Bilmen Bakara Süresi 26 Ve 27. Ayetlerin Tefsiri

  • 07 Şubat 2018
  • 63 kez görüntülendi.

Bakara Süresi 26. Ayet Meali=Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve ondan daha üstün bir varlığı misal getirmekten çekinmez.İman etmişlere gelince,onlar bunun Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler.Kafir olanlara gelince:Allah böyle misal vermekle ne murat etti? derler. Allah onunla bir çok kimseyi saptırır,birçoklarını da doğru yola yöneltir.Verdiği misallerle Allah ancak fasıkları saptırır.

Bakara Süresi 26. Ayetin TefsiriBu mübârek âyetler: Mü’minlerin güzel inanışlarını bildirmekte, mü’min olmayanların da cehalelerini, yanlış düşüncelerini teşhir etmektedir, onların en boş iddialar ile Kur’ân’ı Kerîm hakkında şüphe uyandırmağa çalıştıklarını ilân eylemektedirler. Allah’a verdiği sözü bozmuş, yer yüzünde fesat çıkarmağa çalışmış olan kimselerin de ebedî ziyanda kalacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki Kur’ân’ı Kerîm’de birer misal olarak zübab = sinek – enkebut = örümcek gibi bâzı ehemmiyetsiz görülen hayvancıklar zikredilmiştir. Bir takım cahil yahudiler ise, “Bu Allah kelâmına benzemiyor” diye Kur’ân’ı Kerîm hakkında bir şüphe uyandırmak istemişler, bunun üzerine bu âyeti kerime nâzil olmuştur.

  • Evet

(Şüphe yok ki Allah Teâlâ bir sivrisineği ve) hattâ küçüklükte (onun üstünde bulunanı) diğer hayvancıklar gibi şeyleri Kur’ân-ı Kerîm’de (Misal olarak getirmekten utanmaz.)

Bu, haşa haddizatında bir eksiklik değildir, utanmayı icap etmez, belki bunda bir hikmet vardır. Bu bir uyarma vesilesidir, bir ilâhî imtihandır. (İmdi İman etmiş olanlar, bunun Rableri tarafından bir hak olduğunu bilirler.) Bu sebeple de hidayete ermiş, ilâhî nimetlere kavuşmuş olurlar. Bilâkis (kâfir olanlar ise) bunun hikmetini anlamazlar. (Allah bununla misal olarak ne murat etti derler) inkâra cesaret gösterirler. (Hak Teâlâ) ise (bu misal ile birçoklarını dalalette bırakır) onlar bu inkârları yüzünden dalâlete düşmüş, ebedî olarak azabı hak etmiş olurlar. Cenab’ı Hak bununla (birçoklarını da hidayete eriştirir.) Bundaki hikmeti, büyük gayeleri mü’minler anlayıp tasdik ederler, hidayete nâil bulunmuş olurlar. (Allah Teâlâ bununla) böyle bir hikmet gereği getirmekte (ancak fâsık olanları dalâlete düşürür.) Onlar düşünerek bundaki hikmeti, gayeyi anlayamazlar, cehâletlerini anlamıyarak, Allah’ın kelâmına itarazda bulunurlar, bu yüzden ebedî bir şekilde sapıtarak felâkete düşerler.

Bakara Süresi 27. Ayet Meali=Onlar öyle (fasıklar) ki,kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri koparırlar ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar.İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır.

(O kimseler ki) o fâsık, sözlerinde durmaz şahıslar ki (Allah Teâlâ’nın ahdini sağlam bir şekilde) yemin ile (pekiştirdikten sonra bozarlar) ona aykırı hareketlerden kaçınmazlar ve Cenâb-ı Hakkın (bitişmesini) sımsıkı tutulmasını ve gözetilmesini (emretmiş olduğu şeyi kesiverirler) onu gözetmezler, ve onlar (yer yüzünde fesat çıkarırlar) diyanete, ahlâka, İnsanlığa aykırı, zararlı şeyleri yaparlar, (İşte ziyana uğrayanlar) ziyana uğrayan ve sapıklaşanlar ancak (onlardır.) Ne büyük bir felâket!

