelli düşmanınızdır. (8)” buyurmasına rağmen ,en üstün varlık olarak yaratılan insan düşmanı kendilerine dost edinmiş ve üzerlerinde hiçbir tasarruf yetkisi olmayan şeytanın fısıldamalarına kulak vererek düşmanıyla beraber kendisini de helak etmiştir,her ikisi de çıkmaz sokaklara girmiş Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim ve Resulü ile aydınlattığı yolları karanlığa tercih etmiş ve kendiside o karanlık da ebediyen kaybolmuştur.

Allah (c.c) Hz Adem'(a.s)’e hitaben buyurdu ki;”Sana gelince Âdem, seninle eşin cennete yerleşin, istediğiniz her tarafından yeyip içip yararlanın. Yalnız sakın şu ağaca yaklaşmayın! Böyle yaparsanız zalimlerden olursunuz.” (9)”.

“Fakat şeytan onlara, gözlerinden gizlenmiş olan edep yerlerini açığa çıkarmak için vesvese verdi. Onlara şöyle telkinde bulundu: “Rabbinizin size bu ağacın meyvesini yasaklamasının tek sebebi, sizin meleklerden veya ölümsüz hayata kavuşanlardan olmanızı önlemektir” diyerek, (10)”

Belki zahiri olarak diyeceksiniz ki ağaç yok ki bizde o ağaçtan yiyelim yada bizde onlar gibi bir imtihana tutunalım diye düşünebilirsiniz. Yok arkadaşlar düşündüğünüz gibi değil aslında.Çünkü zaten bir imtihan ortamındasın. “İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır? (11)”.

Hz Adem (a.s) bir günah işleyip cennetten kovulduğu için senelerce ağladı,utancından gökyüzüne bakamamışken bir de yaşamış olduğumuz neslin haline bakın Allah aşkına.Bu çirkef ortamında iradene hakim olmak,onu zapt etmek,heva ve arzularına gem vurmak, kontrolü elinde tutabilmek her ne kadar zor olacak olsa da imkansız değildir.Çünkü “Biz hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz (12)” buyurmaktadır.

Gerçi bunu başarabilmek için ileride üzerine deyineleceği üzere ot gibi yaşayıp ot gibi yok olmayı gözden çıkartıp biraz ilim tahsil etmen gerekecektir,ancak nefse ağır geldiği için insanlarımız bundan da uzak duruyor. Kuru bir lafla yapılan Müslümanlık.

Geylani Hz ne güzel demiş:

  • “Yazık sana ! O’na kulluk davası güdersin, ama başkasına itaat edersin. O’nun hakiki kulu olsan dostluğun da,düşmanlığın da O’nun uğruna olurdu.Sağlam bir imana sahip olan kimse nefsine, şeytana,arzu ve heveslerine itaat etmez(13)

Evet insanoğlu zayıf ve bir o kadar da nankör yaratılmıştır.Ama gücü kuvveti bulacağı şey ancak imandır,Allah’ı zikirdir.İnsansın hata yapabilirsin, Günahkarsın,günah işleyebilirsin.Acizsin,acziyete düşebilirsin vs vs. Ancak bunlara düşerken de Allah’ın tevbe kapısı olduğunu ve o kapının kıyamete (güneş batıdan doğana) kadar açık olduğunu hatta ve hatta tevbenin şartlarını yerine getirdikten sonra o kapıdan herkesin girebileceğini de bildirmiştir.

