Ahzab Süresi Gazali Tefsiri

Ahzab Süresi, ümmetin rehberi ve lideri sıfatıyla Peygamber (s.a.v)’e beş çağrı içermektedir. Her çağrıdan sonra kendisini ve bütün ümmetini ilgilendiren konularda Peygamber(s.a.v)’den istenen şeylerin uygulanmasının istenildiği zikredilmiştir:

1- Bu Çağrıların İlki;

Ey Nebi! Allah’tan kork, kafirlere ve münafıklara itaat etme. Muhakkak Allah Alimdir, Hakimdir. Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter (Ahzab 1-3)’

Emir ve nehiy, tıpkı başarılı bir kimsenin geri kalma demesi gibi Allah Resulü’nü teskin etmek için O’na yöneliktir. Allah Resulü, takvada en ileri noktadadır. Küfür ve nifaka hiç bulaşmamış ve kendisine inen vahiyyden başkasına tabi olmamıştır. Bu yüzden onun isimlerinden biri de, Mütevekkil’dir. O, tevekkülle emrolununca insanlar arasında bilinen bu duruma devam etmiştir.

Burada Peygamber’in kendisini ilgilendiren ve değiştirmesini istediği bir şey vardır ki o, kavmin adeti üzere cahiliyede evlatlık edindiği Zeyd b. Harise ile olan ilişkisidir. Çünkü İslam gelince evlatlık edinmeyi genel ve özel tamamen reddetmiştir. Bu hususta yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

Allah hiçbir adamın içinde iki kalp yaratmamıştır. Zihar yaptığınız zevcelerinizi de analarınız kılmamıştır. Evlat edindiğiniz kimseleri de öz oğullarınız kılmamıştır. Bunlar ağızlarınızla söylediğiniz sözlerinizden ibarettir. Allah hak olanı söyler, doğru yola ileten de odur (Ahzab 4)’

Evlatlık akdi tamamlanmışsa ne yapmamız gerekir

Onları babalarına nispet edip çağırın. Bu Allah nezdinde daha adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyor iseniz dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdandır! (Ahzab 5)’

Gerçek baba, çocuğu üzerinde daha hak sahibidir. Gerçek babayı bilmiyorsak kaybolmuş ilişki yerine İslam kardeşliği kurulmuştur. Biz o kayıp çocuğun kardeşi ve velisiyiz. Onu toplumda kaybolmuş olarak terk edemeyiz.

Müslümanlar bunun uygulamasını, Allah’ın kendilerini kınayacak kadar kötü yapmaktadırlar. Yabancı insanlar, başka dinden olan kimsesiz kayıp çocuklara yetiştirme yuvası açmaktadırlar. Bu skandal, bize kendi ayıbını bırakıyor.

Bu hüküm belirtildikten sonra, dinsel alakaya hürmet aktarılmış ve bunu diğer yakınlarından daha ileri takdim edilmiştir:

Nebi müminler için kendi öz canlarından önce gelir. Onun zevceleri de analarıdır (Ahzab 6)’

Bu ümmetin ruhi babası olan Muhammed (s.a.v), insanları hidayetine ve kurtuluşan erdirmeye en iştiyaklı kişidir. O, karanlıklardan aydınlığa çıkaran İslam’ın sembolüdür. Bu esas üzerine Allah Resulü şöyle buyurmuştur: Ben kendisine dünya ve ahirette insanlardan daha evla olmadıkça hiç kimse mümin olamaz. Dilerseniz: Peygamber, müminlere kendi nefislerinden daha evladır ayetini okuyun. Ne olursa olsun herhangi bir mümin, malını terk etmeli ve kendi taraftarını miras almalıdır. Kim borç bırakmış veya fakir düşmüşse bana gelsin. Ben onun mevlasıyım

Bu ayet inmeden önce, Peygamber (s.a.v) borçlu olup borcunu ödemeden ölen borçluya namaz kılmıyordu. Fetihten sonra bu hüküm değişti. Bu ayet indi. Peygamber, fakir ölünün borcunu ödemeye ve kimsesiz yetimlerin vekili olmaya başladı.

