Kuran Yurdu

Ahzab Süresi Tefsiri

    Takva makamını tahakkuk ettiren, insanı helak olmaya götüren hevadan sakınan ve dünyaya, onun aldatmacalarına ve arzularına karşı mutlak bir zühd içerisinde Mevla’ya dönen kimseden gizli kalmaz ki; temkin ve rıza makamında muhakkık ve muvahhid olan kimsenin, Hak Teala’dan mutmain, kaza sultanının üzerinde icra ettiği şeylerden razı, bollukta ve darlıkta, sonsuz lütfu ve ihsanın yanı sıra sıkıntı ve belalarda da sadece Allah’a mütevekkil olaraktan ve yine ilahi vahyi gözetip gayba dair ilhamları bekleyerekten himmetini sadece yüce Allah’a yönelik ve münhasır kılması gerekir. Zira her kim samimi bir şekilde nasutiyette dair olan elbiselerden sıyrılırsa lahutiyyetin süsleriyle şereflenir. Çünkü onun ecri Allah’a kalmıştır, işi de O’na dönmüştür. Ve yine bu kimsenin hükmü ve durumu başlangıçta olduğu hale dönmüştür ve artık o kimse yüce Allah’ın yanında ve korumasında bulunmayı ifade eden kucağında mahfuz olmuştur. Dolayısıyla bu kulun sadece her türlü eksiklikten münezzeh olan yüce Allah’ı vekil edinmesi, sadece O’nu haimi ve kefil kılması ve O’nun emir ve ilhamlarını bekleyerekten bütün işlerini O’na havale etmesi gerekir

    Zira Subhan olan Allah, onun halini ve ihtiyaçlarını bizatihi en iyi bilendir, onun terbiye ve irşadı hususunda Hakim olandır. Bu sebeple bu kul için, kalbinin levhinden yüce Allah dışında başka bir şeye iltifat etmeyi bütünüyle silmekten, Alim ve Hakim olan Rabbinden kendisine vahiy edilene tabi olmaktan ve O’na itaat ve teslimiyetten başka bir yol yoktur

    Ahzab Süresi 35. Ayetin Tefsiri

    Şüphe yok ki, kelimenin tam anlamıyla teslim olmuş, ihlaslı, bütün işlerini her türlü eksiklikten münezzeh olan yüce Allah’a havale etmiş olan Müslüman erkeklerle, yine her türlü işlerini Allah’a havale etmiş olan ihlaslı Müslüman kadınlar, her hangi bir şüphesi olmayan yakin ve tevhid ehli mümin erkeklerle yine tevhid ve yakin ehli mümin kadınlar, her türlü taat ve ibadetinde Allah’a karşı zelil olarak hudu içerisinde itaat eden erkeklerle yine hudu ve huşu sahibi olarak itaat eden kadınlar, bütün sözlerinde doğru sözlü sadık, bütün hal ve amellerinde ihlaslı erkeklerle, yine aynı şekilde sadık kadınlar ilahi kazanın üzerlerinde icra ettiği her şeyde, darlıkta ve sıkıntıda sabreden erkeklerle yine aynı şekilde sabreden kadınlar, gönülleriyle ve bütün azalarıyla Hak Teala cihetine doğru tevazu ve taarru ile yönelen mütevazi erkeklerle, yine aynı şekilde mütevazi kadınlar, Allah’ın rızasını arzulayıp O’nun kızgınlığından kaçaraktan yanlarındaki fgazla mallardan tasaddukta bulunarak sadaka veren erkeklerle aynı şekilde sadaka veren kadınlar, nefislerini yüce Allah’ın razı olmadığı şeylerden mutlak anlamda tutma suretiyle oruç tutan erkeklerle yine aynı şekilde nefislerini tutarak oruç tutan kadınlar, ırzlarını zina emarelerinden ve ahlaksızlığa götürecek olan şeylerden mutlak anlamda koruyan erkeklerle yine aynı şekilde ırzlarını koruyan kadınlar, lisanlarıyla, kalpleriyle ve bütün azalarıyla Allah’ın zikriyle meşgul olmak suretiyle Allah’ı çok zikreden erkeklerle, yani diğer bütün isim ve sıfatlarını kuşatan en kuşatıcı, en kapsamlı Allah ismiyle her hangi bir zamanla sınırlandırılmaksızın ve adet yoluda saymaksızın bütün a’yan, zaman, an ve hali içine alacak şekilde mutlak anlamda zikreden erkeklerle yine Allah’ı aynı şekilde çok zikreden kadınlar var ya, işte hallerini ıslah eden ve alçak gönüllülük ve tevazu üzerine zahirlerinde ve batınlarında cereyan eden ihlasa muttali olan Allah onlar için bir mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır (35).

    Yani bütün bu razı olunan sıfatlarla ve yüce Allah katında makbul ve övülmüş olan ahlak ile muttasıf olanların hatalı olarak kendilerinden sadır olan küçük günahları ve aynı şekilde büyük günahları içine alan bütün bunlardan tövbe ettikten ve tam bir pişmanlık duyarak bu tövbelerinde ve Allah’a dönüşlerinde ihlaslı olduktan sonra bir bağışlanma ve günahların gizlenmesi olarak bir mağfiret vardır. Salih amelleri için de yüce Allah katından bir lütuf ve ihsan olarak kazandıkları iyiliklerin kat kat fazlası, bol, güzel, büyük bir mükafat hazırlamıştır

    Hz Peygamberin (s.a.v) peygamberlerin sonuncusu olmasındaki sır ; Diğer peygamberler sıfat ve fiillere dair olan tevhid üzere gönderilmelerine karşılık onun (s) zati tevhid üzere gönderilmesidir. Resulüllah (s) zati tevhid üzere gönderildikten sonra risalet ve bi’set işi sonlandırıldı ve din kemale erdirildi. Zira zati tevhidin öncesinde varolacak bir yer ve ulaşılacak bir son nokta yoktur

