Bildiklerinize Ne Kadar Güveniyorsunuz

  • 11 Mart 2018
  • 72 kez görüntülendi.

Aleyhine Delil Olarak Kullanılabilir



Allah’ım cenneti vaad etmen ve cehennemle korkutman da gerçektir.Huzurunda hesaba çekilmek de gerçektir. Kıyametin geleceğine ve bütün ölülerin dirileceğine hiç bir şüphe yoktur.Hayatım bu inanç üzere devam ediyor.İnşallah bu inanç ile ölecek ve inşallah bu inanca sahip olarak dirileceğim.Bütün salat-selamlar alemlerin efendisi ve en üstün insanı olan Hz Muhammed (s.a.v)’in,al ve ashabının,O’nun yolundan ve O’nun izini takip edenlerin üzerine olsun

Allah (c.c) ; biz insanları en güzel surette ve şekilde “Bir nutfeden (spermadan) yarattı da ona şekil verdi. (1)”ve kendisine gerçekleri anlayabilmesi ve “…onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık. (2)” ve imtihan ortamında türlü ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için “Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur (3)”.

Yaratılmış olan canlı-cansız bütün varlıklar,Ademoğluna hizmet etmektedir. Yeryüzündeki her şey insanoğlunun gücü karşısında çaresizdir.Ancak Ademoğlu da şüphesiz ki kendisini yaratan Yüce Allah’a karşı boyun eğmek durumunda ve O’nun emirlerine “…gücünüz yettiğince Allah’a isyandan kaçının. Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın (4)”ayetine uymak zorundadır.Nitekim başka bir ayet de Yüce Allah şöyle buyuruyor:”Allah’a itaat edin, Peygamber’e de itaat edin. Yüz çevirirseniz bilin ki, elçimize düşen apaçık bir duyurmadır (5)”. Yani siz eğer size gösterilen istikametten başka bir istikamete gidecek olursanız bunun sorumlusu bizzat kişinin kendisidir.Çünkü kendisine gösterilen istikamet sırat-ı müstakim olmasına rağmen kendi iradesi ve tercihi ile buna riayet etmeyip, tam aksine bir yol sürmüşse eğer,hata uyaranda değil gidendedir.Çünkü sırat-ı müstakimi gösteren yani doğru yolu gösteren üzerine düşen görevi ifa etmiştir.Bundan sonra tercih kişinin kendi akli iradesine kalmıştır.”Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de geri kalırsa, onu acı bir azaba uğratır (6)”

“Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur (7)” ayetine istinaden,eğer Allah (c.c) bütün yeryüzünü insana boğun eğdirecek durumda yarattı ise,mutlaka bunda bazı amaçlar,görevler ve bazı yükümlülükler bulunmaktadır.Bundan dolayıdır ki insanın Rabbi’ne karşı bihaber olmaması gerekir ve ne için yaratıldığını araştırması ve öğrenmesi gereklidir.Bunu araştırmak kişinin üzerinde bir yükümlülük olduğu gibi, anne-babanında evladına dini bilgileri öğretmesi de üzerinde bir yükümlülüktür.

Allah (c.c) bir hidayet ışığı ,bir yol gösterici olarak amel edilmek üzere Hz Kur’an-ı Kerim’i indirmiştir ve bu indirdiği Kur’an-ı açıklayıcı ve alemlere bir yol gösterici olarak da Peygamber ve akabinde de İslam alimlerini göndermiştir.

Aklı yerinde olan her insanın gereksiz işlerden ve uğraşlardan sıyrılıp,kendini en güzel surette yaratan Rabbi’ni tanımak ve O’na yönelmek, itaat ve görevlerini yerine getirmek zorundadır.

Aklı yerinde olan her insan bu konuda mükelleftir,görevlidir. Ancak “İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmi delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır (8)”.

Ancak herhangi bir bilgi ve ilme dayanmadan,bilmediği konular hakkında konuşanlar,bilmediği konular hakkında yorum yapanlar ve görüş belirtenler bir ev kurayım derken bir kasabayı yıkanların durumuna benzer.Bir bilgi ve ilme dayanmadan bunların görüşleri isabet etmişse ne ala,ancak birde helalı haram,haramı helal olarak belirtmişlerse vay o kişilerin haline.Nitekim Lokman Süresi’6 ayette de belirtildiği üzere herhangi bir bilgi ve ilmi delile dayanmadan konuşanların durumu,bilerek veya bilmeyerek Allah yolunan saptırmaktan başka bir işe yaramaz.İlmi arayanlarda bunun için ilk başta Kur’an-ı Kerim’e bakmaları gerekir,arkasından sünnet ve arkasından da Peygamber efendimizin ashabının görüş ve önerilerine,alimlerin görüşlerine başvurmak zorundadır.