Peygamber, mü’minlerin babaları olarak görülünce O’nun hanımları da müminlerin anneleri olarak itibar gördü. Peygamberin hanımları, iyilik ve saygıda anne mesabesindedirler. Buna bağlı olarak onlarla evlenmek kesin olarak süresiz haramdır. Onlar vahiy aktarıcıları ve ümmetin öğretmenleridirler. Onlar alınan güzel örnektirler.

2- Bu Süredeki ikinci çağrı;

Ey Nebi! Zevcelerine deki: Eğer dünya hayatını ve onun ziynetini istiyorsanız gelin size bağışta bulunayım ve sizi güzellikle salıvereyim (Ahzab 28).

Nübüvvet evi, bir kral evi değildir. Bu ev, en basit bir azıkla yetinilecek bir evdir. Burası kendisine boyun eğilen tutkular yeri ve lezzetler mekanı değildir. Resül (s.a.v), sultan ortamından uzak idi. Yaşamında aşırı yemek lezzetlerine ve yiyecek düşkünlüğüne yer yoktu. Fakat O’nun hanımları, zengin ve saygın evlerden gelmekteydiler. Önceki yaşamlarında bolluk içindeydiler. Bu yüzden Peygamber’den daha çok nafaka ve daha bol mal istemek için hemen toplanıverdiler. Ardından bütün bunları sıkıştıran vahiy geldi.

Peygamberlik evi, orta bir servet üzerinde idi. Her ne kadar ev sahibi, Arap Yarımadası’nın efendisi ve insnaların imamı da olsa kendisiyle birlikte hanımları bu mansıh yükünü taşımaları, namaz, cihad ve ahiret isteğiyle uğraşmaları gerekir. Kafirlerin, İslam ümmetini kuşama altına alması, göçe zorlaması ve sıkıntıya maruz bırakması mümkün değildir. Peygamber evi, bu beladan kurtarır. Ya bu geçimle yetinmek ya da hepsini boşamak! İstediğinizi seçiverin:

Yok eğer Allah’ı, Resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız muhakkak Allah içinizden güzel davrananlara büyük bir mükafat hazırlamıştır (Ahzab 29).

Mü’minlerin anneleri, peygamberlik evini terk etmektense, kıt kanaat geçimi tercih ettiler, güzelim dostluk onurunu hakettiler.

Kuşkusuz Resül’un hayatı üzerine huzursuzluk çıkarmak, kat kat azabı gerektiren büyük bir günahtır. Aynı şekilde güzelim dostluk yükünü kabul etmek, daha fazla takdir edilmesi gereken bir mertebedir. Peygamber evi, mücadeleci, namuslu vahiyy toplumunu oluşturmaktadır. Peygamber hanımları, bu alanlarda müminlerin anneleridirler.

3- Sürede Peygamber (s.a.v)’e yönelik üçüncü çağrı;

Ey Nebi! Şüphe yok ki biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı olarak gönderdik. Allah’a izni ile çağıran ve nur saçan bir kandil olarak da (Ahzab 45-46).

Muhammed (s.a.v)’den önce bütün insanlığa gönderilen genel peygamberler yoktu. Her peygamber, özel olarak kendi kavmine gönderiliyordu. Ama bütün kainata doğan güneş, son peygamberlik güneşidir. Buradan hareketle Kur’an-ı Kerim, risaletin ve risalet mucizesinin temelini oluşturmaktadır. Kur’an, kıyamete dek bütün insanlara hitap etmektedir. Bu hitabın doğası, bunun sırf Allah’tan geldiğine tanıklık etmektedir. Muhammed (s.a.v)’in bunda, alıp tebliğ etmesi ve güzel örnek olması dışında herhangi bir etkisi yoktur.

