Başörtüsü Farz Mıdır

  • 04 Nisan 2018
  • 79 kez görüntülendi.

Örtünmek Nedir



Dinimizde erkeğin ve kadının avret yerlerini örtmesi konusu tartışma götürmeyecek derecede açık, kesin ve şekli belirli bir hükümdür. Fakat son zamanlarda değişik sebeplerle tartışma konusu yapılmaya başlanmıştır. Biz de bu konudaki şüpheleri gidermek için bu temel farzın ne olduğunu değişik yönleri ile ele alacağız.

ÖRTÜNMEK FARZ MIDIR

Avret yerlerini örtmek farzdır. Bu konudaki ilahî emir kesindir. Bu emir her mümine verilmiştir ve kıyamete kadar geçerlidir. Yüce Allah namaz gibi örtünmeyi de kesin hükme bağlamış, bunu insanların keyfine ve tercihine bırakmamıştır. Örtünme şekli, şahsa ve duruma göre az çok değişse de hüküm değişmez. Böyle olması rahmettir. O, aynı zamanda örtünmenin bir insan, aile ve cemiyet için ne kadar gerekli olduğunu da göstermektedir.

Akıllı her erkek ve kadın emredilen yerlerini örtmekle yükümlüdür. Erkek ve kadına göre avret bölgelerinin nereler olduğu aşağıda açıklanacaktır.

Örtünme, Kur’an ve Sünnet’te açıkça emredilmiş, kimlerin ne zaman, nerede, ne şekilde örtüneceği bildirilmiştir. Bütün İslâm âlimleri örtünmenin farz olduğu konusunda görüş birliği içindedir.

Örtü âyeti indikten sonra bütün müslüman kadınlar bu emri istenen şekilde uygulamaya başlamışlardır. Son asır hariç, hiçbir devirde müslüman kadının örtünmesi tartışma konusu yapılmamıştır.

Örtünme bir adet değil ibadettir. Âdet olduğu için örtünenler de vardır. Fakat her mümin kadın, örtünün yüce Allah’ın emri olduğunu bilerek örtünmeli, böylece âdeti ibadete çevirmelidir.

Kur’an ve Sünnet’te örtü için ölçüler verilmiş fakat tek tip kıyafet belirlenmemiştir. Bunun için her kadın, verilen ölçülere uymak şartıyla maddî imkânına, iş durumuna, iklim ve çevre şartlarına göre bu emri yerine getirebilir.

Yüce Allah erkeklere şu emri vermiştir:

”Mümin erkeklere söyle: Gözlerini harama bakmaktan çeksinler ve ırzlarını korusunlar. Bu, kendileri için daha temizdir.(1)”

Yüce Allah kadınlara da şöyle emretmiştir:

”Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar. Irzlarını korusunlar. Görülmesi tabii olan yerler hariç ziynet yerlerini açmasınlar. Baş örtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar. Ziynet yerlerini izin verilenler dışında kimseye göstermesinler. Bir de ayak bileklerine taktıkları gizli süsler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, (önceki kusurlarınızdan dolayı) hepiniz Allah’a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin, umduğunuza nâil olursunuz.(2)”

Elmalılı Hamdi Yazır (rah) meşhur tefsirinde der ki:

”Bu âyette emredilen şudur: Kadınlar başlarını, saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını ve göğüslerini açık tutmayıp anlatıldığı gibi güzelce örtünsünler. Bunun için onu temin edecek baş örtüsü kullansınlar. Cahiliye (İslâm öncesi) kadınları da hiç baş örtüsü kullanmaz değillerdi. Fakat yalnız enselerini bağlar veya arkalarına bırakırlar, yakaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açık olurdu, ziynetleri görünürdü.