    Gizli aşikar her şeye muttali olan yüce Allah mülkünde cereyan etmiş ve edecek olan her şeyi hakkıyla bilendir (40). Hali hazırdaki mevcut ilmiyle vücudunun nurundan mülkü üzerinde parıldayan her şeyi bilendir. Ve yine ezeldeki ilahi kazasında tevhid ve iman fıtratı üzere yaratılıp fıtri olarak imana muvaffak kıldığı kimseleri uyarmak için resulleri göndermede son derece hikmet sahibidir. Dini en mükemmel derecesine ve zuhuruna ulaştıktan sonra kemale eerdirip tamamlamak ve risaleti sonlandırmak hususunda da mutlak muhtardır

    Ey resullerin en mükemmeli! Gönderiliş sebebini ve sırrını işittikten sonra yüce Allah’ın tevhidine yakinen inanan, ilme’l-yakin mertebesinden ayne’l-yakin mertebesine yükselen ve hakka’l-yakin mertebesine erişmeyi de talep eden müminlere müjdele! Onlara Allah’tan büyük bir mükafat vardır (47). Yani her türlü eksiklikten münezzeh olan yüce Allah’ın üzerlerine olan inayetinden büyük bir mükafat onlar için haktır ve sabittir. Ondan daha büyük bir mükafat da yoktur. Bu büyük mükafat da ilahi rıza ve O’nunla buluşma şerefine nail olmaktır

    Şüphesiz ki, aklen ve şer’an yerilmiş, kerih görülmüş çirkin fiilleri Hz Peygamber’in huzurunda yapmak suretiyle Allah’a ve Resulü’ne eziyet verenlere kendilerinden intikam alıcı olan yüce Allah hem dünyada, hem ahirette lanet etmiştir ve onları rahmetinin genişliğinden kovmuştur. Dünyada halis kullarının dilleriyle onlara lanet etmiş ve onları bu halis kulların mahfillerinden ve meclislerinden uzaklaştırmıştır. Ahirette de huzurunun izzetinden ve rahmetinin ve cennetinin vüsatinden kovup uzaklaştırmıştır. Burada yüce Allah sevgili peygamberinin (s) şanını yüceltmek için bizzat Kendini de vermiştir. Yoksa her türlü eksiklikten münezzeh olan yüce Allah her hangi bir şekilde tesir altında kalmaktan ve eziyet edilmekten münezzehtir. Ya da sevgili Peygamberine (s) eziyet yüce Allah’a eziyet etmeyi gerektireceği için bu şekil de zikredilmiştir. Ve onlara cehennemde aşağılayıcı, hayli azap verip bezdiren bir azap hazırlamıştır (57) Ondan daha kötü ve şiddetli bir azap yoktur

    İftira Atmanın Günahı

    Sonra yüce Allah, sevgili Peygamberine eziyet etmenin hemen peşi sıra müminlere eziyet etmeyi zikretti ve şöyle buyurdu: Kaba, çirkin hareketler ile yerilmiş fiil ve sözlerle mümin erkeklere ve mümin kadınlara yapmadıkları bir şeyden dolayı, yani kendilerinden sadır olan her hangi bir suç ve bu suça ilişkin olarak her hangi bir cezayı hak etmeleri söz konusu olmaksızın eziyet edenler de bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir (58).İşte müminlere bu şekilde eziyet ve iftira edenler her türlü cezayı celbeden bir iftira ve hemen akabinde cezanın en kötüsünü, azabın ve eziyetin en şiddetlisini hasıl edip peşi sıra getiren apaçık ve büyük bir günahı yüklenmiştir. Çünkü iffetli kadınları suçlamak,onlara iftira atmak suçların en çirkin ve kötü olanıdır

    Şunlar insan üzerine yüklenen emanetler cümlesindendir. Sırların muhafazası, kadın ve erkeklerden akıl sahipleri arasında cari olan hak ve edeplere riayet. Her türlü eksiklikten münezzeh olan yüce Allah bu emanetleri onlara sadece onları denemek ve imtihan etmek için yüklemiştir. Çünkü bütün fiillerini sapasağlam ve hikmet üzere yapan yüce Allah, küfürlerini, şirklerini ve kendilerinden sadır olan hıyanetleri dünyevi maslahatları için örtüp gizleyen münafık erkeklerle aynı şekilde münafık kadınlara, küfür, şirk ve hıyanetlerini açıktan yapan ve bunda ısrar eden müşrik erkeklerle yine aynı şekilde müşrik kadınlara kendilerine yüklenen emanete vefa göstermemelerinden doalyı şiddetli bir azap ile azap edecek; Mümin erkeklerle mümin kadınların da tövbelerini kabul edecektir. Yani, kulların ve Allah’ın haklarından kendilerine yüklenen emanetlere vefa göstermeme ve hıyanet gibi her hangi kerih görülen bir şey kendilerinden sadır olduktan sonra onları tövbe etmeye ve Kendisine yönelmeye muvaffak kılacaktır. Onlar tam bir pişmanlık ve ihlas ile tövbe edip O’na yöneldikten sonra emanetin hakkını yerine getirmiş ve ona layıkı veçhiyle vefa göstermiş olacaklardır. Onların samimiyetlerine muttali olan yüce Allah tövbe etmeden önce kendilerinden sadır olan hıyaneti çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir (73) Tövbe ettikten ve bu tövbelerinde samimi olduktan sonra da onlara merhamet eden ve onların tövbesini kabul edendir

    Kaynak: Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C:VI / bkz: (349) (379-380) (385-388) (398) (407)

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.