Allah’ın Rahmetinden Sakın Ümidinizi Kesmeyin

  • 11 Şubat 2018
  • 109 kez görüntülendi.

Ey aziz ve değerli mü’min kardeşlerim;Yüce Allah Kitabı Kur’an-ı Kerim’de mealen :”Göklerin ve yerin hâkimiyeti Allah’ındır. O, dilediğini affeder, dilediğini cezalandırır. Allah gafurdur, rahîmdir (affı ve ihsanı boldur) (1)”.Ancak bir başka ayet-i celilede ise:”O halde sizi dünya aldatmasın ve çok hilekâr şeytan da sizi Allah ile aldatmasın, Allah’ın affına güvendirmesin! (2)”.O zaman siz size bildirildiği üzere “Allah tarafından gelecek ve geri çevrilmesi mümkün olmayacak olan gün gelmeden önce Rabbinizin çağrısını kabul edip O’na dönün.

Yoksa o gün ne sığınacak bir delik bulabilirsiniz, ne de yaptıklarınızı inkâra bir çare! (3)” buyurmaktadır.

İbn Kesir bu ayet-i celilenin tefsirini yaparken şu şekilde bir izahta bulunmaktadır: “Allah’ın azabı ‘onlara anısın gelecek ve farkında bile olmayacaklar (Şuara’202).Hemen ardından ‘Acaba bize mühlet verilir mi derler (Şuara’203)’.Azabı görecekleri vakit kendi kanaatlerine göre Allah’a itaat olan amellerde bulunmak üzere kendilerine azıcık bir mühlet verilmesini temenni edeceklerdir.Yüce Allah bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır:’Sen insanları kendilerine o azabın geleceği gün ile korkut.(O gün) zalimler şöyle diyecekler: Rabbimiz bizi yakın bir süreye kadar geciktir de senin çağrını kabul edelim,peygamberlere uyalım.Halbuki daha önce siz kendiniz için hiçbir zeval yoktur diye yemin etmemiş miydiniz? (İbrahim’44)’.

Çünkü her zalim, günahkar ve kafir cezasını göreceği vakit ileri derecede pişman olacaktır.İşte Kelimullah Musa (a.s)’ın: ‘Rabbimiz,gerçekten sen Firavun’a ve ileri gelenlerine dünya hayatında bir ziynet ve mallar verdin.Rabbimiz senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz mallarını yok et,kalplerini mühürle.

Çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmeyeceklerdir.Buyurdu ki:İkinizin duası da kabul olundu (Yunus’88-89)’ sözleri ile Firavun’a beddua edince yaptığı bu beddua Firavun’da etkisini gösterdi ve o can yakıcı azabı görünceye kadar da iman etmedi.’Nihayet boğulacağı anda şöyle dedi:İsrailoğullarının iman ettikleri ilahtan başka bir ilah olmadığına inandım.Bende Müslümanlardanım.

Şimdi mi ? Halbuki sen bundan önce isyan etmiş ve fesatçılardan olmuştun (Yunus’90-91)’.Yine yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:’Onlar bizim azabımızı gördüklerinde:Bir olarak Allah’a inandık,ona eş tutmakta olduğumuz şeyleri de inkar ettik dediler ama bizim azabımızı gördüklerinde imanları onlara fayda vermedi (Mü’min’84-85)’ (4)”

İnsansın,şaşarsın,beşersin,hataya gaflete düşersin,günah işlersin ve her ne kadar işlememen gerekse de;asıl olan işlediğin günahta ısrarcı olmaman ve diretmemendir.Nitekim mealen yüce Allah “O müttakiler ki çirkin bir iş yaptıklarında veya kendi nefislerine zulmettiklerinde, peşinden hemen Allah’ı anar, günahlarının affedilmesini dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim affeder ki? Bir de onlar, bile bile işledikleri günahlarda ısrar etmez, o günahları sürdürmezler (5)” şeklinde buyurmakta ve konuya da net bir şekilde açıklık getirmektedir.

