Allah İçin Sevmek

Allah  İçin Sevmek Ve Allah İçin Sevmenin Anlam Ve Önemi



Bil ki,arkadaşlık bazen yolculuk ve komşulukta odluğu gibi tesadüfen,bazen de istemekle ve kasten olur.Bütün bu durumlarda ki arkadaşlık birlikte oturmaya,bir arada bulunmaya ve komşu olmayı gerektirir.Bunlar ise ancak sevilen biri için yapılır.Çünkü sevilmeyen kişiden uzak durulur.Sevilen kişi ya şahsı itibariyle sevilir ya da onun sayesinde bir maksada ulaşmak için.Söz konusu maksat ya sadece dünya ve onun zevkleriyle sınırlıdır veya ahiret ve yüce Allah ile ilgilidir.Bunlar böylelikle dört kısım olur.

1- Bir insanı şahsı itibariyle sevmektir ki bu mümkündür.Şöyle ki,şahsı itibariyle sen onu seversin,onu görmekten,tanımaktan ve güzel bulduğun huylarını müşahede etmekten zevk alırsın.Güzelliği idrak eden kişiye,her güzel leziz ve hoş gelir.Her leziz de sevilir.Lezizlik güzel bulmaya,güzel bulmak ise mizaçlar arasındaki ilgiye,uygunluğa ve münasebete tabidir.

Sonra söz konusu güzel bulunan şey ya dış görüntüsü itibariyle güzeldir -ki bu yaratılışın güzel olmasıdır- veya iç görünüşü itibariyle ki bu da aklın kamil ve ahlakın güzel olmasıdır.Güzel ahlak güzel fiilleri ortaya çıkartır.Bütün bunlar ise selim ve aslını koruyan mizaçlar tarafından güzel bulunur.Güzel bulunan ve hoşlanılan şey ise insana lezzet verir ve sevilir.Hatta kalplerin birbirlerine ülfet ve muhabbet duymasında bundan daha esrarlı bir şey daha vardır ki o da ülfete sebep olan batıni uyumdur.Çünkü bir şey diğeri ile diğeri arasındaki benzerlik mizaçları birbirine çeker.

İnsan sadece içyapısındaki ve gizli huylarındaki türdeşlik ve uyumdan doalyı,şahsı itibariyle sevilebilir.Amacı şehveti tatmin etmek olmadığı sürece güzel olanı sevmek de bu kısma girer.Çünkü güzel görünüş insana bizatihi zevk verir.Arzunun tamamen yok odluğu farz edilse çeşitli meyvelere,ışıklara , çiçeklere,kırmızıya çalan elmaya,suya ve yeşilliğe başka hiçbir amaç gütmeden bakmak bile insana zevk verir.İşte bu,mizaç vasıtasıyla sevmektir.

2- Bir şey,onun vasıtasıyla başka bir şeye ulaşmak için sevmektir.Böylece o şey,sevilen başka bir şeye vesile olur.Sevilen bir şeye vesile olan şey de sevilir.Burada asıl sevilen nesne vesile olunandır.Ancak sevilene vesile olan şey de sevilir.İşte bundan doalyı insanlar altını ve gümüşü sevmişlerdir.Bunların sevilmesinin tek nedeni başka sevilen şeyleri elde etmeye vasıta olmalarıdır.İnsanlardan bazıları da maksada ulaşmaya vesile olmaları yönünden altın ve gümüş gibi sevilir.Çünkü altın ve gümüş (para) sayesinde kişi istediği makama,mala ve bilgiye sahip olur.Tıpkı bir kişinin,onun malından veya makamından faydalanmak amacıyla sultanı sevmesi gibi….

Aynı zamanda kişi,onun gözünde kendisini güzel göstermelerini sağlamak için sultanın yakın adamlarını da sever.Sevgiye vesile olan şeyin faydası sadece dünyya dönükse söz konusu sevgi Allah için olmaz.Söz konusu şeyin faydası dünyaya dönük olmamasına rağmen öğrencinin hocasını sevmesinde olduğu gibi,kişi onunla sadece dünya menfaatini elde etmeyi dilemiş olsa yine Allah için olmaz.Çünkü böyle bir durumda öğrenci,ondan sadece ilim elde etmek için hocasını sever.Böylece sevdiği şey ilim olur.