Muhammed (s.a.v), Kur’an’ı tebliğ ettiğine dair kavmini şahit tutunca O’nun ümmeti bu açık olan kitabı, bütün insanlara tebliğ ettiğine şahit oldular. Müslümanlar ise bu görevlerini yerine getirdiler mi?

Öncü nesiller, İslam’ı dünyaya duyurmayı başardılar ve O’nu amelleriyle güzel bir şekilde açıkladılar. Fakat Müslümanların, geçmiş milletlerin düşmanca oluşumları içerisinde olmaları üzüntü verici bir durumdur. Bugün Müslümanlar, ihmalin neden olduğu kargaşa ve karışıklığın hüküm sürdüğü ülkelerinde göğün kılavuzluklarına üzülür hale gelmişlerdir. Müslümanların dinlerine karşı engel oldukları ve ondan  alıkoydukları söylenebilir. Muhammed (s.a.v) risaletini tebliğ, günümüzde güzelce sunulan bilimsel dehalara ve güzelce savunan askeri kahramanlara ihtiyaç duymaktadır. Bu iş, başlangıcında nasıl yapılmışsa ancak öyle yapılmalıdır.

4- Ahzab Süresi’ndeki dördüncü çağrı;

Mü’minlerin annelerinin seçildikleri sınıfları içermektedir. Her kadının, büyük bir şahsa eş olması mümkün değildir. Cömert, kendisine bir söze hacet olmayan cömert birine ihtiyaç duyar. Kadın eşine karşı olan sorumluluğunu bilmelidir. Çünkü eşine yardımcı olamayan onun yükünü taşıyamaz.

Müminlerin annelerinin ibadetlere düşkün ve itaatkar oldukları bir gerçektir. Onlar,dünya ve ahirette peygamberin en güzel arkadaşlarındandır

Yüce Allah buyuruyor ki;

Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helal kıldık. Bir de peygamber kendisiyle evlendiği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helal kıldık) (Ahzab 50).

Müslümanın, fazlasıyla değil ancak dört kadınla evlendiği bilinmektedir. On hanımı olan bir adam Müslüman olunca peygamber, ona dört tanesini yanında tutmasını geri kalanları ise boşayıp salıvermesini emretmiştir.

Peygamber bunu kendi nefsine niçin uygulamadı diyebilirsin? Buna verilecek cevap şudur: Peygamber, eşlerinin ehil olanlarını seçtikten sonra, onlar geçim sıkıntısı içinde onunla birlikte kalmayı yeğledikleri için onlardan birini terk edemezdi. Hem sonra peygamberin boşadıkları hanımları ne yapabilirlerdi? Peygamber hanımları, peygamber dışında müminlerin anneleri oldukları için diğer ümmetin fertlerine helal olmaları mümkün değildir. Çözüm, kendi evlerinde zorluklar çekseler de kalmaktır. Bu durumun ardından Peygamber (s.a.v)’e dendi ki;

Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen, elinin altında bulunan cariyeler hariç, güzellikleri hoşuna gitse bile, bunların yerine başka hanımları alman sana helal değildir. Allah her şeyi gözetendir (Ahzab 52).

Çok evlilik, onurlu ahlakın, farklı yapıların ve çocuğa ihtiyacı olanın kabul edebileceği bir sistemdir. Peygamberlerin siretlerinde bu böyle bilinmektedir. Ben Tevrat’ın, Süleyman (a.s)’ın bin hanımı olduğunu zikretmesini kuşkuyla karşılıyorum. Bunda çılgınlıkların olduğu kanaatindeyim. Çağdaş medeniyet, bu olayla alakadar olacak değildir. Buradaki çok evlilik, mubahı gözetmedir. Belki avare biri, Süleyman’ın ele geçirdiğinden daha fazlasını, nikahla değil taşkınlıkla yapabilir.

