Allah İçin (Kalp İle) Buğzetmek

  • 27 Temmuz 2018
  • 11 kez görüntülendi.

Allah İçin Buğzetmek



Bil ki,Allah için seven kişinin Allah için buğzetmesi de gereklidir.Çünkü sen,Allah’a itaat ettiği ve O’nun tarafından sevildiği için bir insanı sevdiğin zaman,Allah’a isyan ederse ona buğzetmen gerekir.Çünkü böyle bir durumda o,Allah’a isyan etmiş ve O’nun tarafından sevilmemiştir.

Bir sebepten dolayı birisini seven kimse,o sebebin zıddının varlığında ona buğzeder ve sevmez.Sevgi ve buğzdan her birinin kalpte saklı bir yönü olup bu yön sevilenlerin ve buğzedilenlerin yakınlaşma,uzaklaşma , muhalefet etme ve uyum gösterme konularındaki fiillerinin ortaya çıkmasıyla yetişip büyür.

Kalpteki bu saklı yön fiilde ortaya çıktığı zaman dostluk ve düşmanlık adını alır.İşte bu yüzden buyurmuştur : Benim uğrumda bir dostuma dost ve düşmanıma düşman oldun mu?

Kendisinde hem övülmüş hem de hoş görülmeyen hasletler bulunan bir kimseyi,güzel ama günahkar bir karısı olan adam örneğinde olduğu gibi bir yönden sever,bir yönden sevmezsin.Müslüman olduğu için bir Müslüman’ı sevmen ve isyankar olduğunda ona buğzetmen gerekir.

Böylece bir Müslüman’a karşı,ondan uzak durmak veya karşısında rahat davranmak,dost olmak veya yabancı olarak görmek arasında orta bir yol tutarsın.Bütün isteklerinde sana uyan kimseye yaptığın gibi,böyle birini onurlandırmada aşırıya kaçma.Sonra,bu kişi sana ihanet etse orta yoldan çıkıp ona hor bakar,seninle uyum içinde olsa onu onurlandırır ve nazik davranırsın.

Hata ile yaptığını ve pişman olduğunu bildiğin zaman en iyisi hatasını görmemek ve örtmektir.Eğer günahında ısrar ederse ondan yüz çevirerek ve uzak durarak,günahının ağırlığına ve hafifliğine göre ağır söz söyleyerek ona kızdığını göstermen gerekir.Fiilden yapılacak şeylere gelince,ona yardım etmeyi kesersin ve svilmeyen düşmanlara yapıldığı gibi,amacına ulaşmaması için gayret edersin.Ancak bunu yaparken günah işlemesinin yolları kapatman gerekir,yoksa bunda etkisi olmayan yollara başvurmamalısın



Kaynak : İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C:I / bkz:420-421