Öğrenci ilim öğrenirken Allah’a yaklaşmak amacını değil de mal ve makam elde etmek veya halkın gözünde kabul görmek amacını güdüyorsa,onun sevdiği şey makam ve halkın gözünde kabul görmektir.Bu durumda öğrendiği ilim,makam elde etmesine,halkın gözünde kabul görmesine ve hocası ilim öğrenmesine vesile olmuş olur.Bunların hiçbirinde Allah için sevmek söz konusu değildir.Çünkü bunların hepsi aslen Allah’a iman etmeyen birinden de bekelnebilir.

Sonra bu sevgi kınanmış ve mübah olmak üzere ikiye ayrılır.Eğer söz konusu sevgiden amaç akranlarını yenmek ve yargı erkini kullanarak halka zulmetmek gibi kınanmış hedeflere ulaşmaksa bu sevgi kınanır.eğer amaç mübah bir şeyi elde etmek ise,o zaman sevgi mübah olur.Vesile olan şey,kendisine ulaşılmak istenen şeyin hükmünü ve sıfatını alır.Vesile,kendi başına kaim olmayıp vesile olduğu şeye tabidir.

3- Bir kimseyi şahsı için değil,bir başka şey için sevmektir.Söz konusu başka şey,kişinin dünya zevklerine dönük olmayıp ahiret hazlarına dönüktür.Bu durum da gayet açık olup hiçbir kapalılığı yoktur.İlim elde etmeye ve amellerini güzelleştirmeye vesile oldukları için hocasını ve şeyhini sevmeyi buna örnek verebiliriz.Burada kişinin ilim ve amelden maksadı sevmeyi ahiretini kazanmaktır.Böyle biri Allah için sevenler zümresine dahildir.Kendisinden ilim öğrenip onun vasıtasıyla ilim öğretme rütbesine ulaşaak göklerin melekutunda saygı görme derecesine yükseldiği için öğrencisini  seven hoca da böyledir.Çünkü Meryem oğlu İsa (a.s) buyurmuştur ki :

Kim ilim öğrenir,onunla amel eder ve başkasına öğretirse göklerin melekutunda saygın biri olarak çağrılır.

Öğretme işi ancak öğrenci vasıtasıyla gerçekleşir.O halde öğrenci,bu mükemmeliyeti elde etmeye vesiledir.Kim öğrencisini,göklerin melekutunda saygınlık rütbesine yükselmesine sebep olan ekinine (ilmine),kalbini tarla yaptığı için severse Allah için sevenlerden olur.Hatta Allah’ın kendisine bahşettiği malları sadaka oalrak dağıtan,misafirlerini toplayıp Allah’a yaklaşmak için onlara lezzetli yemekler hazırlayan,yemek pişirme sanatını çok iyi bildiği için bir aşçıyı seven kişi de Allah için sevenler zümresine dahildir.

Yine,kişinin  verecek olduğu sadakasını hak edenlere dağıtma işini onun adına yapan birini sevmesi de Allah için sevmektir.

Hatta bunlara ilave deriz ki,kişinin kendisine bizzat hizmet edip elbiselerini yıkayan,evini süpüren,yemeğini pişiren ve bu sayede onun ilim ve amelle meşgul olmasını sağlayan kimseyi sevmesi de ibadete vakit ayırmak amacıyla onu bu işlerde istihdam etmiş olması halinde Allah için sevmektir.

Buna ilave edip deriz ki,malını kendisine infak eden ; giyecek,yiyecek, mesken ve diğer bütün ihtiyaç duyduğu dünyevi hususlarda kendisine destek verip yardımcı olan ve bunu yapmada ki tek amacı ilim,amel ve Allah’a yaklaşmaya vakit ayırmasını sağlamak olanları seven de Allah içins evmiştir.Bazı servet sahipleri,seleften bir grup insanın bütün ihtiyaçlarını karşılarlardı.Bu durumda yardım eden de yardım edilen de Allah için sevenler zümresine dahil olur.

Buna ilave edip deriz ki ; Şeytanın vesveselerinden korunmak ve kendisine dua edecek salih bir çocuk sahibi olmak amacıyla saliha bir kadınla evlenip dinini muhafaza eden,karısını bu saydığımız dini amaçlara ulaşmaya vesile olduğu için seven kimse de Allah için sevenlerdendir.İşte bundan dolayı adamın karısı için yaptığı harcama hususunda Hz Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur : Adamın karısının ağzına koyduğu lokma bile sadakadır.

Bil ki,Allah’a ve ahiret gününe iman olmasa mevcut olmayacak olan her sevgi Allah içindir.Aynı şekilde,Allah’a ve ahiret gününe iman olmasa meydana gelmeyecek her sevgi artışı da Allah içindir.Bu her ne kadar ince bir konu olsa da çok değerlidir.

