Abdestin Önemi,Tanımı Ve Faziletleri Nelerdir?

  • 23 Kasım 2017
  • 401 kez görüntülendi.

Abdest Almak Ve Faziletleri



Abdest=Mukaddesata karşı hürmet ve tazim nişanesidir, mağfireti ilahiyeyi celbe vesiledir, vücudun sıhhati ve nezafetine hadımdır, bunun meşruiyetinde daha nice hikmetler vardır. Binaenaleyh bu pek faideli olan abdest vazifemizin kadrini bilmeliyiz, buna devam etmeliyiz, bununla maddi ve manevi temizlik gayesini takipte bulunmalıyız (1)” 

Allah Resulü (s.a.v):”Kim abdest alıp da: ‘Sübhanekellahümme ve bi-hamdik. Estağfiruke ve etûbu ileyk (=Allahım! Seni hamdinle tesbih ederim. Günahlarımın bağışlanmasını senden dilerim ve sana tevbe ederim)’ derse, bu bir kağıda yazılır, sonra mühürlenip Arş’ın altına kaldırılır. Kıyamet gününe kadar o mühür kırılmaz”.

Başka bir rivayet de ise:”Sizden biriniz eksiksiz abdest alır, sonra da Eşhedü en lâilâhe illallahu vahdehü la şerike leh ve enne Muhammeden abdühu ve Resûlüh (= Allah’tan başka ilâh bulunmadığına, Allah’ın tek ve ortaksız olduğuna inanırım. Ve yine Hz. Muhammed’in Allah’ın kulu ve Peygamberi olduğuna inanırım) derse, o kimse için Cennet’in sekiz kapısı da açılır, artık o dilediğinden girer” buyurmuşlardır.

Nasıl ki her şeyin öncesinde bir hazırlık aşaması vardır;aynı şekilde Allah Teala(c.c)’nın farz kıldığı namaz görevini ifa içinde aynı şekilde bir takım hazırlıklar şarttır ve bunların yerine getirilmesi gerekmektedir.Nasıl ki bir işe başlamadan önce gerekli hazırlıkları plandır, projedir,malzeme listesidir vs vs hazırlıyorsun aynı şekilde namaz içinde aynı hazırlıkları yapmak zorundasın.İşte namaz görevini ifa içinde aynı şekilde abdest almak zorundasın.

Kaldı ki abdest öncesi gerekli olan bazı hazırlıklar da mevcuttur temizlikle alakalı ancak bunları fıkıh kitaplarında bulabilirsiniz.

Ancak bu hususta özetle söylemek gerekirse cünüp,hayız,nifas,lohusa gibi durumların olmaması yani guslü gerektirecek hususlardan herhangi birisi üzerinde bulunmamalıdır.Aynı hassasiyet yani temizlik,necaset gibi kusurlu olan ve abdeste ve namaza zarar veren (namazı bozan) hususlarında herhangi birisi üzerinde bulunmamalıdır.

Nitekim zaten abdeste zarar veren ,abdesti bozan bir durum abdestsiz namaz olmayacağına göre namazı da bozmuş olacaktır.Yani işin sonunda alacağın mükafat yada sevap,başındaki niyetine ve saflığına temizliğine bağlıdır.Nitekim Allah Resulü (s.a.v);”Abdesti olmayanın namazı olmaz. Üzerine Allah’ın adını anmayanın (besmele çekmeyenin) abdesti de abdest değildir” buyurmuşlardır.

Allah Resulü (s.a.v)”Ey insanlar: “Namaza kalktığınız zaman yüzünüzü ve ellerinizi (dirsekler dâhil) yıkayınız. başınızı mesh edin ve ayaklarınızı da yıkayınız. Eğer cünüpseniz temizleniniz. Şâyet hasta veya yolculukta iseniz veya ayakyolundan gelmiş iseniz veya kadınlara yaklaşmışsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin. Yüzlerinizi, ellerinizi, onunla ınesh edin. Allah sizi zorlamak istemez; fakat şükredesiniz diye temiz olmanızı ve size verdiği nimeti tamamlamayı diler.”(Not=Bu dördü abdestin farzıdır.Maide Süresi / 6 bkz)

Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v);”Müslüman veya mü’min kul, abdest alıp da yüzünü yıkadığı zaman, gözüyle bakarak işlemiş olduğu her günah, su ile beraber yüzünden çıkıp gider; ya da suyun en son damlasıyla çıkıp gider. Ellerini yıkadığı zaman, eliyle işlediği bütün günahlar su ile veya suyun en son damlasıyla birlikte çıkıp gider. Ayaklarını yıkadığı zaman, ayakları ile yürümek sûretiyle işlemiş olduğu her türlü günah, su ile veya suyun en son damlasıyla birlikte çıkıp gider. Kısaca (abdestin sonunda) günahlardan tertemiz arınır.(2)

Nitekim aynı şekilde Allah Resulü (s.a.v);”Birinizin kapısında günde beş kez yıkandığı bir nehrin aktığını görürseniz ne dersiniz? Kirinden eser kalır mı?”.”Hayır, kirinden hiçbir şey kalmaz; tertemiz olur” dediler.”İşte beş vakit namaz da böyledir.

Allah o namazlar sayesinde bütün hataları siler” buyurdu (3)”

Ancak bu abdest görevini ifa ederken;kaş yapayım diye göz çıkartan doktor gibi,yada dolgu yaptırmaya giderken dişlerini söktüren hasta gibi olmayacaksın.Bir çok şeyi ezbere yapıyorsunuz,ezbere gerçekleştiriyorsunuz.Abdest alırken harcanan suyu mu dersin,abdest alırken yapılan hatalarımı dersin…

Şayet eğer biraz bilinçli bakacak olursanız eğer namaz kılmayan kılmıyor,abdest almayan almıyor;hadi anlamasak da bunu anladık diyelim ama peki ya abdest alanların,namaz kılanların yaptığı bariz hatalar.Adama bakıyorsun açmış suyu abdest alıyor.Ben o adamın aldığı abdest suyu ile duş alırım dersem sanırım yerinde bir benzetme olacaktır.Oysa dinimiz israfı haram kılmıştır.Bu abdestin ifası olsa,namaz için bile olsa israf haramdır.

Şeytanın vesveselerine kulak vermeyeceksin.Şeytan çok suyla daha çok abdest alırsın,daha güzel abdest alırsın vs vs vesvese verir ama şayet biraz bilinçli isen ve ezbere yaşamıyorsan ve ezbere yapmıyorsan bazı şeyleri bunları pek dikkate almazsın.Çünkü Resulüllah (s.a.v):”Abdest almakta olan Sa’d’ın yanına uğradı ve ona: “Nedir bu israf?” dedi. “Abdestte israf mı olurmuş?” deyince; şöyle buyurdu: “Evet, akar suyun kenarında bulunsan bile!”

Bir diğer husus ise şudur:Allah Resulü (s.a.v):”Abdesti tamamiyle yapınız, ayak ökçeleri için ateşten azap vardır”.

İzah : Dinî meselelerin hükümlerini beyan hususunda müteenniyâne hatamamiyle yerine getirmelidir. Böyle dikkat edilmeyip de abdest uzuvlarından her hangi biri lâyikiyle yıkanmaz, kuru kalırsa, veya mesh hususuna dikkat edilmezse sahibi cehennem azabına müstahik olur. Tam, emr-i şer’i üzerine alınan bir abdest ise sahibinin nuraniyetini arttırır, bir çok sevaplar kazanmasına vesile olur (4)”

Nitekim bazı kişiler başını mesh eder gibi sadece ayağına öylece su geçiriyor,ne yıkama var ne ovuşturma.Oysa ayakların yıkanması sünnet bir yana abdestin farzlarında birisidir ki bunun terkide kıldığın namazı da aldığın abdesti de boşa çıkaracaktır.Her ne kadar doğru yaptığını sanıyor olsan da,sevap işleyeyim derken günaha girersin.Tabiki doğrusunu ancak Allah bilir ama ezbere bir şeyleri yapmaktan gerçekleştirmekten vazgeçin.Böyle gelmiş böyle gider mantığından kurtulun.Abdülkadir Geylani‘nin deyimi ile adetlerden kurtulun Allah’ın kitabı Resulüllah’ın sünneti ile hayatınıza yön verin.

Üstte belirttiğim üzere özellikle hepsine çok dikkat edilmesi gerekiyor ama edindiğim izlenim insanların bir kesimi ayağını yıkarken aldığı abdest suyu hiç ayak topuklarına bile ulaşmadan ayaklarını öylece yıkayıp,takıyor çorabını gidiyor namaza.Kabul müdür,değil midir onu ancak Allah bilir ama göz göre göre bir farzı terk etmekte hoş karşılanmayacak bir husustur.Nitekim üstte vermiş olduğum hadis-i şerif “Abdesti tamamiyle yapınız, ayak ökçeleri için ateşten azap vardır” ve yine başka bir rivayet de “Abdest aldığında, el ve ayak parmaklarını iyice oğuştur!”gibi kesin bir emir vardır.Tabi ki doğrusunu ancak Allah bilir.