Ahid; Lûgatte zaman, asır, vasiyet, yemin, güven, Hakkı gözetmek, söz vermek, mukavele yapmak, kefil olmak demektir. Allah Teâlâyı birlemek, bir söze inanıp güvenmek mânasında kullanılmıştır. Ayeti kerimedeki abid’den maksat ise ruhlar âleminde bütün ruhların Allah’ın Rab oluşunu tasdik etmiş olmalarıdır. Onlar ” = (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?)” (A’raf 7/172) yüce hitabına karşı “Evet” diye tasdikte bulunmuşlardı. Veyahut her insanın yaratılıştan sahip olduğu Allah’ı tasdik etme kabiliyetidir.

Bu yaratılışın kaybetmeyen herkes, bu kâinatı yaratan bir yüce yaratıcının varlığına, onun ibâdet ve itaata layık olduğuna aklen, fikren kanaat getirebilirler.

Bununla beraber peygamber zamanında bazı kimseler veya kabileler, Rasûlü Ekrem’e, müraccat ederek onu tasdik etmiş, onunla sağlam anılaşma yapmış oldukları halde daha sonra sözlerinden dönmüşler, dünyada da, ahirette de belâlarını bulmuşlardır. Binaenaleyh bu âyeti kerimedeki ahid bunu da kapsamına alır.

Misak da; ahid, yemin, bir şeyi bir şey ile, bağlamak, takviyede bulunmaktır. Yapılan bir anılaşmaya bir şey ile güvence altına almak ve takviye etmek bir misak demektir. Nitekim senet ve delil gibi kendisine itimat edilen, inanılıp kendisi ile kalbe kanaat gelen bir şeye de “vesika” denilir. Ayeti kerimedeki misaktan murat ise ahdi pekiştiren, o husustaki düşünceleri aydınlatan âyetler, mucizeler, semavi kitaplardır.

Vasıl ise lûgatte: Bir şeyi diğer bir şeye ulaştırmak, bitiştirmek, ulaşıvermek demektir. Âyeti kerimedeki vasıldan maksat ise, bütün peygamberleri, bütün semavî kitapları tasdik edip bunların aralarını ayırmamaktır; üzerimize düşen vazîfeleri, görevleri yerine getirip terk etmemektir, bütün mü’minlere dostlukta, hayır dileğinde bulunup aralarına ayrılık düşürmemektir, umum halkın iyiliğini sağlayan nizamlara uyup bunları ihmal eylememektir.

İşte bu gibi hususlara riayet etmeyenler, ahd ve yemini bozmuş, dalâlete düşmüş, ziyana uğramış fasık kimselerdir.

  • Fasıklığın üç tabakası vardır

Birincisi: Günahları arasıra işlemekle beraber onları çirkin görmektir; haram olduklarını kabul etmektir.

İkincisi: Kebire (büyük) denilen günahları İşleyerek, bunlara kapılarak devamda bulunmaktır.

Üçüncüsü de: Kebirelerin haram olduğunu, çirkin bulunduğunu inkâr etmek suretiyle onları işlemektir. İşte bu üçüncü tabaka, bir küfür mertebesidir. Bir fasık bu mertebede bulunmadıkça ondan İslâm adı kaldırılmaz. Çünkü o, haramı gerektiren esasları tastikte bulunmuştur.Üçüncü tabakadakiler tevbe ve istiğfar etmeden ölürse ahirette ebedî olarak azap çekerler, ziyana uğrarlar.

Hüsran: Zarar, ziyan, noksanlık, sermayeyi kaybetmek, helâke ve dalâlete mâruz kalmak demektir.



Kaynak= Turan Yazılım / Mürşit 5 / Kur’an / Tefsir / Bilmen (Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri