Anne Babaya Olan Sorumluluklarımız

“Anne-baba,insanın en başta hürmet edeceği kudsi iki varlıktır.Onlara hürmette kusur eden,Hakk’a karşı gelmiş olur.Onları hırpalayan er-geç,hırpalanmaya maruz kalır.İnsan daha küçük bir canlı iken var olmaya başladığı andan itibaren,hep anne-babanın omuzlarında onlara bir yük olarak gelişir. İnsan anne babasına karşı hürmeti nisbetinde,Yaratıcısına karşı da hürmetkar sayılır.Onlara hürmeti olmayanların Allah’a da hürmet ve saygısı yoktur.Günümüzde ne garip tecellilerdendir ki,sadece Allah’a karşı saygısız olanlar değil,O’nu sevdiğini iddia edenler de anne-babalarına karşı isyandan geri kalmamaktadırlar (1)”

İnsanın en yakını şüphesiz ki anne ve babasıdır.Tüm dünyayı dolaşsan,ölülerini de dirilerini da araştırsan ne bir tane anne bulabilirsin,ne de bir tane baba bulabilirsin.Bunun yanında insanlar farkında olmasalar da şu bir gerçektir ki senin yükünü ve kahrını usanmadan,bıkmadan, yılmadan,ezayla ve cefayla çeken sadece annendir,babandır,Bu gerçek çocukluk devrende de böyledir,gençlik devrende de böyledir, şayet yaşının ilerlediğini görecek kadar yaşarsalar eğer yinede böyledir.

Allah Teala (c.c) onların kalbine bir şefkat ve merhamet duygusu koymuştur ki,bunu ifade etmesi de mümkün değil anlatması da mümkün değil.Ne zaman ki sen de bir anne-baba olursun o zaman bunun ne demek olduğunu ancak o zaman anlarsın ama sırtında pişmanlıklar var ve anne-baba ahını çekiyorsan eğer o zaman pişman olmanın da ağlayıp,sızlamanın da bir faydası olmayacaktır.

İnsan doğar,büyür,yaşlanır ve ölür ve bu gerçek hiçbir akıllı tarafından inkar edilemez. Ancak ne tuhaftır ki Allah’ın fıtratına karşı çıkan insanlar yada evlat demeye dilim varmadığı insan suretindeki şeytanlar,Allah’ın fıtratını beğenmeyip de O’nun bu fıtratına karşı çıkıyor ve anne-babasına karşı zulmediyor,isyan ediyor yada daha farklı bir muamele yada hareket tarzı.

Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

Ey insanlar! Eğer siz öldükten sonra dirilmekten şüphe ediyorsanız, bilin ki: Biz sizi ilkin topraktan, sonra bir nutfeden, sonra (rahim cidarına) yapışan bir hücreden, sonra esas unsurlarıyla hilkati tamamlanmış, ama bütün azalarıyla henüz tamamlanmamış bir çiğnem et görünümünde bir ceninden yarattık ki, kudretimizi size açıkça gösterelim. Dilediğimizi belli bir süreye kadar ana rahminde durdururuz. Sonra da sizi bir bebek olarak dünyaya çıkarırız. Sonra güç kuvvet kazanıncaya kadar sizi büyütürüz. İçinizden kimi henüz çocukken öldürülür, kimi de hayatın en düşkün biçimine götürülür. Öyle ki daha önce bildiği şeyleri bilmez hale gelir (2)”. İşte bu son cümleyi biraz tefekkür edecek olursanız eğer,anlatmak istediği gerçeği anlarsınız.’Öyle ki daha önce bildiği şeyleri bilmez hale gelir’ ne demek acaba.Hiç düşündünüz mü ki bir insanın ezberi genç iken çok kolay alırken ve hafızası gayet kuvvetli iken aynı kişide aynı özellikler bulunmasına rağmen yaşı ilerleyince ezberinin,aklında kalması yani ezberi tamamen zayıflıyor.

