Kuran Yurdu

Ahiret Hayatı

    Allah’u Teala, içinde yaşadığımız bu dünya’yı ve üzerindeki bütün varlıkları geçici bir zaman için yaratmıştır. Bir gün dünya ve dünyadaki bütün insanlar, canlı ve cansız varlıklar yok olacaktır. Dağlar, taşlar, yerler, gökler parçalanacak (1) Allah’tan başka tüm alem son bulacaktır (2) Bu hadiselerin meydana geldiği günü Kur’an, “zelzele saati” (3) ve “Kıyamet Günü”* (4) diye adlandırır. Kıyamet Günü’nden sonra Allah’ın takdir ettiği bir zamanda insanlar yeniden hayat bularak kabirlerinden kaldırılacak ve “Mahşer”* denilen düz bir sahada (5), hesabı süratle gören Allah’ın (6) huzurunda, dünyada yaptıklarının hesabını (7)) vermek üzere toplanacaklardır (8). Hesapların görülmesinden sonra bir kısım insanlar iyilikleri nedeniyle Cennet’e, diğerleri ise, inkar ve kötülükleri nedeniyle Cehennem’e gideceklerdir.

    • İşte bu yeni hayatın başlayacağı günden itibaren, bitmez tükenmez bir halde devam edecek olan aleme “Ahiret Alemi” denir.

    Bütün semavi dinlerde olduğu gibi en son ve en mükemmel din (9) olan İslam’a göre, meydana geleceği ayet (10) ve hadisle ve bütün ümmetin fikir birliği ile kesin olan ahiret gününe inanmak, imanın şartı olarak farzdır.

    Ahiret Günü denilince

    • 1- Bu alemin hepsinin yok olması ve hayatın tamamıyla sona ermesi.
    • 2- Ahiret hayatının başlaması.

    Ahiret hadiseleri denilince de;

    • a) Canlılar için ahiret hayatının mukaddimesi olan ölüm, berzah alemi , kabir hayatı.
    • b) Sura üfürülmesi ve herkesin tekrar dirilerek kabirlerden kalkıp mahşer meydanında toplanması.
    • c) Dünya’da iyilik veya kötülük cinsinden yapılan işlerin kaydedildiği amel defterinin sahiplerine okutulması.
    • d) İyilik ve kötülüklerin tartıldığı mizan (terazi)’nin kurulup amellerin tartılması.
    • e) Bütün insanların üzerinden geçmeleri mecburi olan Sırat köprüsünden geçiş.
    • f) İmanlı ve ameli iyi olanların gideceği Cennet
    • g) İmansız ve ameli kötü olanların gideceği Cehennem
    • h) Peygamberimizin, seçkin müminlerle başında bulunduğu Kevser Havzı
    • i) Peygamberimizin müminlere şefaati, gibi hadiseler hatıra gelir. İşte bütün bunlar, Ahirete iman konusu içinde ele alınması gereken konulardır. Kesin nasslarla sabit olan bu hususlara inanmak, imanın şartlarındandır. Bunlardan birini inkar ise, ahireti inkar demektir.

    Kur’an, Ahiret alemini ayrıca “Din Günü ” (11) ve “Gayb Alemi” (12) olarak isimlendirir .Gözden kaybolan şeye gayb dendiği gibi, duyularla idrak edilemeyen, insan bilgisi dışında kalan şeye de gayb denir. Bir şeyin gayb olması Allah’a göre değil, insanlara göredir. Çünkü Allah’tan gizli kalan hiçbir şey olamaz. O, gayb ve şehadet alemini bilir (13). Kur’an’a göre varlıklar iki kısımdır: Gayb alemini meydana getiren; görülmeyen ve idrak edilemeyen varlıklar ve şehadet alemini meydana getiren; görülüp, idrak edilen varlıklar. Gayb alemine ait varlıklar da iki kısımdır:

    • 1- Bir kısmının delili yoktur. Varlığını ancak Allah bilir, duyularla idraki mümkün değildir. “Gaybın anahtarları Onun yanındadır, onları Ondan başkası bilemez.” (14)
    • 2- Bir kısım varlıklar da idrak edilemez ancak varlıkları delillerle anlaşılabilir. Allah’ın sıfatları, Ahiret, Cennet, Cehennem ve Melekler gibi. Bu tür gayb haberleri peygamberlere vahiy yoluyla bildirilir. Onlar da ümmetlerine bildirirler. Müminler, kendilerine vahiy yoluyla bildirilen ‘gayb’a ait haberlere inanmak mecburiyetindedirler. Mümin zaten inanan insan demektir. Bu haberlere inanmamak ise küfürdür. Ahiret de gayb haberlerinden olup inanılması zaruri olan vahye dayalı bir haberdir.

    Hayatının başlangıç ve sonu olmayan ancak Allah’tır. Bu alemin de bir gün yok olacağı muhakkaktır. Sonradan meydana geldiği bilinen bu alem üzerindeki değişiklikler, zamanla insan, hayvan, bitkiler ve bütün varlıkların ölmesi ve yok olması, depremler vb. bu alemin tamamının bir gün yok olacağının delilleridir. Bu tür hadiseler insan iradesinin ve gücünün dışında olan hadiselerdir.