5- Ahzab Süresi’nde geçen Peygamber’e son çağrı yüce Allah’ın şu buyruğudur;

Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini almalarını söyle. Onların tanınmamaları ve incitilmemeleri için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir (Ahzab 59).

Bir sonraki gelen ayet, bu direktifin nedenini açıklamıştır. Medine’de şüphe uyandırmak için yollarda aylak aylak dolaşan kötü gençler vardı. Bu gençler, örtüsü olmayan veya açık bir bayan buldukları anda ondan umutlanıyorlardı. Bu yüzden mü’min kadınlar, örtünmeye tam olarak önem vermekle, rüzgar estiği veya hızlı yürüdükleri vakit elbiselerinin açılmasına fırsat vermemekle emrolundular. Böylece kasdi isteklere set çekerek ve kendilerini rezillerden sakındırarak korundular. Sonra o fahişelik yapanlara denildi ki;

Eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve Medine’de yalan haber yayanlar vazgeçmezlerse andolsun sana onlarla çarpışmanı emrederiz. Sonra da onlar orada ancak az bir süre sana komşuluk ederler. Lanete uğramışlar olarak; nerede ele geçirilirse yakalanır ve alabildiğine öldürülürler (Ahzab Süresi 60-61)

Çağdaş medeniyetin, yakın uzak, isteyen istemeyen herkesin fitnelere düçar oldukları bir gerçektir. Elbise dikenlerin ve modacıların üzerinde dönüp durdukları eksen, harama kışkırtmaktır. Orada kalplerin takvasına yer yoktur

Peygamber (s.a.v)’e yönelik çağrıların yanı sıra, altı çağrı da mü’minlere yapılmıştır.

Bu çağrıların birincisi; grupların Medine’ye saldırıları esnasındaki konumunu ele almaktadır. Bu çok zor bir konum idi. Bütün kafirler, Arap Yarımadası’nın her tarafından orayı ele geçirmek için yöneldiler. Onlara içten münafıklar ve Yahudiler de destek çıkıyorlardı. Kurtuluş mücadelesi veren Müslümanlar, değirmenin iki taşları arasındaydılar. Onlar bu kabaran denizde boğulmayla karşı karşıyaydılar

Hani onlar size hem üstünüzden, hem de alt tarafınızdan gelmişlerdi. O vakit gözler yerinden kaymış, yürekler de gırtlaklara varmıştı. Allah hakkında da türlü zanlarda bulunuyordunuz. İste orada müminler imtihan edilmiş ve şiddetli şekilde sarsılmışlardı (Ahzab Süresi 10-11).

Müslümanlar kendi elleriyle kazdıkları hendeğin öte tarafında kenetlenmiş bir halde açılan gedikleri kapamak ve tehdit eden durumlar karşısında yardımlaşmak için sağa sola koşuyorlardı. Onların Allah ile olan bağları gerçek olmasaydı mukavemet gösteremezlerdi. Onlar çözülmediler ve Allah  yolunda tuttukları nöbetlerinden vazgeçmediler. Aksine yüce Allah’ın buyurduğu gibi oldular:

Müminler ise düşman birliklerini gördüklerinde Allah’ın ve Resulünün bize vaat ettiği budur. Allah da, Resulü de doğru söylemiştir dediler ve (bu) onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı. Müminler arasında Allah’a verdikleri sözde içtenlikle sebat gösteren nice yiğitler vardır. Onlardan kimisi adağını yerine getirdi, kimisi de beklemektedir. Onlar hiçbir şeyi değiştirmemişlerdir (Ahzab Süresi 22-23).

İnanç sahiplerinin mantığı, menfaatçilerin mantığı gibi değildir. Medine’yi savunanların, sınırlarını savundukları ve korudukları bir gerçektir. Pusu kurana fırsat verilmemiştir.

