Kuran Yurdu

Akli,Dini,Dünyevi Ve Uhrevi İlimlere Göre Kalbin Durumu

    Bil ki kalp mizacı ve içgüdüsü sebebiyle,daha önce sözünü ettiğimiz üzere ilme konu olan nesnelerin (malum) hakikatlerini kabule istidaldir.Ancak kalbe giren ilimler akli ve şer’i olmak üzere ikiye ayrılır.Akli ilimler zaruri (fıtri) ve müktesep (sonradan kazanılan) olmak üzere ikiye ayrılır.Sonradan kazanılan ilimler de dünyevi ve uhrevi olmak üzere ikiye ayrılır.Akli ilimlerden kastımız,işitme ve taklit yoluyla elde edilmiş olmayıp sadece aklın verdiği kararla elde edilen bilgilerdir.

    İnsanın,bir şahsın aynı anda iki yerde olamayacağı ve bir şeyin aynı anda hem hadis hem kadim,hem var hem yok olamayacağı bilgisi gibi,akli ilimlerden zaruri ya da fıtri olanların nereden ve nasıl elde edildiği bilinmez.Çünkü bunlar,insanın çocukluğundan beri kendisinde bulunan bilgilerdir ve bu bilgiyi nereden ve nasıl elde ettiğini bilmez.Fakat o,bu bilgiyi yüce Allah’ın yarattığını bilir.

    Sonradan kazanılan akli ilimler,öğrenme ve delillere dayanarak çıkarım yapma yoluyla elde edilir.Burada kalp göz yerine ve akıl,gözdeki görme kuvveti yerine geçer.

    Dini ilimler peygamberlerden alınır.Bu da Allah’ın kitabını ve resulünün sünnetini öğrenmekle ve manalarını anlamakla elde edilir.Kalbin sıfatlarının kemali ve hastalıklardan selameti dini ilimlerle olur.Çünkü akli ilimler,her ne kadar onlara ihtiyaç duysa da kalbin selameti için yeterli değildir.Tıpkı aklın,beden sağlığını korumanın vasıtalarını sağlamada yeterli olmadığı gibi.Akıl bunu yapabilmek için doktorlardan öğrenip özel ilaçları ve hapları bilmeye ihtiyaç duyar.Çünkü sadece akılla bunlar bilinemez.

    Söz konusu bilgileri işittikten sonra anlayabilmek ancak akıla mümkün olur.Ne işitme olmadan akıl,ne de akıl olmadan işitme bir işe yaramaz.Aklı bir kanara bırakıp sadece taklitle yetinilmesini söyleyen kimse cahildir.Kur’an ve sünneti bir tarafa bırakıp sadece akılla yetinen kişi de aldanmıştır.İki unsuru birlikte kullan.

    Çünkü akli ilimler gıdalara,şer’i ilimler ilaçlara benzer.

    Hasta ilaç almadığı zaman gıdadan zarar görür.Kalp hastalıkları da böyledir ve tedavi edilmeleri ancak şeriattan elde edilen ilaçlarla mümkün olur.Söz konusu ilaçlar,peygamberlerin kalpleri ıslah için terkip etmiş oldukları latif ibadetler ve amellerdir.Akli ilimlerle yetinip hasta olan , kalbini şeriatın öngördüğü ibadetler ilacıyla tedavi etmeyen kimse,hastanın yediği gıdadan zarar görmesi gibi,o ilimlerden zarar görür.

    Akli ilimlerin şer’i ilimlere zıt olduğunu ve ikisinin bir arada bulunmasının mümkün olmadığını zanneden kişinin bu zannı basiret gözünün kör olmasından kaynaklanır.Böyle zanneden kişi bazen şer’i ilimlerden bazılarını birbiriyle uzlaştırmayıp onları birbirine aykırı zanneder ve kılın hamurdan çıkması gibi dinden çıkar.Çünkü acziyeti ona dinde tenakuz olduğu hayalini göstermiştir.

    Bir adam bir eve girip oradaki eşyalara takılarak yere düşen ve Bu eşyalar ne diye yolumun üzerine bırakılmış,yerlerine konulsaydı ya diyen kör bir adama benzer.Bu adama şöyle denilir : Eşyalar yerli yerinde ama sen kör olduğun için yolunu bulamıyorsun.Hayret,nasıl olup da yere düşmeni körlüğüne bağlamayıp başkasının ihmalkarlığına bağladın!

    Bil ki akli ilimler,bir tıp,matematik ve mühendislik gibi dünyevi ilimler,diğeri ise Allah’ı,O’nun sıfatlarını,fiillerini , kalbin hallerini ve amellerin afetlerini bilmek gibi uhrevi ilimler olmak üzere ikiye ayrılır.Bu iki kısım ilimden birisiyle meşgul olup da diğeri  konusunda ihmalkar olmayanlar pek azdır.Ne zaman dünyevi ilimlerle meşgul olup da dini ilimlerden bir kısmını kabul etmeyen birisini görsen bil ki,bunun sebebi onun söz konusu ilimlerden uzak olmasıdır.Doğu yönüne doğru yola koyulmuş olan adam,batıya giden yolda bulunan hazineyi nereden elde edecek?

    Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmuştur :

    Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilirler.Ahiretten ise tamamen gafildirler (Rum 7).Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme.İşte onların erişebilecekleri ilim bu kadardır (Necm 29-30).



    Kaynak : İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C: I / bkz : 583-584

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.