    • Başlangıcı itibariyle yoktan var olduğunu kabul ettiğimiz bu alemin, yok olduktan sonra tekrar yaratılması akla aykırı değildir. Çünkü onu yoktan yaratan , onu helak ettikten sonra tekrar yaratmaya elbette kadirdir. İnsan da öldükten sonra tekrar, Allah’ın izniyle dirilecektir.

    Kur’an’da tekrar dirilmeye dair pek çok ayet vardır:

    • “Mahlukatı ilkin yaratıp, sonra (kıyamette) onu diriltecek olan O’dur, ki bu (öldükten sonra diriltme, ilk yaratıştan) O’na daha kolaydır…” (15). “Ey Resulüm, de ki: Onları ilk defa yaratan diriltir ve O, her yaratılanı hakkıyla bilir. ” (16). Bu ayetler, mahlukatı ilk yaratanın, onları tekrar dirilteceğini ifade etmektedir.

    İnsanların, hayvanların ve diğer canlıların uyumaları ve tekrar uyanmaları, öldükten sonra dirilmeye bir benzetmedir: “Odur ki geceleyin sizi öldürür (gibi uyutur), gündüzün ne işlediğinizi bilir; sonra belirlenmiş süre geçirilip tamamlansın diye gündüzün sizi diriltir. Sonra dönüşünüz O’na dır; sonra (O, dünyada) yaptıklarınızı size haber verecektir.” (17).

    • Kur’an-ı Kerim , kuraklık ve mevsim nedeniyle ölü hale gelen ve hayatı tamamen sönen toprağın, yağmurla veya sulanarak eski haline dönüşünü ve bereketlenmesini de, öldükten sonra dirilmeye delil göstererek şöyle buyuruyor: “O’nun ayetlerinden biri de (şudur): Sen, toprağı, boynu bükük (kupkuru) görürsün. Onun üzerine suyu döktüğümüz zaman titretir ve kabarır. Onu dirilten (Allah), elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir.” (18)..El-Hacc, 22/5-6 ayetinde öldükten sonra dirilme konusunda şüphede olanların dikkatlerini, yaratılışlarının safhalarına çekerek, bu ifadelerin altında tekrar diriltilmenin imkanını ortaya koymaktadır.

    Alemlerin yaratılışı, insanların yeniden dirilmelerine delil gösterilir:“Elbette gökleri ve yeri yaratmak, insanları (öldükten sonra) yaratmaktan daha büyüktür. Fakat insanların çoğu bilmezler. “(19).

    İnsanın boşuna yaratılmadığını (20); başıboş terkedilmediğini, (21) her nefsin ölümü tadacağını, inanan ve iyi amellerde bulunan kişilerin mükafatlandırılması ve kafirlerin de cezalandırılması için tekrar diriltileceklerini bildiren (22) ayetler de, ahiret hayatının birer delilidirler.

    Mahlukatın, ölüp yok olduktan sonra tekrar dirilmelerindeki hikmet, mükelleflerin bu dünyada iradeleriyle kazandıklarının karşılığını görmeleridir. Çünkü bu dünya kazanç ve amel dünyasıdır. Öbür dünya ise, yapılanların karşılığının görüleceği yerdir (23) .

    İnsanlar bu dünyada rızıklarında, işlerinde, ecellerinde, mutluluk ve mutsuzluklarında çok farklı bir yaşayış içindedirler. Kimi zalim, kimi mazlum, kimi iyi, kimi hasta, bir kısmı zengin, bir kısmı fakir, bir kısmı üstün, bir kısmı zelildir. Kimisi iyilik yapar, kimisi kötülük. Şayet ölüp de tekrar dirilmeyecek olsalardı, iyilik yapanlar mükafat, kötülük yapanlar da ceza görmemiş olurlardı. Bu ise Allah’ın adaletine aykırı olurdu. Bundan dolayı Allah tekrar dirilmeyi ve cezayı yaratmıştır; “İnkar edenler, kat’iyyen diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: “Hayır, Rabbim hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah’a göre kolaydır.” (24).

    • Ahirete iman

    kainatta meydana gelecek olan korkunç inkılabın kesin olduğunu kabul etmektir. Bu dünya hayatı tamamıyla son bulup, başka bir hayat başlayacaktır. Bu aleme iman, İslam inancını meydana getiren altı esastan birisidir. Mümin, imanı ve Kur’an ahlakı ile ahlaklanmasının neticesini ahirette göreceğine, Allah’ın lutfuna nail olacağına yakinen inandığı için ölüm ve ahiret hayatı, onu tedirgin etmezken; hayatını küfür ve isyanla, zulüm ve haksızlıkla geçiren kafir, asi ve zalim ise ölümü ve ölümden sonraki ahiret hayatını istemez (25).