İşte buda Allah-u Teala’nın belirttiği üzere ‘Öyle ki daha önce bildiği şeyleri bilmez hale gelir’ gerçeğini ortaya koymaktadır.Ama bizim aklı kıt,gözü kör ve olan beynini de sadece kadınla kızla, eğlenmeyle, gezmeyle,tozmayla,nefsi arzularıyla geçiren ahmak kardeşimiz nasıl böyle olur,nasıl böyle yaparsın,nasıl böyle düşünürsün vs vs.Bir sürü sayarda durur.Bir cevizin kabuğunu doldurmayan sebepler yüzünden anne ve babasının kalbinde silinmez ve kapanmaz yaralar açar.Oysa insan yaşlandıkça çocuklaşır ve bir çocuğun yaptığı yanlıştan ve hatadan dolayı o çocuğa bağırıp, çağırabiliyorsan,vurup kırabiliyorsan şunu kesinlikle bilmen gerekir ki sen o çocuktan daha aciz ve zavallısın.

Bir insan yaşlandığı zaman en az çocuk kadar alıngan olacağı gibi belki de düşünceleri zamanla beraber bir çocuğun görüşü kadar zayıflayacaktır.Sen bu yüzden de ne annene,nede babana karşı nede diğer büyüklerine karşı rencide edici bir üslup yada hareket tarzı kullanamazsın.Böyle bir hakka sahip olmadığın gibi zaten böyle bir hakkında mevcut değildir.

En kötü ihtimalle şöyle bir kendine baksan; dününü,bugünün ve yarınını düşünecek olsan böyle bir zaafiyet göstermeyip böyle bir hata işlemezsin.

Çünkü yarın sende onun gibi unutkan olacaksın,onun gibi alıngan olacaksın.Kim bilir belki de ondan daha beter olacaksın.Zaman herkese işlediği gibi sana da işliyor. Allah’ın fıtratı olan ihtiyarlık,yaşlılık eğer yaşarsan sana da uğrayıp senden de bir şeyler götürecek.İşte o zaman anlayacaksın ama iş işten geçmiş olacak.

Ve Rabbin dedi ki;”Biz insana, anne ve babasına güzel muamele etmesini emrettik (3)”.Peki bu emre gerçekten itaat ettik mi yada ettiniz mi! Gerçi ne diyeyim ki insan Allah’ın kendisine farz kıldığı namaz-oruç-zekat gibi görevleri terkettikten sonra;hatta terkedenleri bir yana bırakıp namaz kılanların,oruç tutanların bile anne-babaya isyan içinde olduğunu gördükten ve duyduktan sonra kime ne demeli bilmiyorum….

İnsanlar ne tuhaftır ki hep kendilerini haklı görürken anne-babasını şefkatsizlik gibi ithamla karşı karşıya bırakıyor.Olabilir anne-baba yanlış yapabilir bunu inkar edemeyiz ama sonuçta ihtiyarlığın bir göstergesi ve eseri ise de sonuçta bu gerçeğe bu fıtrata karşı çıkamayız.Artık yapacak tek bir şey var onu o şekilde kabul etmek.Belirli bir yaşa ulaşmış bir insanın düşüncelerini değiştirmen çok zordur,bildiklerinden vazgeçirmen ve yeni bilgileri ve doğru olanları aşılaman suyu aşağı değil yukarı doğru akıtmaya uğraşmak için çaba göstermeye benzer ki buda gerçekten çok ama çok zordur.En kötü ihtimalle bunların birer imtihan gereği olduğunu ve anne-baba rızasını düşünecek olursak yinede şükretmek gerekir.

Resulüllah’a (s.a.v) birisi gelip dediki;Ya Resulüllah;Anam-babam şefkatsizdirler.Onlara nasıl itaat edeyim? Bunun üzerine Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurdular:Anan seni dokuz ay karnında taşıdı,iki sene emzirdi.Sen büyüyünceye kadar seni koynunda sakladı ve kucağında gezdirdi.Babanda sen büyütünceye kadar çalışıp sana baktı,seni beslemek için bunca zahmetlere katıldı.Şimdi onlar şefkatsiz ve hayırsız mı oldular? (4)”.

İlgililere duyurulur vesselam…!!!



(1-Akademi Araştırma Heyeti / Bir Müslümanın Yol Haritası / bkz:721);(2-Hacc Süresi’5;(3-Ahkaf Süresi’15);(4-İmam Gazali / Eyyühel Veled / bkz:123)