Hz Ali diyor ki;

Nefsim rehin,bende de kefiliyim.Aslı bozuk olan kurtuluşa susamaz.İnsanların en cahili,kendini bilmeyendir.Şüphesiz ki Yüce Allah’ın en çok kızdığı kimse,şuradan buradan bilgi edinip onunla fitne karanlıklarına dalan kimsedir. Ancak ayak takımından olanlar böylelerine alim derler.Oysa bir gün bile sağlam olarak yaşantısı ilme uygun geçmemiştir.

Yine aynı şekilde Hz Ali diyor ki:Benim belimi iki şey kırıyor :Biri açıkça günah işleyen alim,diğer ise ibadete sarılan cahil

Nitekim Hz Muhammed (s.a.v) buyuruyor ki;Alimler,Peygamberlerin varisleridir.

“Allah tarafından Peygamberlerin, Velîlerin ve Alimlerin gönderilmelerinin sebebi, insanlara Allah’ın varlığını haber verip O’nun yoluna çağırmaktır. Bu davete kulak veren insanlar, Allah’ın sevgilisi olurlar. (9)”.Ancak Ademoğlu “…boş lafı satın alır (10)” da Allah’ın varlığından, sıfatlarından gücünden ve kuvvetinden bihaber olarak hayatını sürdürür ve farkına varamazsa eğer de bu şekilde ölür ki “İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır (11)”.

Bütün vaktini gereksiz işlerde,gereksiz uğraşlarda,gereksiz konuşma ve lakırdılarda geçiren insan,gün gelecek ki bu yaptıklarından dolayı pişman olacaktır.Ah vah edecektir.Ancak ölüm meleği gelmeden tövbe edip de salih işler yapanlar müstesna.Çünkü “O’nu tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (12)”. “Allah’tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir. (13)”.Zaten ölüm meleği geldikten sonra artık ne tövbe etmenin,ne de pişmanlık duyup ah vah edip feryad-ı figan etmenin hiçbir anlam ve manası olmayacaktır.Nitekim öleceğini anladığı anda “(Firavun:) Gerçekten, İsrailoğullarının inandığı İlah’dan başka ilah olmadığına ben de iman ettim. Ben de müslümanlardanım! dedi. (14)” ve tövbe etmek istedi ancak “Şimdi mi (iman ettin)! (15)” gibi bir soru ile karşı karşıya kalmıştır.Nitekim ayetin devamında ise “Halbuki daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun. (16)” buyrulmuştur. Yani kısaca günah işleyip de sonra tövbe ederim,sonra tövbe ederim diye günü güne erteleyenler helak olmuştur ve o tövbe günü gelmeden önce azrail gelecek olursa artık tövbe etmek için ne bir zaman bulabilirsin nede firavun örneğinde olduğu gibi ettiğin tövbenin hayrını görebilirsin.Tabi ki en iyisini ve en doğrusunu ancak Allah bilir.

İnternet gibi,müzik gibi,futbol gibi,gezmek,tozmak,eğlenmek vs gereksiz işleri yapmak ,uygunsuz giyinmek, uygunsuz hal ve hareketlerde davranışlarda bulunmak,gerek ayetlere,gerekse hadislere tamamen aykırıdır ve bu saydığımız şeyler tamamen bid’at dır.

Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki;”İki özellik münafıklarda bulunmaz.Biri güzel ahlak,diğeri de din ilmidir”.Bu hadise istinaden her kim bu yazıyı okuyorsa güzel ahlak sahibimidir,din ilmiyle mi ilgileniyor yoksa gereksiz işlerle mi vaktini tüketiyor herkes kendini sorgulasın. Ona göre kendini sorgulasın ve kendi cevabını kendine versin.