    Hz. Ali ahireti inkar eden birisine şöyle demişti:

    • “Benim dediğim olursa sonunda sen zararlı çıkarsın. Fakat senin dediğin olursa, ben zararlı çıkmam. “

    Ahiret inancı, insana ilerleme ve gelişme yolunda büyük bir güç kazandıran mükemmel bir inanç türüdür. Cenab-ı Hakk şöyle buyurur: “Her kim inanarak ahireti ister ve onun için gerektiği şekilde çalışırsa, onun emeği mükafatla karşılanır.” (26). İnsan hayatı ile dünyanın varlığı, ancak sonunda bütün yapılanların sorgulanacağı bir ahiret hayatının olmasıyla bir anlam kazanır. Aksi takdirde hayatın ve dünyanın hiçbir anlamı olmadan insanın hayatına tam bir nihilizm hakim olacaktır. Bu da insanların büyük bir bunalıma ve ümitsizliğe sürüklenmesine yol açar. Ahirete iman insana sonsuzluğun yolunu açarken ölümü de en ince teferruatına kadar açıklayarak bir son olmadığını bildirmektedir. Ölüm yeni bir hayatın başlangıcı demektir. Ahiret inancıyla insanın bu dünyadaki hayatına bir anlam veriliyor. Ayrıca insanın yaşayışı da büyük bir disiplin altına alınmış oluyor. Zira ahirete iman insana büyük bir sorumluluk duygusu vermekte ve ilerde çekileceği büyük hesap gününe göre hayatını ve diğer insanlarla ilişkilerini sağlam bir karakter ve temele dayandırıyor. İnsan dünya hayatında yaptığı bütün amellerinin karşılığını o gün görecektir. “Kim zerre miktarı iyilik yaparsa onu görecek ve kim zerre miktarı kötülük yaparsa karşılığını görecektir. ” (27). Böylece ahirete iman insana büyük bir ümid kaynağı olduğu gibi onu adalete ve sonsuzluğa inandırır. Bu da adil, dürüst ve sağlam bir toplumun oluşmasını sağlar.

    Kur’an, inanan ve inanmayanların ahiret hayatını özetle şöyle izah eder: “Sur’a birinci üfleme üflendiği, arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp bir çarpışla birbirine çarpıldığı (ve hepsi darmadağın) olduğu zaman, işte o gün o vak’a olmuştur. Gök yarılmıştır, o gün o, zayıflamış, sarkmıştır. Melekler de onun kenarlarındadır. O gün Rabb’ının tahtını (arşını), bunların da üstünde sekiz (melek) taşımaktadır. O gün (hesap için Allah’a) arz olunursunuz. Sizden hiçbir sır gizli kalmaz. Kitabı sağından verilen: “Alın kitabımı okuyun ” der, “Ben hesabımla karşılaşacağımı sezmiştim zaten. ” Artık o, memnun edici bir hayat içindedir. Yüksek bir bahçede, devşirmesi kolay (meyveleri yakın). ‘ ‘Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü (bugün) afiyetle yiyin, için. ”

    Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: “Keşke bana kitabım verilmeseydi. Şu hesabımı hiç görmemiş olsaydım. Keşke (ölüm işimi) bitirmiş olsaydı. Malım bana hiçbir fayda vermedi. Gücüm (saltanatım) benden yok olup gitti (hiçbir şeyim kalmadı). (Yüce Allah, Cehhenem’in muhafızlarına emreder): “Tutun onu, bağlayın onu, sonra Cehennem’e sallayın onu. Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu. Çünkü o, yüce Allah’a inanmıyordu, yoksulu doyurmaya ön ayak olmuyordu. Bugün onun için candan bir dost yoktur. İrinden başka yiyecek yoktur. Onu (bile bile) hata işleyenden başkası yemez.” (28).

    Yukarda çizilen manzara inanan ve inanmayan kişinin ahiret hayatını veciz bir şekilde ortaya koymaktadır. İnanan için müjde, inanmayan için korku kaynağı olan bu alem, onu idrak eden her akıl sahibinin kendi dünyasını, fikir ve yaşayış biçimini, Allah’ın arzu ettiği biçimde intizama koymasına en büyük etkendir. Herkesin toplandığı ve kazandığı kendisine tastamam verildiği (29), kimsenin kimseden cezasına karşılık bir şey ödeyemediği (30) ana, baba, evlad, dost herkesin kendi başlarının derdine düşerek ve hak talep edilmesi endişesiyle birbirinden kaçtığı (31), dünyada iken inanç ve amelleri nisbetinde bazı yüzlerin ak, bazı yüzlerin de kara olduğu (32) o ceza gününde insanların makam, mevki, zenginlik, tahsil gibi insanlarca meziyet kabul edilen hiçbir özelliklerine aldırış edilmeksizin, kulların yaptıklarına göre hak tecelli eder. “Ey inananlar, Allah’tan korkun ve kişi, yarın için ne (yapıp) gönderdiğine baksın. Allah’tan korkun; ve Allah, yaptıklarınızı haber almaktadır” (33).

    • Kabir Hayatı

    Dünya hayatından sonra, ahiret hayatından da önce fakat ahiret hayatı içinde ele alınması gereken bir başka hayat daha vardır ki o da kabir hayatı veya “Alem-i Berzah”denilen hayattır. Berzah,* asıl manasında iki şey arasında bulunan engel, ayırıcı sınır demektir. Bu kelime Kur’an’ın “el-Mü’minun, 23/100; er-Rahman, 55/20; el-Furkan, 25/53” ayetlerinde “iki şey arasındaki engel” manasında kullanılmıştır.