4- Kişinin ne ilim ve amele ulaşmakne de şahsının ötesinde başka bir şeye ulaşmaya vesile olması için değil,sadece Allah için ve Allah uğrunda bir kimseyi sevmesidir.Sevginin en yüksek derecesi,en ince ve esrarlı olanı budur.

Sevginin etkilerinden biri de sevileni aşıp sevilenle ilgisi olan her şeye sirayet etmesidir.Çünkü bir insanı çok fazla seven kişi onun sevdiklerini,ona hizmet edenleri,onu övenleri veya sevgilisinin övdüğü kimseleri de sever.Allah’ı seven ve O’nun sevgisi kalbini istila eden kişi,O’nun kudretinin eserlerinden olan her varlığı sever.Çünkü bir insanı seven kişi onun yazısını ve yaptığı şeyleri de sever.Yüce Allah bazen samimi bir şekilde O’nun vaadini beklemekten,bazen daha önce elde edilmiş olan fazladan nimetlerden,bazen de O’nun zatından dolayı sevilir.

Nasıl meydana gelmiş olursa olsun,Allah sevgisi kuvvetlendiği zaman O’nunla ilgili olan her şeye sirayet eder.Hatta acı veren ve hoşa gitmeyen şeylere bile sirayet eder.Ancak sevgisinin bu uç noktasında sevilen tarafından içinde bir çeşit azarlama barındıran çimdiklenmeye sevinmek gibi,acı duyma hissi zayıflar.Bazı insanlardaki Allahs evgisi o dereceye varmıştır ki şöyle söylemişlerdir :

Biz bela ile nimeti birbirinden ayırt etmeyiz.Çünkü bunların hepsi Allah’tandır.

Burada kastedilen şey şudur : Yüce Allah’ın sevgisi bir kulun gönlünde iyice yer edip kuvvetlenirse bunun bir sonucu olarak o kul ilim ve amelde yüce Allah’a ibadetin hakkını veren herkesi sever hale gelir.Böylece kul,Allah katında hoşnut olunan güzel bir huyu taşıyan veya şeriatın edeplerine uyan kimseleri sever.Ahiret ve Allah’ı seven herhangi bir kula,biri alim ve sürekli ibadetle meşgul olan ve diğeri cahil ve günahkar olan iki adamdan söz edilse,gayri ihtiyarı olarak hemen o alim ve ibadetle meşgul olan kula gönlü meyleder.Sonra söz konusu meyil,bu kulun imanının zayıf veya kuvvetli,Allah’a duyduğu sevginin zayıf veya kuvvetli oluşuna göre zayıflar veya kuvvetlenir.

Eğer sevgi,şimdi veya daha sonra sevilen kişiden elde edilecek bir payla sınırlı olsaydı ölmüş alimlerin ve abidlerin,hatta peygamberlerin  sevilmesi düşünülemezdi.Bilindiği üzere,bütün bu sayılanların sevgisi her dindar Müslüman’ın gönlünde saklıdır.Bunu en iyi gösteren delillerden biri de sayılan kimselere düşman olanların onları kötülemesi durumunda kızmak,övmeleri halinde sevinmektir.Bütün bunlar Allah için sevmektir.Çünkü söz konusu edilen kimseler Allah’ın has kullarıdır.Bir kralı seven kişi,ona yakın insanları ve hizmetkarlarını da sever.

Bazen sevgi her şeye galip gelir ve nefis artık sadece sevilenin sevdiği şeyleri sevmeye başlar.Bazen de sevgi,nefsinin kendisine sahip olduğu malı sevdiğiyle paylaşmasına izin verdiği kimse örneğinde ki gibi,kişinin kimi payları alıp kimini bıraktığı şekilde de gerçekleşebilir.Sevgi uğruna harcanan mallar sevginin ölçüsüdür.Çünkü sevilenin ne kadar sevildiği ancak onun uğrunda terke dilen başka bir şeyle bilinir.Tamamen sevgiye garkolumuş kimsenin Rabbinden başka bir sevdiği kalmaz.

Buradan anlaşılmış oldu ki bir alimi veya abidi veya bir bilgi,ibadet,hayırlı bir işi öğrenmek amacıyla bir kulu seven herkes onu Allah için ve Allah yolunda sevmiş olur.Böyle birisi,sevgisinin kuvveti oranında sevap kazanır.Buraya kadar anlattıklarımız Allah için sevmek ve bunun dereceleriydi.Böylece Allah için buğzetmenin de ne demek olduğu ortaya çıkmış oldu



Kaynak : İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C:1 / bkz:415-420