O zaman ey günahlara bezenmiş,günah defteri günahlarla dolmuş,yaratılış gayesini unutmuş,hayatı sadece yemeden,içmeden, yatmadan,kalkmadan ibaret sanmış olup da geçmişini gaflet içerisinde geçirdikten sonra pişman olup da bir çıkar yol arayanlar “Ey iman edenler! Samimî ve kesin bir dönüşle Allah’a tövbe ediniz! Böyle yaparsanız Rabbinizin sizin günahlarınızı affedeceğini, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştireceğini umabilirsiniz. O gün Allah, Peygamberini ve onun beraberindeki müminleri utandırmaz. Onların nûru, önlerinden ve sağ taraflarından sür’atle ilerler. Şöyle derler onlar: “Ey Kerim Rabbimiz! Nûrumuzu daha da artır, tamamına erdir, kusurlarımızı affet, çünkü Sen her şeye kadirsin! (6)” ve sizin gibi sizin için dua eden “Arşı taşıyan, bir de onun çevresinde bulunan melekler devamlı olarak Rab’lerini zikir ve O’na hamd ederler. O’na gerçekten inanır ve müminler için şöylece af dileyip dua ederler: “Ey Ulu Rabbimiz, senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır! O halde tövbe edenleri ve Senin yoluna tâbi olanları, affet ve onları cehennem azabından koru! (7)” şeklinde dua etmekte ve affolunmanız için istiğfarda ve yalvarışta bulunmaktadırlar.

“Mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edip de, sonra tövbe etmeyenler var ya (8)”,”Size azap farkına varmadığınız yerden ansızın gelip çatmadan önce, Rabbiniz tarafından size gönderilen hükümlerin en güzeline tâbi olun (9)” ve “Rabbinize dönün ve O’na teslim olun, O’na itaat edin. Yoksa yardım göremezsiniz (10)”.

Yoksa “Ne zaman ki can boğaza gelir, işte o zaman can çekişenin yanındakiler,Bunu iyileştiren, kurtaran yok mu?” der (11)” ama ne fayda artık;gözdeki pere kalkmış,hakikatleri ve melekleri görmüş,bununla beraber kendisi içinde artık tövbe kapısı kapanmıştır.

Nitekim İslam alimlerinden Ebu talib el-Mekki bu konuda hakkında da şöyle buyurmaktadır:”Tevbe kapısı, güneşin batışından doğuşuna kadar herkes için açıktır.Can çıkmadıkça ve ölüm meleği ile karşılaşmadıkça her kulun tövbesi kabul edilebilir.Can çıkma noktasına gelip,melekler göründüğünde artık tövbe kapısı kapatılır ve kul olduğu hal üzere ölür (12)”

ve

“Ölümün gelişi,ölüm meleğinin görünmesiyle kesinleşir.ruh,bedenden tamamen çıktığında,kalp ile gözler arasındaki an kalır ki,bu an hakkında Allah Teala şöyle buyurmuştur:’Melekleri gördükleri gün,işte o gün suçlulara müjde yoktur (13)’.Allah Teala,şu buyruğu ile kullarını o gün hakkında korkutmuştur:’Meleklerin kendilerine gelmelerinden başka bir şey mi bekliyorlar (14)’ (15)”

O zaman siz can boğaza dayanmadan önce “Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, gafur ve rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı fazladır) (16)”



(1-Fetih’14);(2-Lokman’33);(3-Şura’47);(4-İbn Kesir / İbn Kesir Tefsiri / C:8 / bkz:140);(5-Al’i İmran’135);(6-Tahrim’8);(7-Mü’min’7);(8-Buruc’10);(9-Zümer’55);(10-Zümer’54);(11-Kıyame’26-27);(12-Ebu Talib el-Mekki / Kalplerin Azığı -Kutü’l-Kulub- / C:4 / bkz:16);(13-Furkan’22);(14-Nahl’33);(15-Ebu Talib el-Mekki / Kalplerin Azığı -Kutü’l-Kulub- / C:4 / bkz:16-17);(16-Zümer’53)