Kuran Yurdu

Adiyat Süresi Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri

    1-) Nefes nefese koşan, 2-) Tırnaklarıyla kıvılcımlar saçan 3-) Sabah sabah akın edip 4-) Tozu dumana katan, 5-) Ve toplulukların ta ortasına kadar şimşek hızıyla dalan(at)lara yemin olsun ki 6-) İnsan,hakikaten Rabb’ine karşı son derece nankördür 7-) Kendisi, de bizzat buna şahittir 8-) Zira ondaki mal sevgisi/hırsı çok şiddetlidir 9-10-11-) Acaba bu insan,kabirdekiler dışarı saçıldığı ve kalplerdeki sırlar ortaya döküldüğü gün,Rab’lerinin o gün her şeyden kesinlikle haberdar olduğu gerçeğini bilmiyor mu?

    Bu mübârek sûre “El-Asr” sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. Onbir âyet-i kerîmeyi içermektedir. Âdiyât denilen bir kısım mahlûkata yemîn ile başladığı için kendisine bu ad verilmiştir. Bundan evvelki “Ezzilzâl” sûresinde hayır ve şer karşılığında mükâfat ve ceza takdir edilmiş olduğu bildirilmişti. Bu sûrede de birçok insanların hayra değil, yalnız dünya varlığına ihtiraslı olup çalıştıkları bildirildiği için aralarında mühim bir irtibat vardır.

    1. Bu mübarek sûre, bir takım mühim kevni olaylara yemîn suretiyle insanları uyanmaya davet ediyor. İnsanların fani şeylere pek ihtiraslı olduklarını bildiriyor. Haşr ve neşir durumlarını ve Cenab-ı Hak’kın insanların bütün hallerini bildiğini ihtar ediyor. Şöyle ki: (Andolsun o) Cihanda giden gazilere ait at, deve gibi (hızlı hızlı koşanlara.) o muhterem süvarilere.

    • Adiyat” diyenin çoğuludur ki: Koşup giden, at ve deve gibi şeylerdir. “Dabh” de binek hayvanlarının koştukları vakit duyuları sesleri demektir.

    2. (Sonra o) Koşarken taşlara (çarparak ateş saçanlara.) o binek hayvanlarına da andolsun.

    • “Mûriyat” mûriyenin çoğuludur ki: Ateş çıkaranlar mânâsınadır.
    • “Kadh” da ateş çıkarmak için çarpmak demektir.

    3. (Sonra sabahleyin) Ansızın hücum edip düşman üzerine (baskın verenlere…) yani: İslam gazilerinin at ve deve gibi sabahleyin koşup giden nakil vasıtalarına da andolsun.

    Mûgirat” Mügîrenin çoğuludur ki: Ansızın düşmana karşı onu öldürmek veya esir almak veya malını elde etmek için hücum eden şeyler demektir.

    4. (Sonra onunla) Öyle sabahleyin düşmana karşı koşup gitmekle (toz duman karıştıranlara..) da, o cihat vasıtalarına da andolsun.

    İsare“: Tehyic, yâni tozları hareket ettirmek.

    Nak’ı“da gubâr, toz mânâsınadır.

    5. (Sonra onunla) Öyle yürüyüp gitmekle (bir topluluğun) bir düşman cemiyetinin (ortasına girenlere…) de, yani: Din düşmanlarını parçalayarak ayrılığa düşüren, onların birliklerini darmadağın eden İslam gazilerine de andolsun.

    • Vesatne” kelimesi, bir topluluğun ortasına giriverdiler demektir. Bunlara bu şekilde yemîn edilmesi, öyle cihad vasıtalarının ehemmiyetine, yüksek şanlarına işaret içindir. Müslümanları hak yolunda kahramanlığa, fedakârlığa teşvik içindir.

    6. Cenab-ı Hak, yeminin cevabını, yani: Üzerine yemin edileni, ne için öyle yemin edilmiş olduğunu şöylece beyan buyuruyor: (Muhakkak ki: O insan) yâni: Çoğunluğu itibariyle insan nevi, haddizatında (Rabbi için elbette nankördür.) o kadar ilahî nimetlere nail olduğu halde onların şükrünü yerine getirmeye çalışmaz. Hakkı iptale cür’et eder. Ancak temiz yaratılışlarını muhafaza edenler, yasak, ahlaksızca şeylerden kaçınırlar, nefislerini güzel faziletler ile süslemeye çalışırlar.

    • Kenûd” nîmete karşı nankörlükte bulunan kimsedir. Asıl mânâsı, hiç bir şey bitirmeyen yer demektir. Hayırdan kaçınan, vazifesini yapmayan kimse, öyle bir yere benzetilmiştir.

    7. (Ve şüphe yokkî: O) İnsan, o nail olduğu nimetlerin kadrini bilip şükrünü yerine getirmeyen nankör şahıs (bunun üzerine) böyle nankörlüğü hakkında (elbette bir şâhittir.) kendisi de insaflıca düşününce kendisinin nankörlükte bulunmuş, şükür vazifesini yapmamış olduğunu bilir. İtirafa mecbur olur. Diğer bir görüşe göre de muhakkak ki: Allah-u Teala, o kulunun bütün hallerine şahittir, onları tamamen görüp bilmektedir. Bu ilahi beyan büyük bir tehdidi içermektedir.

    8. (Ve şüphesiz ki, o) İnsan, tabiatı itibariyle (servet muhabbeti için pek şiddetlidir.) pek fazla cimrice bir halde yaşar, kimseye yardım etmek istemez.

    • Hayr” burada çok mal, çok servet demektir, insanlar, öyle bir malı bir hayır sandıkları için ona böyle hayır adı verilmiştir.

    9. Öyle mala düşkün, ilahi nimetleri inkar eden bir insan (bilmez mi ki: Kabirlerde olanlar, fırlatılacakları zaman..) pek kolaylıkla yeniden hayata erdirilerek tekrar yeryüzüne çıkarılacakları vakit..

    “Bu’sire”: Son derece kolaylıkla çıkarılıp etrafa dağıtıldı demektir.

    10. (Ve kalplerde olanlar) Hayır ve şerre ait bütün düşünceler, kanaatler, ve gizli tutulan münafıkça, inkarca kuruntular (toptan) dışarı çıkarılarak (izhar edildiği vakit..) yâni: Kıyamet koptuğu, insanlar mahşere sevk edildiği zaman.

    11. (Şüphe yok ki:) Bütün o insanların (Rab’bileri) onları yaratmış, kendilerini nîmetlere nâil kılmış olan Kerem Sâhibi Yaratıcı (onlara) ait bütün işlerden (elbette haberdardır.) yâni: Onların bütün amellerini, maksatlarını Cenab-ı Hak, ezeli ilmiyle bildiği için artık o kıyamet gününde onlara o amellerine, arzularına göre ceza verecektir. Bu da büyük bir ilâhî tehdittir. Artık insanlar, uyanmalıdırlar, daha elde fırsat varken dinî vazifelerini güzelce yapmaya çalışmalıdırlar, tâ ki: Âhiret âleminde cezadan kurtularak mükâfatlara nâil olabilsinler. Kerîm, Rahîm Mâbudumuzdan muvaffakiyetlere nâil olabilsinler. Kerîm, Rahîm Mâbudumuzdan muvaffakiyetler niyâz eyleriz.



    b-) Turan Yazılım / Mürşit 5 / Kur’an / Tefsir / Bilmen

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.