Buruc Süresi Geylani Tefsiri

Ceberrut alemi burçlarını ihtiva eden lahutiyyet isimleri semasını ve en büyük rahmet mertebesinden sakinlerine hibe edilmiş olan melekut aleminin saraylarını tahkik edenlerden gizli kalmaz ki.Lahutiyet semasına ulaşmak ve ondakileri elde etmek,nasutiyet aleminin muktezasından ile imkan vasfının gereklerinden şiddetle kaçan ve lahutiyet aleminin ve en büyük fakr ülkesinin sakinleriyle ünsiyet kesp eden kimseler için kolaydır.

Şüphe yok ki onlarla ünsiyet kurmak,insana galip gelen bir cezbeden ve onu celbeden ilahi bir parıltıdan hasıl olur.İlahi cezbenin öncesinde de,insanı gerçek sevgilide fenaya zorlayan sevgi ve aşırı muhabbet vardır.Muhabbet ise insana galip gelip onu celbeden şevkten kaynaklanır.Şevk ise,mezkur halis azimetten sadır olan talep ve iradeden meydana gelir.Azimet ise ancak insanlaran uzaklaşıp uzlet ve halvette kalmanın yanı sıra iffet ve kanaate devam etmek,rıza ve teslimiyete bitişik olmak ve en nihayet bütünüyle her şeyden kesilerek sonsuz ilim ve hikmet sahibi yüce Allah’a tam tevekkül ve bütün işleri O’na tevdi etmekle tabiat kirlerinden arınıp temizlenir.

  • Bütün bunların öncesinde de,tabii kuvvetlerden miras kalan beşeri kuvvelerin gereklerini kökünden kazıyıp atan riyazet ve ibadetlerin meşakkatine,itaatlerin yorgunluklarına sabretmek ve bunda muvaffakiyetin refakat etmesi vardır.

Sapıklık ve gaflet denizinin dibine batanlar için ise yüce ve büyük olana ünsiyet kesp etmek hiç de kolay değildir.İşte bu sebeple onlar lanetlendiler ve kabul görme ve husule gelme izzetinin sahasından mübalağa ve taklit yoluyla kovuldular.

  • Rivayet edilir ki;

Bir kralın bir sihirbazı vardı,bu sihirbaz yaşlandı.Kral da yetiştirmesi için bu sihirbazın yanına bir çocuk gönderdi.Çocuğun yolu üzerinde gelip giderken uğradığı ve yanında oturup ondan bir şeyler dinlediği bir rahip vardı.O böyle gelip giderken bir gün yolda insanları yolundan alıkoyan büyük bir yılan gördü ve çocuk yılanı taşlamaya başladı ve şöyle dedi:Ey Allah’ım! Eğer rahip sana sihirbazdana daha sevimli ise bu taşla o yılanı öldüreyim.Nihayet attığı o taşla yılanı öldürdü.Daha sonra çocuk körleri ve sedef hastalarını iyileştirmeye,başka hastalıkları da tedavi etmeye başladı.Kralın meclisinden biri de kör oldu ve çocuk onu da iyileştirdi.Akabinde kralın yakını olan o adam iman etti.Kral adama ‘seni kim iyileştirdi’,gözünü kim iyileştirdi’ diye sorunca o da:Rabbim iyileştirdi diye cevap verdi.

Kral buna çok öfkelendi ve yakını olan o adama işkence etti,nihayetinde adam çocuğun yerini söyledi.O çocuğa da işkence etti,nihayet o da işkenceye dayanamayıp rahibin yerini söyledi.Ve kral rahibi bir testere ile ortadan ikiye biçtirdi.Daha sonra çocuk en yüksek bir dağın tepesinden atılmak üzere götürüldi.Tam atacakları sırada şiddetli bir sarsıntı oldu ve yanındakilerin hepsi dağdan aşağı yuvarlandılar.Fakat bu sarsıntıdan çocuk kurtuldu.Daha sonra onu boğmak için gemiyle denizin ortasına götürdüler,fakat bu sefer de gemileri battı ve çocuk hariç hepsi o denizde boğuldu.

Daha sonra çocuk kralın yanına geldi ve ona şöyle dedi:Sana söylediğimi yapmadıkça beni asla öldüremezsin.Sadağımdan bir ok al ve bu çocuğun Rabbi olan Allah’ın adıyla de ve sonra da onu bana at.Kral oku ‘bo çocuğun Rabbi olan Allah’ın adıyla’ diyerek oku çocuğa doğru attı ve ok çocuğun şakağına isabet etti.Nihayet çocuk şakağına elini koydu ve öldü.Bunun üzerine oradaki insanların tamamı iman etti.

Krala denildi ki;’işte korktuğun şey başına geldi’.Bunun üzerine kral hendekler kazdırttı ve o hendekler içinde ateşler yaktırttı.Dininden dönmeyenleri o ateş dolu hendeklere attırdı.Derken kucağında henüz emzikli çocuğu bulunan bir kadın geldi.Ateşle dolu hendeğin başında bir an tereddüt geçirdi.Bunun üzerine henüz konuşma çağında olmayan çocuğu yüce Allah’ın kendisine bazı ilhamıyla tıpku Nebi İsa (a.s) gibi konuştu ve annesine şöyle dedi:Ey anneciğim! Sabret.Çünkü sen hak üzeresin.Bunun üzerine o da hızla ateşe fırlatıldı.

Hasılı,azgınlık ve düşmanlık denizinin diplerine dalmış olan o zalimlerin ‘müminlere kızmalarının’ ve onlardan bu korkunç ve şiddetli intikam ile intikam almalarının ‘sebebi de,onların yalnız çok güçlü ve övgüye layık olan Allah’a iman etmeleri idi (8)’. İmanları sebebiyle onlardan nefret ediyorlar ve bir tek olan,hiç bir şeye muhtaç olmayan,hay ve kayyum olan,kendisi dışındaki her şeye,masivaya mutlak anlamda kahir ve galip olan ve yine hütün hamd ve övgülere zati ve vasfi istihkak ile müstehak olan yüce Allah’a gerçekten iman ve itaat etmelerinden iğreniyorlardı.

‘İnanan erkeklere ve kadınlara işkence yapıp’ onları doğru yolu bulup iman etmelerini çirkin bularaktan,zulüm ve düşmanlık ile yakan ve ‘sonra da’ yaptıkları bu aşırılıktan ve haddi aşmalardan sonra da Allah’a ‘tevbe etmeyenlere’ zulümlerinden subhan olan Allah cihetine yönelmeyenlere ve pişman olarak istiğfar etmeyenlere,o yer yüzünde fesat çıkaran haddi aşmışlara ‘cehennem azabı ve yangın azabı vardır (10)’.Onlar için,çok merhamet ve şefkat sahibi,çok lütufkar olan yüce Allah’ın huzurundan kovulmak ve mahrumiyet vardır.Yüce Allah’ı inkar edip tevhidini reddetmelerinden dolayı da,müminleri hendeklerde yakmalarının bedeli olarak çok yakıcı bir azap vardır.



Kaynak = Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C:VI / bkz:375…378

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.