    Ragıp, el-Müfredat adlı eserinde şöyle der: “Berzah; ahirette insan ile yüksek menzillere ulaşması arasındaki engeldir. Bu kelime, el-Beled, 90/11 ayetindeki “el-Akabe” kelimesine işarettir. Ayetin meali şöyledir: “Fakat o, (hedefe varmak, yapılan iyiliklere teşekkür etmek için) sarp yokuşu geçemedi.” Ayette bildirilen engeli ise ancak salihler aşabilir. Berzah’ın ölüm ile kıyamet arasındaki engel olduğu da söylenir.

    • İnsan için üç hayat vardır:

    Dünya Hayatı: Ruhun cesetle birlikte yaşadığı içinde bulunduğumuz hayat.

    Berzah Hayatı: Ruh, dünyada iken içinde bulunduğu cesetten ayrılmış, azab yahutta nimet içinde müstakil hale gelmiştir.

    Ahiret Hayatı: Ruhların dünyada iken içinde oldukları cesetlere dönmeleri ile meydana gelen son hayat. Görüldüğü gibi Berzah hayatı, birinci hayat ile ikinci hayat arasındadır. Dünya hayatı çalışma, Ahiret hayatı ise çalışmanın karşılığını görme hayatıdır. Bu ikisi arasındaki hayat da, beklemekten ibaret olan Berzah hayatıdır (34).

    Ölüm anında, ruhlar cesetten ayrılırken rahmet veya azab melekleri vasıtasıyla onlara, hallerine uygun durumlar gösterilir:

    “Melekler, o kafirlerin yüzlerine ve arkalarına vura vura: “Tadın Cehennem azabını. ” diyerek canlarını alırken bir görmeliydin…” (35). Ayetlerde bildirilen azab, ölüm anında kafir ve günahkarlara yapılan azabtır.

    Ahmed İbn Hanbel’in Müsned’inde (IV/288, 397) yer alan rivayetlere göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Mümin kul, dünyadan ayrılmak üzere ve ahirete yöneldiği anda ona semadan beyaz yüzlü melekler iner. Yüzleri sanki güneş gibidir. Yanlarında Cennet kefenlerinden ve kokularından vardır. Onun görebileceği yere otururlar. Ölüm meleği gelir, baş tarafına oturur ve şöyle der: “Ey güzel ruh, çık ve Rabbi’nin rızasına ve mağfiretine gel. ” O da, ağızdan damlayan bir damla gibi çıkar. Kafir kul dünyadan ayrılmak ve ahirete yönelmek üzere olunca, yanında kaba bir elbise olan siyah yüzlü bir melek gelir, onun görebileceği bir yerde oturur, şöyle der:

    • “Ey çirkin ruh, haydi çık, Rabb’inin öfkesine ve gazabına gel. Ruh cesedden korkarak ve güçlükle ayrılır.”

    Ölümden sonra berzah aleminin ikinci makamı olan kabir hayatı başlar. Kabirde ilk zamanlarda ruh cesetle birlikte bulunurlar, beraber azab ve mükafat görürler. Daha sonra ruh cesetten ayrılır ve müstakil olur. Peygamberimiz (s.a.s.)’in ifadesine göre; “Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut Cehennem çukurlarından bir çukurdur. ” Ruhun cesetle birlikte kabirde azap ve mükafat görmesinin bir benzeri, hepimizin zaman zaman gördüğümüz acı veya tatlı rüyalardır ki kişi kendisini sonsuz nimetler veya azap içinde görür de bunlar ancak uyanmakla sona erer.

    Kabir hayatı hakkında Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “Ölüm meleği Mümin kulun ruhunu aldığı zaman melekler onu, göz açıp kapayacak kadar ölüm meleğinin elinde bırakmazlar. Onu alır, bu kefene koyarlar. Ondan, yeryüzünde bulunan mis kokusu gibi bir koku çıkar. Onu melekler arasından geçirirken: “Bu güzel ruh nedir?” derler. Dünyada iken söylenen en güzel ismini söyleyerek: “Falan oğlu falandır” derler. Dünya semasına ulaşıncaya kadar çıkarırlar. Nihayet Cenab-ı Allah: “Kulumu ‘İlliyyine’ yazınız. ” buyurur. Bu, Cennet’in en yüksek derecesidir. “Ben onu yeryüzündeki cesedine iade edeceğim.” İki melek yanına gelir ve: “Rabbin kimdir?” derler. Ruh:

    • “Rabbim Allah’tır. ” der. Onlar:
    • “Dinin nedir?” derler. Mümin ruh:
    • “Dinim İslam ‘dır. ” der. Onlar:
    • “Bunları sana bildiren nedir?” derler. O da:
    • “Allah’ın kitabını okudum, ona inandım ve tasdik ettim” der.

