Çağımızda Ve İslamda Kadının Yeri

  • 05 Şubat 2018
  • 78 kez görüntülendi.

Fransız ihtilaliyle (1789) Avrupa’da yapılan Reform ve Rönesans hareketlerinden başlayarak günümüze değin aşama aşama serbestlik zincirini kıran kadın sınıfı, kazandıkları birtakım sosyal haklara karşın, sınır haricinde başıboş yaşamakla manevi değerlerini tümüyle yitirmiştir.

Bugün içinde bulunduğumuz 20. asırda kapitalist ve sosyalist ülkelerde kadının durumu gâyet bariz bir şekilde ortadadır.Dünyadaki tüm sosyal hadiselerin temelini ekonomiye bağlayan kapitalizm ve sosyalizm, kökte materyalizme bağlı iki zulüm düzeni oldukları halde, birbirlerini zalimlikle itham etmek suretiyle, insanları aldatarak gönüllerini haktan sapıtma yollarını denemektedirler.

NATO ve Varşova Pakt’ları ile dünyayı iki büyük safa ayıran her iki sistem de, kadını sadece kendisinin mutlu edebileceğini söyleyerek ortaya birtakım öneriler sürmüş, çözüm yollan getirmiş, sonuçta her ikisi de birbirlerinin insana, özellikle kadına bakış açısının insafsızlığını en iyi şekilde dile getirmiştir.

Kapitalizm, üretimde maliyet sorunu halledebilmek için «kadınlara ekonomik özgürlük» diye yaygaralar kopararak kadını kandırıp yuvasından almış, böyIece onu yaratılışının gerektirdiği vazifelerin dışında kaba işlerde çalıştırmakla sömürmüş, sonuçta da aile yapısını bozmuştur. Kadına ekonomik özgürlük vermekle aile yapısını bozan Kapitalizm, «cinsel özgürlük» vermekle de kadını herkesin kullanabileceği ortak bir mal haline getirmiştir.

Sosyalizm ise kadını erkekle eşit tutarken, kadının fiziki yönünden erkekten daha güçsüz olduğunu kabul etmiyor ve üretimde kadını erkekle birlikte çalışmaya zorlarken kadına zulüm ediyor. Nikâh bağını koparmakla da aile kudsiyetini red ediyor. ve kadına hudutsuz bir cinsel özgürlük tanıyor. Kadını zorla fabrikada çalıştıran, cinsel hürriyet diye herkesin kullanacağı ortak bir mal haline getiren sosyalizm, farkında olarak ya da olmayarak kadına en büyük zulmü yapmaktadır.Gerek kapitalist gerek sosyalist ülkede kadın mutlu değildir. Devamlı bir arayış içindedir. Manevi değerini bulmanın arayışı içindedir.

İslâmın dışında tüm sistemler eşitlik palavrasıyla kadını sömürürken, sâdece İslâmiyet kadına gerçek değerini vermekle onu yüceItmiş, sosyal hayatta hakkı olan yerini vermiştir.

  • İSLAMDA KADININ YERİ

İslâm dini gelmeden önce, tüm dünyada kadın hakir ve zelil bir durumda idi. Fakat İslâm, bir güneş gibi Arabistan’da doğmakla, erkek – kadın felsefesindeki gerçek ve adil görüşünü ortaya koydu. İslâma göre hayat hakkı yalnız erkeğe mahsus değildir. Eşit oranda kadın da aynı hakka sahiptir. Erkek gibi kadının da yaratılış gayesi vardı. Ve bu gaye, kadını, erkekle hemen hemen aynı haklara sahip kılıyordu, İslâm, bu hakları kadının dinden almaya çalışanların âhiret gününde hesap vereceklerini bildirmekle onlara ikazda bulundu.

Hz. Muhammed (S.A.S.) tüm insanlara bildirmekle görevli olduğu İslâmı en önce Mekke’de yaymağa çalışırken, karşısında müşrik ve münâfıkların saçtıkları fitne ve fesad tohumları yanında, zülümkârane davranışlarına, Allah’ın yardımıyla cesareti; karşı koydu. Ve bugün tüm dünyaya ışık tutan mükemmel fikir ve sistemlerini kabul ettirdi. Kuşkusuz İslâmın yayılması için mücadelede sırf erkekler rol almamıştır.

Erkeklerin yanında kadınlar da rol aldılar. Demek ki, İslâm, devlet ve cemiyetin koruma işini erkeklere yüklediği gibi, kadınların da kendi evlerinde mücadele etmelerini emrettiği bir gerçektir. Bu gerçek İslâm’ın, toplum da kadının statüsünü yükselttiğinin açık bir belirtisidir.

Muhakkak ki kadınlar da erkekler gibi İslâma hizmet edecekler. Fakat İslâm bu hizmeti kadınların en iyi şekilde evlerinde yapmalarını daha uygun görmüştür. Çünkü İslâmda kadın ve erkeğin görevleri ayrıdır. Ama mükafatları aynıdır. Hiçbir durumda kadının eşit hakkı kaybolmaz.

İslam her ne kadar kadının yerinin evi olduğunu bildirmişse de, yine de sosyal faaliyetlere katılma hakkını elinden almamıştır. İslam, kadını toplumun faydalı bir üyesi kılmakla, onun şerefini daha da yükseltir. Çünkü İslam kadına ilim öğrenmeyi farz kılmakla kadına tahsil yapma hakkı vermiştir. Böylece kadın kendi sahasında bir uzman olabilir. İslâma ters düşmemek ve İslamın kadınlar için koyduğu hükümlere uymak şartıyla öğretmen olup kadınları eğitebilir. Halkı eğitici konularda yazarlık yapabilir. Yine doktorluk yaparak insanlık için hizmette bulunabilir.

Nitekim Hz. Muhammed (S.A.S.)’e ilk biat eden kadınlardan olan Kureyşli Şifa Hatun, Devr-i Saâdet kadınlarının ileri gelenlerindendi. Halife Hz. Ömer (R.A.) fikirlerine önem verip değerini takdir ettiği Şifa Hatun’un hatırım sorar ve çok kere çarşı ve pazarları kontrol vazifesini ona verir ve onun uhdesine tevdi ederdi.

Ancak şu gerçeği de unutmamak gerekir ki en iyi, en verimli netice, herkesin yaratılışına uygun işler görmesiyle elde edilir.



Kaynak= Turan Yazılım / Mürşit 5/ İlmihal / Evlilik Ve Mahremiyetleri