Hücuma geçenler ise ümitsizliğe kapılmışlar, bir sığınak bulamadan Medine’nin etrafında dönüp durmuşlardır. Sonra çıkan bir fırtına ile dağılmışlar, yerlerinden sökülmüş, güçleri parçalanmış, endişeye kapılmışlar ve ayrılma kararı almışlardır.

Allah kafirleri hiçbir hayır elde etmeksizin öfkeleri ile geri çevirdi. Allah savaşta müminlere yetti. Allah çok güçlüdür, Azizdir (Ahzab Süresi 25).

Bir hadis-i şerifte geçtiği üzere Peygamber (s.a.v)’in yorumu şöyle idi: Bir tek olan, vadinde doğru olan, ordunu güçlendiren ve tek başına grupları hezimete uğratan Allah’a hamd olsun

Ahzab Savaşı’ndan sonra müşrikler, Medine’yi ele geçiremeyeceklerini anladılar. Bu sebepler orası için savaşmayı düşünmediler. Gerisin geri dönerek ganimetle yetindiler.

Mü’minlere yapılan ikinci çağrı;

Ey iman edenler! Allah’ı pek çok anın. Sabah akşam onu tesbih edin (Ahzab Süresi 41-42).

Bu çağırma fertlere olmaktan öte cemaate olduğuna inanıyorum. Çünkü İslam ümmeti, savunma ve müdafaa etmesi gereken evrensel risalete sahiptir. Bu risalet, Allah’a, şiarlarını yüceltmeye ve Allah’a kavuşmaya dayanmaktadır. Bu kavramları, günümüzde hiçbir millet tanımamaktadır. Hepsinin aralarındaki ortak payda, yüksek yaşam standardı ve bu dünya hayatını güzelleştirmedir. Ahiretten söz etmeye gelince bu boş ve saçma bir şeydir. Eski dinler, insanların Allah’ı tanımasında ve O’nunla buluşmaya hazırlanmasında iflas etmişlerdir. Dünya, toprağa tapınmadan ibarettir.

Bizim ümmet, Allah’a ibadet etme ve sancağını yükseltince bundan sonra Yüce Allah’ın şu buyruğuna ehil oldu:

O sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderendir, Melekleri de. O müminlere çok merhametlidir (Ahzab Süresi 43).

Allah’a ve meleklerine salat, ümmet için Allah’ı ve Allah’ın da kendisini zikretmesi demektir ve bu ümmetin bir vazifesidir. Müslümanlar, çağlar boyu dünyada ilk ümmet seviyesine yükselmişlerdir. Sonraları Müslümanlar, Allah’ı unutmuşlar, Allah’da onları unutmuştur. Şimdi Müslümanlar, ayaklar altındadır.

Müslümanlara yapılan fıkhi hükümleri içeren üçüncü çağrı ise

Ey iman edenler! Mümin kadınları nikahlayıp sonra kendilerine dokunmadan onları boşarsanız sizin için onlar aleyhine sayacağınız bir iddet olmaz. Ayrıca onları faydalandırın ve onları güzel bir bir şekilde salıverin (Ahzab Süresi 49).

Naas olduğu sürece, asıl ve fer’i oluşları, itaat noktasında eşittir.

Müslümanlara yapılan dördüncü çağrı;

Peygamber evine girmeyi düzenlemektedir. Mü’minlerin büyük bir çoğunluğu, Allah Resulü’nü kendi nefislerinden daha fazla sevmektedirler. Bu da mü’minleri, Peygamber’in yanında büyütmektedir. Hem sonra bu çağrı, boş vakitleri olanların vakitlerini nasıl geçirmeleri gerektiğini belirlemektedir. Sevgiyle veya büyük yakınlaşma ile teselli olanlar da vardır. İşte bunun için bu hikmetli irşada ihtiyaç duyurlmuştur

Ey iman edenler! Nebinin evlerine sizi için yemeğe izin verilmeden girmeyin. Yemek vaktini de beklemeye kalkışmayın, fakat davet olunduğunuzda girin. Yemek yediniz mi dağılın, söze dalmak için beklemeyin (Ahzab Süresi 53).