    Bunun üzerine semadan bir ses gelir:

    • “Kulum doğru söyledi. Cennet’te makamını hazırlayınız. Onun için Cennet’ten bir kapı açınız. der. kafir kulun ruhunun berzah hayatı hakkında Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Ölüm meleği kafir kulun ruhunu aldığı zaman, melekler bu ruhu onun elinde göz açıp kapayıncaya kadar bırakmazlar. Onu hemen kalın bir elbiseye koyarlar. Ondan yer yüzünde bulunan leş kokusu gibi bir koku çıkar. Onu semaya yükseltirler. Meleklerin yanından geçerken: “Bu kötü ruh kimindir?” derler. Melekler, en kötü ismini söyleyerek: “Falan oğlu falandır.” derler. Onun için semanın kapısını açmasını isterler, fakat açmazlar.” Bu esnada Peygamberimiz (s.a.s.) şu ayeti okudu: “Onlara gök kapıları açılmaz (ruhları göğe yükselmez) ve deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar (hiçbir zaman) Cennet’e giremezler.” (36). Allah: “Onun kitabını en aşağı makama yazınız” der. Sonra onun ruhu uzaklaştırılır. Peygamberimiz (s.a.s.) sonra şu ayeti okudu: “…Kim Allah’a ortak koşarsa o, sanki gökten düşmüş de kendisini kuş kapıyor veya rüzgar onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir. ” (37). Ruhu cesede iade olunur da iki melek (Münker ve Nekir) gelir, yanına oturur ve:

    “Rabbin kimdir?” derler. O da:

    “Şey şey, bilmiyorum,”der. Onlar:

    “Dinin nedir?” derler, o da:

    “Şey şey, bilmiyorum,”der. Onlar:

    “Size kim peygamber olarak gönderildi? Peygamberiniz kimdir?” derler:

    “Şey şey, bilmiyorum,”der. Bunun üzerine semadan bir ses

    “Yalan söyledi, Cehennem’deki yerini hazırlayınız.” der. Onun için Cehennem’e bir kapı açarlar. Cehennem’in harareti ve kokusu gelir, kabri daralır ve onu sıkıştırır. Çirkin yüzlü ve kötü elbiseli bir adam gelir ve ona şöyle der:

    “Sana yazıklar olsun, va’d olunduğun gün işte bu gündür. ” Kafir ruh ona:

    “Sen kimsin? Çirkin yüz kötülük getirdi,” der. O da:

    “Ben senin çirkin amelinim” der. Bunun üzerine:

    “Rabbim, kıyameti koparma.” der. Sonra kör, sağır, dilsiz ve elinde balyoz olan birisi gelir. Elindeki bu balyozu bir dağa vursa toprak olur, ona bir vurur, toprak oluverir. Sonra onu Allah eski haline getirir, tekrar bir daha vurur. Öyle bir çığlık atar ki insanlar ve cinlerden başka her şey duyar. ”

    Ruh, kabirde sorulan suallere verdiği cevaplara göre ya İlliyyine ya da Siccin’e gönderilir. Burada, yeniden diriltilecekleri güne kadar emaneten dururlar. Yeniden dirilme gününde ise Allah’ın emri ile tekrar cesetlere girerler. İyi, kötü, bütün ruhların kendi kabirleriyle alakaları vardır. Bu alaka ile ziyaretçilerini tanırlar. Nimetlerin lezzetlerini, yahutta cehennem’in acısını yanlarında hissederler. Şehidlerin ruhları ise yeşil kuşlar gibi Cennet’lerde otlar ve Arş’ın altında asılı bulunan kandillere sığınırlar,(38) Ayette Allah yolunda öldürülen şehidlerin, gerçekte, ölü olmadıkları, Allah katında Cennet nimetleriyle rızıklandırıldıkları bildirilmektedir. Ayrıca şehid ruhlarının, Cennet’te kendilerine yapılan ikramlar nedeniyle, bir daha Allah yolunda öldürülebilmek için ruhlarının cesetlerine iade edilmesini istedikleri bildirilmektedir.

    • Kıyametin Kopması

    Ahiret hayatı, insanın ölümü ile başlarsa da, genel manada Kıyamet hadisesi ile başlar. Kıyametin ne zaman kopacağını Allah’tan başka, peygamberler de dahil hiç kimse bilmez, (39). Bilgisi Allah’a ait olmakla birlikte, Kıyametin kopmasına yakın zamanlarda bir takım alametler meydana gelir. İnanmayanlar için ihtar mahiyetinde Allah şöyle buyurur:

    “(İnanmayanlar, Kıyamet) saat(in)in, ansızın kendilerine gelip çatmasından başka neyi bekliyorlar? İşte onun alametler(inden sayılan ahir zaman Peygamber)’i gelmiştir.” (40). Kıyametin en büyük alameti Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilmesidir. Ondan sonra artık başka peygamber gönderilmeyecektir. O, peygamberlerin sonuncusudur (41). İşte bu, dünya hayatının sonunun yaklaştığına en büyük alamettir. Hz. Peygamber de: “Ben gönderildiğimde Kıyamet şu iki parmağımın birbirine yaklaştığı gibi yaklaşmıştır. ” buyurmuştur.

    Kur’an ayın ikiye bölünmesini de Kıyamet alametlerinden saymıştır:

    “Kıyamet yaklaştı, ay ikiye bölündü…”(42). Bu hadise, Peygamber zamanında ondan mucize isteyen müşriklerin isteği üzerine, Peygamber’in elinin işaretiyle ayın ikiye bölünmesi şeklinde meydana gelmiştir. Bu hadise üzerine de mealini verdiğimiz ayet nazil olmuştur. İslam bilginlerinden bir kısmı da “Kıyamet yaklaştı, ay bölünecek…” şeklinde gelecek zaman kipiyle mana vermişlerdir. Her iki manada da özellikle Kıyamet’in yaklaştığı vurgulanmaktadır.

    İsrailoğulları’na peygamber olarak gönderilen Hz. İsa tebliğ görevindeki tüm gayretlerine rağmen, sayılabilecek kadar az bir cemaat ona iman etmiş, buna mukabil düşmanlarının kendisini öldürme tuzaklarıyla karşılaşmıştır. Ne var ki Allah, düşmanların kurduğu tuzaklarını başlarına geçirmiş, peygamberini de zatına yükseltmiştir. . Şu anda hayatta olarak bulunduğu mevkii Allah’ın ilminde olan Hz. İsa, Kıyamet’e yakın zamanda tekrar dünyaya gelecek ve yaşadığı sürece Hz. Muhammed’in getirdiği şeriat üzere yaşayacaktır. Hz. İsa’nın tekrar dünyaya dönüşü, Kıyamet alametlerindendir. “O (İsa’nın gelmesi), Kıyametin kopacağını gösterir bir ilimdir…” (44).

    Kıyamete yakın zamanda, şu anda gördüklerimize benzemeyen şekilde, Kur’an’ın “dabbe” diye ifade ettiği bir hayvan ortaya çıkacaktır: “O söz (Kıyamet ve azap günü), başlarına geldiği zaman (kıyamet alametlerinin vukuu başladığı zaman) onlara yerden bir dabbe (canlı) çıkarırız; onlara insanların, ayetlerimize içtenlikle inanmadıklarını söyler.” (45) “Dabbetü’l-Arz”* diye isimlendirilen bu hadisenin meydana gelişi, Kıyamet vaktinin yaklaştığına dair bir alamettir.

    Ye’cüc ve Me’cüc* seddinin açılması ve yeryüzünde fesadın yayılması da Kur’an’da zikredilen Kıyamet alametlerindendir: “Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc (sedleri) açıldığı zaman onlar her tepeden (dünyaya) saldırırlar. Artık gerçek va’d (Kıyamet) yaklaşmıştır. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalır… ” (46).

    Bu alametler, Kur’an’da bildirilenlerdir. Hadisle bildirilenlere gelince, onlar da Allah’ın vahyine dayanır. Müslim’in Huzeyfe ibn Useyd el-Gifari’den rivayet ettiği bir hadiste Huzeyfe şöyle buyurmuştur: “Biz aramızda müzakerelerde bulunduğumuz bir esnada Hz. Peygamber (s.a.s.) yanımıza geldi ve: “Neyi müzakere ediyorsunuz?” dedi. ‘Kıyamet’i dediler. Şöyle cevap verdi: “On türlü alameti görmediğiniz sürece Kıyamet kopmaz. Bunlar, Duman, Deccal, Dabbetü’l Arz, Güneşin batıdan doğması, Meryem oğlu İsa’nın inmesi, Ye’cüc ve Me’cüc ile doğudan, batıdan ve Arap yarımadasından bir yerin batması, son olarak da Yemen ‘de bir ateşin çıkmasıdır. ”

    Kıyamet’in büyük alametlerinden öyleleri vardır ki, onlar görüldükten sonra artık tövbeler kabul olunmayacaktır.

    “(İnanmak için) illa meleklerin gelmesini yahut Rabb’ının gelmesini ya da Rabb’ının bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Ama Rabb’ının bazı (Kıyamet) işaretleri geldiği gün, daha önce inanmamış, ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye, artık inanması, bir fayda sağlamaz. De ki: “Bekleyin, biz de beklemekteyiz.” (47).

    Ebu Hüreyre’den rivayet olunan bir hadiste Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Üç alamet vardır ki, bunlar çıktığı zaman, daha önce iman etmiş yahutta imanında hayır kazanmış olmadıkça hiçbir kimseye imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal’ın görülmesi ve Dabbetü’l-Arz’ın zuhuru. ”

    Kıyametin bu büyük alametlerinin dışında Hz. Peygamber’in hadisleriyle sabit olan birçok hadiseler de Kıyamet’in küçük alametleri olarak kabul edilmiştir:

    Davaları bir olan iki Müslüman topluluğun birbirleriyle harp yapması

    herc’, öldürme olaylarının çoğalması

    Karanlık geceler gibi olan fitnelerin çoğalması,

    müslümanlarla yahudilerin savaşıp, müslümanların onları öldürünceye kadar mücadele etmeleri ve yahudilerin de taşların ve ağaçların arkasına saklanması, ‘Gargat ağacından’ başka bütün taş ve ağaçların:

    “Ey müslüman, Ey Allah’ın kulu, yahudi arkamdadır, gel onu öldür” demesi,

    Hicaz topraklarında bir ateşin çıkıp, Basra’daki develerin boyunlarını aydınlatması,