İslam önce açıklığı yasaklamıştır. Sonra, kadınların başlarını örtüp başörtülerini yanları ve göğüsleri üzerine sarkıtmasını emretmiştir. Böylece sadece tesettürün farz oluşu değil, aynı zamanda onun ne şekilde olacağı da gösterilmiştir. Kadın edep ve nezaketinin en güzel ifadesi bundadır.(3)”

Kadınlara örtüyü emreden ikinci ayet şudur:

”Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, evlerinin dışına çıkarken cilbâblarını (dış elbiselerini) üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınması ve incitilmemesi için en uygunudur. Allah çok affedici ve çok esirgeyicidir.(4)”

Cilbâb, bütün bedeni örten elbiseye denir. Kadınların vücutlarını tamamen örttükleri her türlü elbise cilbâb yerine geçer (5).

Örtünmenin farz olduğu ikinci yer mescid ve namazdır. Bu konuda âyette şöyle buyrulmuştur:

”Ey âdemoğulları! Her mescide (namaza) gelişte elbiselerinizi giyin (avret yerlerinizi örtün). (6)’

Âyetteki hüküm, Kâbe’de yapılan tavafı ve namaz için mescide gelmeyi de içine alır. Buradaki ziynetten maksadın ”elbise ve giysi” olduğu belirtilmiştir. Böylece İslâm namaz ve tavaf gibi ibadetlerde avret yerlerinin örtülmesinin farz olduğunu bildirmiştir (7)

Hz. Peygamber (s.a.v) örtünme ile ilgili âyetlerin tefsirini yapmış ve onların nasıl uygulanacağını göstermiştir. Bu konuda çeşitli hadisler vardır.

Biz ikisini nakledeceğiz:

Hz. Âişe (r.ah) anlatır:

Bir gün Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ ince bir elbise ile Resûlullah’ın (s.a.s) huzuruna girmişti, Hz. Peygamber ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: ”Ey Esmâ! Kadın erginlik çağına ulaşınca onun şu yüzü ve elleri hariç diğer yerlerinin görülmesi helâl değildir.(8)”

Diğer bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

”Allah Teâlâ erginlik çağına girmiş bir kadının namazını başörtüsüz kabul etmez.(9)”

İmam Ebû Hanîfe’ye (rah) göre, namaz içinde örtülmesi farz olan bir uzvun dörtte biri kadar kısmı açılırsa namaz sahih olur, fakat açılan kısım uzvun dörtte birini geçerse namaz bozulur. Cinsel uzuv ve arkadan ise, elin içi kadar az bir yer bile açılsa namaz bozulur. Ebû Yusuf’a göre bir uzvun yarısı esas alınmıştır. Yarıdan azının açılması namaza zarar vermezken, fazlası namazı bozar.

Bu hüküm normal durumlarda böyledir. Eğer bir erkek veya kadın avret yerlerini örtecek elbise bulamaz ise o durumda namazını imkânı olduğu şekilde kılar (10).

Bu zaruret halidir. Zaruret olunca, normal durumda yasaklanan şeyler serbest olur. Bu zaruret devam ettikçe, ruhsat da devam eder.

İmam Şâfiî’ye (rah) göre ise avret yerinden herhangi bir kısmın açılması namazı bozar (11)

Kapalı Giyinsem Ne Olur Giyinmesem Ne Olur



Kaynak= Turan Yazılım – Mürşit 5 – İlmihal – Kadın Ve Aile İlmihali

1-Nûr 24/30. ; 2-Nûr 24/31. ; 3-bk. Elmalılı, Hak Dini, 6/15 (Azim Dağıtım). ; 4-Ahzâb 33/59. ; 5-Kurtûbî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân, 14/232; Nesefî, Tefsîru’n-Nesefî, 3/455; Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, 22/127; Elmalılı, Hak Dini, 6/337. ; 6-A’râf 7/31. ; 7-Ebû Bekir Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân, 4/205. ; 8-Ebû Davud, Libâs, 31; Heysemî, ez-Zevâid, 5/137. ; 9-Ebû Davud, Salât, 84; Tirmizî, Salât, 160; İbn Mâce, Tahâret, 132; Ahmed, Müsned, 4/151, 218, 259. ; 10-Kâsânî, Bedâi, 1/544-545 (Beyrut 1997). ; 11-bk. Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, 2/68; Şâfiî, el-Ümm, 1/77; Zühaylî, el-Fıkhü’l-İslâmî, 1/585-586.