Bu düzenleme, büyük evlerde ehlileştirmedir. Bu, farklı yönlerden olabilir. Peygamber’in evi ise, mescide bitişik, uzunluğu ve genişliği sınırlı olan odalardan ibarettir. Bu yüzden mutlaka buralara gelen ziyaretin düzenlenmesi gerekir.

Mü’minlerin annelerinden birini gören kimsenin şerefsiz biri oluşu, üzücü bir olaydır. O şerefsiz adam, Muhammed ölünce onunla evleneceğini söylemişti. Bu saygın ev, sokak serserilerinin davranışlarından korunmayacak mı?

İşte bunun için hicab (örtü) sistemi getiriliyor:

.. Peygamber’in Hanımlarından ihtiyacınız olan bir şey istediğinizde onlardan hicap arkasından isteyin. Bu sizin kalbiniz için de, onların kalpleri için de daha temizdir. Sizin Allah’ın Resulüne eziyet vermeniz de, ondan sonra zevcelerini nikahlamanız da ebediyen olacak bir şey değildir. Çünkü bu Allah’ın yanında çok büyük bir günahtır (Ahzab Süresi 53).

Kendi evinin içinde kadın, istediği şekilde elbise giyebilir. Belli bir giyim ile mükellef değildir. Hiç kimsenin bahçe avlusuna atlayarak izinsiz eve girmesi ve kadına bakması da caiz değildir.

Bu sürede Müslümanlara yönelik olan beşinci çağrı ise; Sokak serserilerinden peygamberlerin namuslarını ve yaşamlarını korumak için gelmiştir:

Ey iman edenler! Siz de Musa’yı incitenler gibi olmayın. Allah onu dediklerinden temize çıkardı. O Allah’ın indinde itibarlı ve değerli idi (Ahzab Süresi 69).

Müslümanlara yönelik olan altıncı çağrı da bu gerçeği vurgulamaktadır

Ey iman edenler’ Allah’tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehine olmak üzere düzeltsin. Günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah’a ve Resulü’ne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur (Ahzab Süresi 70-71).

Bu bağlamda kerim peygambere yapılan eziyetler anlatıldıktan sonra O’nu destekleyen Allah’ın koruması ve himayesi altında olduğunu belirten şu yüce müjde gelmiştir:

Şüphesiz Allah ve melekleri Nebi’ye salat ederler. Ey müminler siz de ona salat ve selam edin (Ahzab Süresi 56).

Ahzab Süresi, yeryüzündeki insanların çalışmasını kısa öz bir şekilde özetleyerek son bulmuştur. İnsanlar, irade hürriyeti ve iyiyi kötüyü ayırt etme melekesi ile diğer yaratıklardan ayrılmaktadırlar. İnsanlar, dünyada içgüdüleriyle hareket eden canlılardan veya yüce özelliklere sahip olan yaratıklardan değildirler. İnsanlar, yükselebilen ve alçalabilen, sağ ile cennete ve sol ile cehenneme yönelebilen özel bir türdürler. Teklif emanetini insan yüklenmiştir. İnsan, Allah’ın ve insanların hukukuna ihanet edebildiği ve kötüye kullanabildiği gibi, bunu yerine de getirebilir.

Bu gerçeğe şu ayet işaret etmektedir:

Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de onlar onu yüklenmek istemediler. Bundan endişeye düştüler ama onu insan yüklendi, çünkü o çok zalim ve çok cahildir (Ahzab Süresi 72).

Ayet, beşere sunulan teklifleri temsil getirmekte, bunlarda dengeyi sağlamayı tercih etmekte ve bunların dışındakileri tutarsız kabul etmektedir.

Kaynak: Muhammed Gazali / Kur’an’ın Konulu Tefsiri / bkz: 533-544

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.