    Kahtan’dan bir adamın çıkıp insanları asası ile sevketmesi,

    Fırat nehri altından bir dağ haline gelip, ondan alabilmek için insanların birbirleriyle harp etmesi,

    cariyenin efendisini doğurması;

    ayağı yalın, çıplak fakir koyun çobanlarının bina yapmada birbiriyle yarış yapmaları vs. gibi olaylar Kıyamet’in küçük alametleri olarak sayılmıştır

    Allah, bu kainatın yıkılıp, birinci hayatın sona ermesini istediği zaman İsrafil adındaki meleğe ‘sur’a bir kere üfürmesini emredecek, o da bir kere üfürecektir. Kainatın hepsi bu derin gürültü ile sarsılıp, birbirine bağlı olan varlıkların düzeni bozulur, irtibat çözülür, korkunç bir zelzele meydana gelir, dağlar atılır, pamuk gibi dağılır, gökyüzündeki yıldızlar, gezeğenler ve güneş arasındaki ahenk yok olur, şimdi mevcut olan çekim kanunu iptal olur. Güneşin ayın ve yıldızların ziyası gider, gökyüzündeki bütün gezeğenler yörüngelerinden çıkar ve alemin tamamı Allah’ın yaratmasından önceki hale döner. Bütün bu olaylar, Allah’ın indirdiği vahiy ile bilinmektedir

    İkinci hayatın tanınması ve anlaşılması, insan aklının kavrayacağı bir şey değildir. İnsan aklı ancak bu hayatta olanları ve bu kainatta bulunanları kavrar. Bunun içindir ki, ikinci hayatın tanınması, Allah’ın kitabında bildirdiği haberler ve Resulü’nün anlatmalarına dayanır. Ayet ve hadislerden elde edilen bilgilere göre, İkinci hayat, İsrafil’in ‘sur’a üflemesiyle bu alemin yok olmasından kırk yıl geçtikten sonra başlayacaktır.

    O hayatın günleri ve ayları bu hayatın günleri ve aylari gibi midir, yoksa başka bir ay ve gün müdür?. Bunu bilemiyoruz. Bu, zaman geçtikten sonra gökten yağmur inecek, cesetler bitki gibi toprağın altından bitecektir. Bu iş, yağmur suyu ile her insanın kuyruk sokumunda bulunan küçük kemik vasıtasıyla meydana gelecektir. İkinci yaratılış tamamlanıp gelişme ikmal olduğu, cesetlerin heykelleri toprağın altında tamamlanarak hiçbir eksiği kalmadığı zaman onlara ruh verilir. Bu cesetlere hayat girer, hareket etmeye başlarlar. Ölüm meleğinin bu dünyada almış olduğu ruhları Allah her insana iade eder. Bu ruhlardan bazıları, sahibinin iman ehli ve amel-i salih sahibi oldukları için güzel ve temiz ruhlardır. Bunlar ulvi alemde muhafaza edilmişlerdir. Bazıları ise, küfür sahibi ve günahkar kişilerin ruhlarıdır, bunlar çirkin ruhlardır, süfli alemde kalmışlardır. Bu ruhlar, bulundukları yerden cesetlerine gelirler, sonra Allah’ın görevlendirdiği bir melek: “Yerinizden kalkınız, Rabb’ınıza dönünüz” diye seslenir. Onlar bu sesi işitirler ve icabet ederler. Yer açılır, kabirlerinden mahşere gitmek için canlı olarak kalkarlar (48).

    İkinci defa dirildikten sonra bütün mahlukatın bir sahada toplanmasına “Haşr” denir. Bu toplanma, dünyada yaptıklarından dolayı aralarında hüküm verilmesi içindir. İnsanlar kabirlerinden canlı olarak kalktıktan sonra ilk defa yaratıldıkları gibi tekrar hayata döndürüleceklerdir: “Mahkukatı ilk yaratmağa başladığımız gibi, yine onu öldükten sonra iade edeceğiz…” (49). Hz. Peygamber (s.a.v): “Kıyamet gününde insanlar çıplak, sünnet olmamış ve yalın ayak olarak (mahşer meydanına) geleceklerdir. ” der. Hz. Aişe: “Ey Allah’ın Resulü, kadın ve erkeklerin hepsi bir arada olunca birbirlerine bakmazlar mı?” diye sorunca Peygamberimiz(s.a.v): “Ey Aişe, o gün, insanların birbirlerine bakamayacakları kadar durum şiddetlidir. ” buyurarak “haşr” için toplanan insanların düştükleri sıkıntıyı dile getirmektedir.Muttaki, mücrim ve kafirlerin haşrolunmaları hakkında Kur’an şöyle der:

    “Takva sahiplerini heyet halinde Rahman(ın huzuruna) topladığımız gün, suçluları da susuz olarak Cehennem’e sürdüğümüz (gün) ” (50).

    “O gün ‘sur’a üflenir ve o gün suçluları (yüzleri kapkara, gözleri) gömgök (kör bir durumda) toplarız. ” (51).

    “…Kıyamet günü onları (kafirleri), yüzü koyun, kör, dilsiz ve sağır bir halde süreriz. Varacakları yer Cehennem’dir… ” (52).