Yazıyı sonlandırırken şunu belirtmek istiyorum;Böyle ezbere sevgi olmayacağı gibi,sevginin alameti olmadan da sevgiliye yaklaşman pek mümkün değildir.Böyle kafana göre yaşayıp da Allah’ın emir ve yasaklarını kulak ardı edip kendi kafana göre,kendi nefsani ve şehvani arzularına göre yaşayıp da sevilenden şefaat beklemek takdir edersiniz ki pek mantıklı bir görüş değildir.Sevdiniz ama sevdiğinizin sevdiğini sevmediniz.Sevseniz bile dilinizle sevdiniz ama bedeninizle sevmediğinizi ifade ettiniz.Doğu ile batı gibisiniz misali.Nitekim Allah Resulü (s.a.v):”Ümmetim kıyamet gününde (abdestin izi olarak) yüzleri ve kolları parlak bir vaziyette çağrılacaktır. Öyleyse kimin parlaklığını çoğaltma imkanı varsa çoğaltsın!” buyurmuşlardır.

Başka bir rivayette ise:”Şüphesiz ümmetim Kıyamet Günü‘nde abdest nûrlarından yüzleri, el ve ayaklan parlak olduğu halde çağırılırlar. Kim yüzünün parlaklığını uzatmak istiyorsa, abdest alsın.”

Yine Allah Resulü (s.a.v):

“Allah’ın Resûlü bir gün Medîne mezarlığına uğrayıp:

“Ey mü’min kavimler yurdu! Size selâm olsun. inşallah biz de size katılacağız. Kardeşlerimi görmek isterdim.” buyurdu. Yanında bulunanlar:

“Ey Allah’ın Resûlü! Biz senin kardeşlerin değil miyiz?” diye sordular. Allah’ın Resûlü:

“Siz benim Ashâbım’sınız. Kardeşlerim henüz gelmemiş olanlardır.” buyurdu. Ashâb:

“Henüz gelmemiş olan ümmetinizi nasıl tanıyacaksınız?” diye sordular. Resûl-i Ekrem:

“Bir kimsenin hepsi aynı renkte olan atlar arasında, alnı ve üç ayağı beyaz bir atı bulunursa; onu tanımaz mı?” diye cevap verdi. Ashâb:

“Evet, tanır.” dediler.

“Bizim kardeşlerimiz yüzleri, el ve ayakları abdest nûru ile aydınlanmış olarak geleceklerdir. Ben de onları havuz başında bekleyeceğim.” buyurdu.

Şimdi size soruyorum;Tanımadığınız birisine sevgi besleyebilir misiniz? Varsayalım ki beslediniz sevdiğiniz sizi tanıyacak mı? Tanımanın,sevmenin bir alameti,bir nişanesi bir işareti vardır sonuçta.Bu alameti,bu işareti göremeyince doğudaki ahmet ile batıdaki mehmet nasıl birbirini tanımıyorsa,birbirleriyle karşılaşsalar bile ne o diğerinin,nede diğeri öbürünün suratına yüzüne bakar.İşte bu misale muhatap olmak istemiyorsanız yada istemiyorsak şöyle bir kendimizi sallayıp,silkinelim demekten başka bir çare bulamiyorum.

Bu arada kafanıza takılacaktır muhtemelen tanımadığınız birisine sevgi besleyebilir misiniz sözü.Diyeceksiniz ki biz Allah’ı ve Resulü’nü görmeden sevdik.Bende size diyorum ki görmek farklıdır tanımak farklıdır,sevmek farklıdır.Şayet gerçekten tanıyacak olsaydın gökten üzerimize Allah’ın rahmeti yağarken,Allah’ın huzuruna günahlarımız yükselmezdi.Her ne kadar beşer olsan da bunu minimum (en az) seviyeye indirmeye gayret göstereceksin.Tanımanın da,bunu en aza indirmenin yolu da ilimden ve amelden geçiyor bilginize….



Allah’ın selamı hak edenlerin üzerine olsun vesselam...!!!