Nitekim Hz Adem (a.s) babamız ile Hz Havva annemiz de aynı şekilde hata yapmışlar ve hatasının telafisine istinaden Yüce Allah’tan af dilemişler tövbe etmişler ve Yüce Allah’da tövbelerini kabul etmiştir.Ancak bu tövbe dil ile yaparken bunu kalben istemeli ve hissetmelisin Yoksa islam alimlerinden birisi diyor ki; Pişmanlık duymadan yapılan tövbe Allah ile alay etmek gibidir. (Allah (c.c) cümlemizi tövbesini kabul ettiğini ve tevbe kapısından içeri aldığı kullarından eylesin )

Artık istisnalar olmak şartı ile ne edep kaldı,ne haya kaldı,ne ar kaldı,ne namus kaldı,ne de utanma.Aslında kalmadı diyemeyiz bunlar hepsi var olmak da varlığını sürdürmekte ama bunları sürdürecek insan sayısı parmakla sayılacak kadar azaldı.

Şeytan Hz Adem (a.s)’ı cennetten melek olacak veya ölümsüz olacaksınız diye kandırdı,zamanımızın ve geçmiş insanların da (konuya dahil kişilerin) kendilerini başkalarına beğendirmek,heva heves ve arzularına uydurmak kendini beğenmek ve daha güzel görünmek için açmadıkları, sergilemedikleri yer bırakmamak suretiyle kandırdı.Şeytan kandırdı da kandırdı.Adımız sadece Müslüman olarak kaldı ama icraatlerimizin Müslümanlıkla alakası kalmadı.

Yine aynı konu üzerinde Geylani Hz şöyle buyurmaktadır:

‘La ilahe illallah’ dediğin zaman bir iddiada bulunmuş oluyorsun. Sana’Bu sözü söylüyorsun ama delilin var mı? Nedir delilin?’ denir. Bu sözün delili emre uymak,yasaklardan kaçmak,sıkıntılara sabretmek ve kadere teslim olmaktır.Bütün bunları yapsan bile bunlar,ancak ihlaslı olduğun zaman kabul edilir.Amel olmadan söz, sünnete uygunluk ve ihlas olmadan da amel kabul edilmez (14)

Yarın öldüğümüz zaman ve tövbe etmeden Rabb’imizin huzuruna çıktığımız zaman kendimizi yada kendinizi yada kendilerini nasıl savunacaklar,nasıl savunacağız işte orası çok ama çok zor.Çünkü Allah (c.c) orada kullarına diyecek ki;

“Ben şeytanın sizin besbelli düşmanınız olduğunu söylemedim mi? Niçin Beni dinlemediniz de bu perişan duruma düştünüz?”(15)” dediği zaman halimiz ne olur, nasıl olur,nasıl pişmanlık duyarız,ne kadar ama,ne kadar keşke dolu cümleler kurarız orası belki mechuldur ama artık tek gerçek var ya cennetliksin yada cehennemlik.

O yüzdendir ki pişmanlık duyuyorsan pişmanlıklarını telafi etmeye hemen başla,ama ve keşke dolu cümleler kullanmak istemiyorsan en azından bundan sonraki adımlarını atarken bir kez daha düşün ve Rabb’inin huzuruna çıkacağın ve hesap vereceğin kesin iken ölmeden önce kendini hesaba çekip vicdan muhasebesi yap da ona göre bir yaşam tarzı belirle ve kul olduğunun ve Allah’a karşı kulluk görevlerinin bulunduğunun farkına var.

Çünkü hiçbirimizin değil sabaha çıkmak şu yazdığım yazıyı yayınlamaya belki de okumaya başlayanın başladığı yazıyı okuyup bitirmeye garantisi yok vesselam…!!!

Ve İnsan Rabb’ine Karşı Çıktı



(1-Fatır Süresi’6);(2-A’raf Süresi’11);(3-A’raf Süresi’12);(4-Hicr Süresi’34);(5-Sad Süresi’77-78);(6-Nisa Ssüresi’119);(7-Sad Süresi’85);(8-Bakara Süresi’168);(9-7/19);(10-7/20);(11-Kıyame Süresi’36);(12-En’am Süresi’52);(13-Abdülkadir Geylani / el-Fethu’r-Rabbani / bkz:15);(14-Abdülkadir Geylani / el-Fethu’r-Rabbani / bkz:21);(15-7/22)