    İnsanların, hesap vermek üzere toplandıkları Mahşer günü güneş, insanların başları üzerine iyice yaklaşır, sıcaklık çok şiddetlenir. Ve insanlar, günahları nisbetinde tere batarlar. Bir kısmı topuklarına kadar, bir kısmı diz kapağına, bir kısmı göbeğine ve bir kısmı da ağzına kadar tere batar . Hararetin en şiddetli olduğu bu günde,

    • adil devlet reisi,
    • gönlü mescidlere bağlı genç,
    • sadakayı gizli veren cömert,
    • güzel bir kadının zina davetini Allah’tan korkusu nedeniyle kabul etmeyen muttaki,
    • sevgileri Allah için olan iki dost,
    • Allah’a ibadetle büyüyen genç ve
    • tenha yerde Allah’ı zikrederek gözleri yaşla dolup taşan insanı Allah, lutfuyla Arş’ının gölgesinde gölgelendirecektir (Buhari,

    İnsanlar, Rabb’larının huzurunda haşrolunup toplandıklarında ve beklemenin zorluğu, korkunun şiddeti nedeniyle yorgunluk son haddine ulaştığında insanlar, ruhlarının temizliği ve kirliliğine göre Yüce Allah’ın kendilerine hükmetmesini beklemeye başlarlar:

    “Peygamberler (şahidlik edecekleri) vakit için getirildiği zaman: Ertelenmiş oldukları güne, yani hüküm gününe. Hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin? Yalanlayanların vay haline o gün.” (53). Bugün haklı ile haksızın, iyi ile kötünün, zalim ile mazlumun, inanan ile inanmayanın ayrıldığı fasıl günüdür. Özür ve kurtuluş fidyelerinin kabul edilmediği (54) dillerin konuşmadığı bu günde (55) ancak kendilerine, insanlar için şefaat etme izni verilenler konuşabilir. İnsanlar Adem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa peygamberlere, kendilerine şefaat etmeleri için giderler. Onlar bu konuda özür beyan edince bu defa Hz. Muhammed’e gelirler. Peygamberimiz (s.a.v) Rabb’ının huzurunda secdeye kapanarak ona hamdeder, ümmeti için şefaat diler. Rabb’i kendisine: “Başını kaldır ve iste, ne istersen verilecektir, şefaat et, şefaatin kabul edilecektir” deyinceye kadar secdede kalır. Ümmetine şefaat diler. Ümmetinden hesabı olmayanlar Cennet’e girerler.



    Kaynak = Şamil İslam Ansiklopedisi

    1-(el-Karia, 101/4-5), 2-(er-Rahman, 55/27). 3-(el-Hacc, 22/2) 4-(el-Kıyame, 75/-1) 5-(el-Hicr, 15/25) 6-(Ali İmran, 3/19) 7-(el-Hakka, 69/19, 37 8-(el-Casiye, 45/26) 9-(el-Maide, 5/3) 10-(el-Bakara, 2/4) (11-el-Fatiha, I/3) (12-el-Bakara, 2/3) (13-el-Haşr, 59/22) (14-el-En’am, 6/59) (15-er-Rum, 30/27) (16-Yasin, 36/79) (17-el-En’am, 6/60) (18-Fussilet, 41/39) (19-el-Mümin, 40/57; en-Naziat, 79/27, 33; Yasin, 36/79, 81) (20-el-Müminun, 23/115) (21-el-Kıyame, 75/36) (22-Ali İmran, 3/185; Yunus, 10/4; el-Leyl, 92/4, 11) (23-Ali İmran, 3/185) (24-et-Teğabun, 64/7, ayrıca en-Nahl, 16/30-40) (25-el-Bakara, 2/95; Ali İmran, 3/56; el-İsra, 17/10; ez-Zümer, 39/26, 45) (26-el-İsra, 17/19) (27-Zilzal, 99/7-8) (28-el-Hakka 69/13-37) (29-Ali İmran, 3/25-30; el-Casiye, 45/28; Kaf, 50/44; et-Teğabun, 64/9) (30-el-Bakara, 2/48, 123) (31-Abese, 80/34-37) (32-Abese, 80/38-42; Ali İmran, 3/106-107) (33-el-Haşr, 59/18) (34-Ali İmran, 3/185) (35-el-Enfal, 8/50, el-En’am, 6/93-94) (36-el-A’raf, 7/40) (37-el-Hacc, 22/31) (38-en-Nisa, 4/169) (39-el-Mülk, 67/26) (40-Muhammed, 47/18) (41-el-Ahzab, 33/40) (42-el-Kamer, 54/1-3) (43-Ali İmran, 3/54-55; en-Nisa, 4/157-158) (44-ez-Zuhruf, 43/61) (45-en-Neml, 27/82) (46-el-Enbiya, 21/96-97) (47-el-En’am, 6/158) (48-el-Hakka, 69/13-18; Kaf, 50/41-44, el-Kamer, 54/6-8; el-Mearic, 70/41-44; elAdiyat, 100/9-10) (49-el-Enbiya, 21/104) (50-Meryem, 19/85-86) (51-Taha, 20/103) (52-el-İsra, 17/97; Taha, 20/124) (53-el-Mürselat, 77/11-15) (54-Hadid, 57/15; el-Bakara, 2/254) (55-el-Bakara, 2/255)

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.