Allah Alimden Önce Cahili Bağışlar

Alim Ve Cahilin Durumu



Alimlerden bir grubu gördüm ki günah işliyorlar ve ilimlerinin kendilerine kalkan olacağını zannediyorlar.Oysa bilmiyorlar ki ilim kendilerinin hasmıdır.Allah bir alimin bir günahından önce bir cahilin yetmiş günahını affeder.Çünkü cahil kişi hakka karşı direnmiyor.Alim kişi ise ilminden edep etmiyor.Bazı alimlerin şöyle dediğini duydum:

Ben iki hasat arasında orağımı attım ve uyudum

Sonra da caiz olmayan işlere dalarlar.

Bu durumu düşündüm ve gördüm ki ilim hakikati tanımak,daha önce yaşamış insanların hayatlarına ibret gözüyle bakmak,salih insanların edebiyle edeplenmek ve gereği gibi hakkı idrak etmektir.

Bu tip ilim adamlarına göre ilim sadece lafız olarak bir şeyleri haram veya helal diye bilmektir.Oysa durum böyle değildir.İlim fayda veren bir vasıtadır.İlim işin temelini kavramak,Mabudu , azametini ve O’nun hakkını idrak etmek,Peygamber (s.a.v) ve ashabının yaşamına ibret gözüyle bakmak,onların edebini örnek almak,onlardan nakledilenleri anlamaktır.İşte faydalı ilim odur ki,en büyük alimleri bile kendi gözlerinde en cahil  insanlaran daha hakir insan gibi gösterir.

Bazı insanların çok ibadet edip de sonra usandıklarını gördüm.Onlardan bazıları şöyle demişlerdi:

Önceden o kadar ibadet ederdim ki o şekilde ibadet eden kimse yoktu.Ancak şu anda bu durumdan dolayı yoruldum.

Bu sözlerinden dolayı onların yapmış oldukları ibadetlerin de kabul edilmeyeceği hususu beni ne kadar da korkutmuştur.

Bazı ilim adamlarının geniş davranması onların hakikatleri bilme konusunda cahilce hareket etmelerinden kaynaklanır.Bu tür ilim adamları nerede,ilmiyle amil olan büyük alimler nerede.Onlar arasında Sıla b. Eşem gibi alimler vardı ki yırtıcı hayvanlarla karşılaştığında o hayvanlar kaçıp giderlerdi.O.gece namazını bitirdiği zaman şöyle dua ederdi:

Ey Rabbim! Beni cehennem azabından koru.Benim gibi biri cenneti nasıl isteyebilir ki?

Bundan daha beliğ olan ise Ömer’in (r.a) sözü idi.O şöyle derdi:

Ben ne lehime ne de aleyhime olmayacak bir şekilde kifayet edecek kadarıyla kurtulmayı ne kadar da arzu ederdim.

Süfyan-ı Sevri ölüm döşeğinde iken Hammad b. Süleyman’a şöyle demişti:

Benim gibi birinin ateşten kurtulmasını ümit ediyor musun? Hammad ise Henüz değil cevabını vermiştir.

Ben yadırgamış olduğum şekilde şöhret bulmuş alimler ve zahitler gibi olmaktan kurtulursam Allah’a şükrederim.Ben Allah’ın azametini ve ariflerin yaşam şeklini gördüm ki onlar dini hususlarda basit sözler söylemekte adeta dilsizlerdi.Onlar her fiillerine tefekkürle bakarlardı.Ben kendi güzel amellerime nasıl tefekkür gözüyle bakayım ki? Başkalarından gizlenen ve bana ihsan edilen bu nimetleri Allah (c.c) vermiştir.Bu benim elde ettiğim bir şey mi yoksa O’nun lütu mu? Bu kadar başarıyı ihsana edene karşı hangi şekilde şükrederek hakkını verebilirim ki?

Daha önceki alimlerin hayatlarını iyi araştıran kişi kendi nefsini nasıl hakir görmez ki?

Bunu ilim olarak öğrenen kişi okuduklarının manasını nasıl terk eder ki?

Hangi abid daha önceki abidlerin hayatını bilir de ibadet etmez ve o ibadetlerin manasını terk eder?

Allah’tan öyle bir marifet isteriz ki o marifet bize gerçek seviyemizi göstersin.Böylece içimizde kibir kalmasın ve kalbimizle alakalı hususları bize hakir göstersin.O’na rağbet ederek O’nun azametini bilme konusunda dilimizi tutmayı ve konuşurken O’nun karşısında zelil olmayı bize nasip etsin.

Allah’tan amellerimizin afetleriyle yüz yüze glecek durumlardan bizi kurtarmasını niyaz ederiz.Böylece amellerimiz nur saçsın ve O’nun varlığından dolayı ayıplarımızı düşünerek mahcup olalım.O kullarına çok yakın ve duaları kabul edendir.



Kaynak : İbn Kayyım el-Cevziyye / Tehlikeli Tuzaklar / bkz : 172-174