Yüce Allah buyuruyor ki;

“Tevratın mesajını ulaştırma ve onu uygulama yükümlülüğünü kabul ettikleri halde, sonra bu yükümlülüğü yerine getirmeyenler, tıpkı ciltlerle kitap taşıyan merkebe benzer. Allah’ın ayetlerini yalan sayan kimselerin düştükleri durum ne feci! Allah böylesi zalim güruhu hidayet etmez, emellerine ulaştırmaz. (17)”

Yani okuyup okuyup öğrendikten sonra,öğrendiklerini uygulamıyorsan,hayatına yansıtmıyorsan,dilinle iman edip de bunu fiile yani uzuvlara yansıtmıyorsan eğer , bu öğrenmenin sana bir faydası olmaz.Tam aksine bu öğrendiklerin, öğrenip de uygulamadıkların senini aleyhinde birer delil olacaktır.

Birde okudukların kendi lehine yorumlaması vardır ki bundan Allah korusun.Bu tip kişilerin yeri de zaten İbn Abbas’ın rivayeti üzere:Kur’an-ı Kerim’i kendisine göre yorumlayan cehennemdeki yerine hazırlansın buyurmuştur.

İslam büyüklerinden Süfyan-ı Sevri diyor ki;
“İlim,ameli yanına çağırır.Eğer amel gelirse ne güzel.Fakat gelmezse ilim de göç eder”.Yani öğrendiğin ilim ile amel yapıyorsan,ona göre hareket ediyorsan ne ala,fakat bu öğrendiklerin ameline yansımıyorsa eğer o zaman da öğrendiklerin rüzgarlı bir havada savrulan yaprak misali savrulur gider.Bir faydasını göremezsin.Tam aksine aleyhine birer delildir.

Hz İsa

“Kötü alim,pislik üzerinde biten ota benzer,dışı parlak fakat içi pislik kokar”.Hz İsa (a.s)’ın burada kasdettiği şey aslında diliyle iman eden, ancak kalbi ve fiili hareketleri ile bunun tam aksini yapan kişiler.Diğer bir ifadesi ise insanlara iyiliği emreder ancak bunu kendisi yapmaz, insanları kötülükten nehyeder ancak kötülüğü kendisi yapar.Bunların akıbeti de normal bir insana göre daha kötüdür muhtemelen.Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki;”İsra gecesinde dudakları ateşten makaslarla kesilen bir takım insanlar gördüm,siz kimsiniz diye sordum. Onlar; iyiliği emreder ve kendimiz yapmazdık,kötülüğü yasaklar oysa bu kötülükleri biz yapardık diye cevap verdiler” şeklinde bir rivayet mevcuttur. Başka bir hadis-i şerif de ise şöyle buyurmaktadır; “Kıyamet günü alimi götürüp cehenneme atarlar,bağırsakları çıkar ve değirmen çeviren eşek gibi onunla döner.Cehennem halkı onu görmeye gider ve bu çektiğin nedir ? diye sorarlar. Alim şöyle der;İyiliği emrettim,fakat kendim yapmadım,kötülüğü yasakladım,fakat kendim yaptım”

Az da olsa ilmin yeterli miktarı,azdıran çoğundan daha hayırlıdır.İlim edinen kimseler başkalarının tereddüt ettikleri meseleleri çözmek için ilim kürsülerine oturur,görüş ayrılığı bulunan meselelerde doğru veya yanlış olduğunu anlamadan kendi çürük fikirlerini öne sürerler.Oysa bu fikirlerin sağlamlığı örümcek yuvasını aşamaz.Kibirli olduğu için bilmediği konularda Allah bilir demez.Oysa böyle demeyen selamete kavuşmaz.İlme ciddi olarak sarılıp ondan yararlanmaz.Yanlış hükümleri ile davaları da kendisinden şikayetçi olur.Verdiği hükümlerle haramı helal yapar.Böyle kimseler cezayı ve ömrü boyunca feryat ederek ağlamayı hak eden kimselerdir

Peygamberimiz Hz Muhammed (s.a.v) buyuruyor ki;

En akıllınız,Allah’tan çok korkanınızdır.En güzeliniz her ne kadar en az nefisle ibadet edeniniz olsa bile,Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına uyanınızdır.



(1-Abese Süresi’19);(2-İnsan Süresi’2);(3-Mülk Süresi’15);(4-Teğabun Süresi’16);(5-Teğabun Süresi’12);(6-Fetih Süresi’17);(7-Mülk Süresi’15);(8-Lokman Süresi’6);(9-Marifetname);(10,11-Lokman Süresi’6);(12-Nasr Süresi’3(13-Müzzemmil Süresi’20);(14-Yunus Süresi’90);(15-Yunus Süresi’91);(16-Yunus Süresi’91);(17-Cum’a Süresi’5)